Cropped shot of a computer programmer working on new code

İNTERNET BİZİ APTALLAŞTIRDI MI?

 

 


Biliminsanları artık beynimizin içinde bir şeyler olduğundan emin. Yıllardır bilgisayar başında çalışmak beynimizin yapısını çoktan değiştirdi bile. Okuma zorlukları, konsantrasyon eksikliği, anlama sorunları… “Homo interneticus” gerçekten de bir aptal mı? Uzmanlar altı soruda bunun cevabını arıyor.

Dijitalleşen hayatlarımızın büyük bir kısmı artık internette geçiyor. Türkiye’de 48 milyon internet kullanıcısı varken, yapılan son araştırmalar günde altı buçuk saatimizin internette geçtiğini ortaya koydu. Artık kitap okumak bile şaşırtıcı bir deneyim. Sayfalarca tasvir yapılan, cümlelerin satırlar boyu sürdüğü edebiyat klasiklerini düşünün. Cümleleri anlamadığımızda üzerine tıklayıp anlamını araştıramıyoruz, zor kelimeleri tek tıkla silemiyoruz. Kelimelerin beynimizin etrafında dönüp durduğu ama onları anlamadığımız hissini hepimiz zaman zaman yaşamışızdır. Okumak, okuyarak kafa dağıtmak, bir konuşmayı takip etmek, yakınlarını dikkatle dinlemek, kısacası kendini verebilmek artık günümüzde içi boş kavramlar. Sebeplerini hepimiz iyi biliyoruz: iş hayatının stresi, günlük yaşamın rutin sorumlulukları, uykusuzluk… Ama bunun daha keyif kaçırıcı bir açıklaması olması da mümkün. İnternet beynimizi sessiz sedasız modifiye etmiş olabilir mi? Altı soruyla bunun cevabını arıyoruz.

1. Nöral devrelerimizi mi modifiye ediyor?
Gazeteci-yazar Nicholas Carr’ın, 2008 yılında “Google bizi aptallaştırıyor mu?” kitabı içimize kurt düşürerek bilim dünyasında büyük bir polemiğe sebep olmuştu. Carr, konuyla ilgili şöyle diyor: “Günümüzün büyük bölümünü resimler, sesler ve metinler içeren bir ekranın karşısında oturarak geçiriyoruz ve bu cihazın garipliği aklımızın ucundan bile geçmiyor. Ekranda beliren şeyleri değerlendirmek ve işlemek için beynimizin aralıksız nasıl çalıştığını da hiç düşünmüyoruz.” Birçok araştırma, beyin plastisitesi olarak adlandırılan, beynin adapte olabilme özelliğini ortaya çıkardı. O yüzden evet, internet nöral devrelerimizi modifiye ediyor. Ama ne derecede? Beyin gözlemleme teknolojisi henüz bunu net cevaplayacak kadar gelişmiş değil ama varsayımlar yapılabiliyor. “Ekran tam anlamıyla beynimizi saatlerce ışığa maruz bırakıyor. İnternet üzerinde saatler geçirmenin beynimize iyi bir jimnastik yaptırdığını düşünüyoruz ama ben kendi adıma şunu söyleyebilirim, düşünce sistemim ister istemez eskisinden çok farklılaştı” diyor Nicholas Carr.

2. Okumamıza engel mi?
Paris 8 Üniversitesi Bilişsel Psikoloji Profesörü ve Nörolog Thierry Baccino şöyle diyor: “Okumayı öğrenmemiz bin yıldan fazla sürdü. Okumayla ilgili her şey, kelimeler arasındaki boşluklar, harflerin şekilleri gibi tüm öğeler beynimizin adaptasyonu için yoğun bir efor gerektirdi. Ekrana geçiş doğal gibi geliyor ama aslında diğerine kıyasla hiçbir şey.” Beynin işlevi; burun, ağız, kulak gibi tüm duyu organlarımızdan gelen bilgileri işlemek ve ezberlemek. Ekran karşısında, doğal olarak en çok gözlerimiz çalışıyor. Ancak göz-beyin ilişkisinin bu okuma şekline yeterince adapte olamadığı saptandı. Görsel bilgi işleyişi ekran üzerinde yüzde 30 artıyor. “Normal şartlar altında çıplak göz, okurken 250 milisaniye süren ‘görsel sabitleme’ esnasında sadece dört ila altı arası sembol algılayabilir” diyor Baccino ve ekliyor: “Ekran karşısında göz afallar. Semboller çok daha fazla ve renklidir, üstelik sabit değildir, bu yüzden çok daha yüksek dikkat ister.” İşte bu yüzden internet karşısında saatlerini geçirenler, basılı kitap okurken deneyimledikleri lineer okumanın beyinlerini yatıştırdıklarını hissederler.

3. Hafızamızı emiyor mu?
Beynimize her saniye başı giden 200 bin küsur görsel bilginin ezberlenmesi çok daha zor, çünkü aynı hızda veya yoğunlukta değiller: zamansız reklamlar, hiper metin karmaşası bağlantılar… İnternette aşırı veri yoğunluğu yüzünden ipin ucunu kaçırıyoruz ve beynin normal işlevi sekteye uğruyor. Bu da telefon numarası, tarih gibi şeyleri aklımızda tutmaya yarayan hafızamızı etkiliyor. Her ne kadar telefon numarası tuşlamak, not defterine yazılar karalamak gibi eylemleri “otomatik pilotta” hızlıca yapabililiyorsak da, her şeyi aynı anda yapmak insanüstü bir beceri gerektirir. İşte internet beynimizden tam da bu tip bir efor sarf etmemizi bekliyor, hem de ara vermeksizin. İnsanlığın bilgi külliyatı devasa bir zenginlik; o yüzden Yunan düşünürlerin zamanında olduğu gibi herkesin her şeyi biliyormuş gibi davranması artık imkansız.

4. Eleştirel bakışımızı yok ediyor mu?
İnternetteki bilgi denizini düşününce gözleri parlayan araştırmacı François Taddei, şöyle diyor: “Hiç endişe etmeyin. Zihnimizin devasa bir eleştirel kapasitesi var. Ayıklama yapabilir.” Araştırmacı, 17. yüzyılda Gutenberg döneminde var olan, bilginin demokratikleştirmesinin Batı’yı yozlaştıracağına dair eski endişelerden artık kurtulmak gerektiğini ifade ediyor ve ekliyor: “Beynimiz değişiyorsa da iyi yönde değişiyor. Çünkü sonsuz kaynağı bulunan internet eleştirel bakış açımızı ve başkalarıyla yüzleşme yetimizi geliştirmeye yardımcı oluyor. Kısacası internet beynimizden kapasitesini artırmasını istiyor. Veriler değişiyor, kimileri kullanılmaz hale geliyor, sürekli güncellenmeleri gerekiyor ve şüpheciliği tetikliyor. Asıl cihazların olmaması bizi aptallaştırırdı!

5. Kararlarımızı etkiliyor mu?
Fransa’daki Sosyal ve Bilişsel Psikoloji Laboratuvarı Lapsco’da araştırmacı olan Martial Mermillod, bilgisayarın açılma, veri yakalama ve işleme gibi fonksiyonlarını beynin taklit edeceği görüşüne kapılmamak gerektiğini ifade ediyor. “Nicholas Carr’ın dediği gibi, eskisi gibi düşünmediğimizi söylemeden önce düşünmenin tanımını yapmalıyız.” Nöropsikoloji alanında faaliyet gösteren herkes için bilinç hala Pandora’nın Kutusu gibi. Hatta hafıza konusu bile gizemini koruyor. “Zaten beynin düşüncenin tek merkezi olmadığını biliyoruz. Aslında tüm bedenimizle düşünürüz” diyor Mermillod. Gerçekten de beyin ekranın başında yalnız değil; diğer organların tamamıyla sürekli iletişim halinde, bu da beynin tamamını çalıştırıyor ve sonuç olarak düşünce doğuyor. Devamı daha da şaşırtıcı: “Bir veriyi entegre etmek için kaslarımızla korku veya sinirlenme ifadesi simülasyonu yaparız. Sonra beyne sinyaller gönderen belli belirsiz hareketler oluşur ve onları genellikle karar verme aşamasında kullanırız.” Bu cisimleşme teorisi tam tersine, yüz veya bedensel ifadeler engellendiğinde de işe yarıyor. Bu çok yoğun duygular hissettiğimizde oluyor. Mermillod şöyle diyor: “Sinema veya televizyonda tanımadığımız insanların yüzlerini büyük planda görürüz ve onları tamamen cisimleştiririz ama internet için aynı şey geçerli değil. Daha az duygusallık yüklü internetin başında aktif seyirciler olarak otururuz. O yüzden onun kararlarımızı etkilemesi için herhangi bir sebep yok.

Ekran karşısında, doğal olarak en çok gözlerimiz çalışıyor. Ancak göz-beyin ilişkisinin bu okuma şekline yeterince adapte olamadığı saptandı.

6. Yeni bir zeka mı yaratıyor?
İnternet ezberimizi bozuyor. “Zekanın ne olduğunu yeniden tanımlamak gerekiyor” diyor Taddei ve ekliyor: “Şimdiye kadar zeka testleri, birbiriyle uyumlu birtakım sorulardan oluşan testlerle ölçülebiliyordu ama artık bu uyumun bir geçerliliği yok. İstikrarsız bilgiler, havada kalan cevaplar ve sürekli hareket halindeki değişen dünya ile yaşamayı öğrenmek zorundayız.” Veri alışverişi yapabilen bakterilerin muhteşem olduğunu ifade eden genetik araştırmacı Taddei, bilgisayarı özellikle “zekalarımızı birleştirme fırsatı” olarak görüyor. 2010 yılında yapılan bir araştırma, domine edilen bir grubun, kararlarını bağımsız olarak veren bir gruba kıyasla sonuca daha zor vardığını ortaya koydu. Bunun sebebi tek başımıza daha otonom hareket edebilmemiz ve başkasına bağlı olarak karar verdiğimizde, kapasitemizin tamamını kullanmamamız. Siber bağımlılık uzmanı Psikiyatr Michel Hautefeuille, nöral devrelerimizi değiştiren bir teknolojinin işimize gelen bir açıklama olduğunu, çünkü üzerimizden tüm sorumluluğu aldığını ifade ediyor. Konu teknolojik ilerleme olunca, kafamızda oturmayan konulara suç atmak çok kolay. Örneğin, sanayileşme döneminde Batı’da ilk demiryolu kurulduğunda, bunun vücuttaki hücreleri modifiye edeceği iddiası ortaya atılmıştı. Bugün internet, bilgi, bilginin akışı, yayılması ve dünyaya bakış açımızla ilgili emin olduğumuzu sandığımız konuları tekrar düşünmemize neden oluyor.

Derleyen: Ceylan Özçapkın

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

BEBEKLERLE NASIL KONUŞMALIYIZ?

Sonraki Yazılar

TRAJİK DERECEDE ŞİİRSEL BİR AYRILIK