inanın1

İNANIN, GÖRÜN, YAPIN!


Kişisel gelişimin onlarca metodu var ama bunlardan üçünün yeri başka. Pozitif düşünce, görselleştirme ve gevşeme, kendini bulmanın ve kişisel gelişimin yapıtaşları sayılıyor.

İyi yaşama sanatı olarak doğan kişisel gelişimin meditasyondan bilişsel egzersizlere kadar pek çok farklı uygulaması var. Siz hala herhangi birini denemediyseniz, bu temel üç yöntemi uygulamakla başlayabilirsiniz.

Pozitif düşünce

Her geçen gün hayatımın her alanında daha da iyi oluyorum.” Bu cümle dünyanın her yerinde pozitif düşüncenin resmi mottosu sayılır. İlk kez 19. yüzyılın sonunda, plasebo etkisi yani aktif olmayan bir maddenin hayal gücü yoluyla pozitif sonuç doğurması araştırıldı. 1910’lu yıllarda, Emile Coue ototelkin (otohipnoz) metodunu oluşturdu. Bu metot önemli bir temel üzerine kurulu: Zihnimizde oluşan iyi veya kötü her fikrin her boyutta gerçekleşme ihtimali vardır.

Coue metodu, gerçekleşmesini arzu ettiğimiz bir şeyi sabah kalkınca ve akşam yatmadan önce tekrarlamaya dayanıyor. Metot aslında, “Her geçen gün kendime güvenim artıyor“, “Bundan böyle kendi hayatıma sadece ben hükmedeceğim“, “Hayat amacımı gerçekleştirmek için bilincim beni her gün hedefime götürecek” gibi güçlü cümleleri kendi kendimize tekrar etme sistemi.
Bu pozitif telkinler doğal olarak, Coue’nin desteklediği ve kuşkuya yer bırakmayan bir hayat tarzı olan “pozitif düşünceyi” doğurdu. Bu düşünce sisteminde “İsterdim“, “Deneyeceğim” gibi ifadeler yok, onların yerine “Yaparım“, “Yapacağım” var. Pozitif ifade sistemi sonradan birçok kişisel gelişim metoduna dahil edildi. Örneğin dünya çapında en popüler pozitif düşünce metodu olan Silva metodunda, “Her geçen gün, daha iyiye…” gibi örnek cümleler kullanılıyor.

Görselleştirme

Tedavi amaçlı zihinde imgeler veya semboller görselleştirmek, özellikle spiritüel alanda bütün toplumlar tarafından çok eskiden beri kullanılan bir yöntem. Aslında bu yöntemi 1970’li yıllarda Amerikalı Onkolog Carl Simonton resmileştirdi. Pozitif görselleştirmenin birçok yolu var ama hepsi aynı temel üzerine kurulu: Gevşedikten sonra zihnimizi boşaltırız ve siyah bir ekran imgeleştirip bunun üzerine mümkün olduğunca detaylı bir görsel yansıtırız. Örneğin bir arkadaşımızla olan pürüzü gidermek için kendimizi onunla konuşurken, belirli cümleleri telaffuz ederken, tepkisini incelerken hayal ederiz. Simonton’a göre bu teknik hastalıkların tedavisinde, kendine güveni tazelemede, hatta bazen çok dünyevi ve basit arzularımızı yerine getirmede işe yarıyor. Görselleştirme, tıpkı “içimizdeki çocuk” veya yaratıcılık gibi, kişisel gelişim için en çok kullanılan tekniklerden biri.

Gevşeme

Antik çağlardan beri bilinen ve kullanılan, Hindu yogiler tarafından öğretilen relaksasyon Batı’da ilk olarak 1920’li yıllarda, Amerikalı Fizyolojist Edmund Jacobson tarafından kullanıldı. Gevşemenin sağlığa olan pozitif etkisi üzerine ürettiği metotlar ve keşifleri birçok araştırmaya kendi tekniklerini geliştirmede ilham kaynağı oldu. Günümüzde bir kişisel gelişim seansının onlarca gevşeme tekniğinden herhangi biriyle başlamadığı çok nadir görülür. Farklı teknikler olmasına rağmen hepsi aynı temele dayanır: Rahatlayarak gözlerimizi kapatırız ve derin nefes almaya başlarız. Eğitmenin yönlendirmesi eşliğinde vücut duyularımıza odaklanırız. Ufak kasma ve gevşeme hareketleri, vücudumuzun her noktasının farkına varmamızı, kas gerginliklerini saptayıp onları gevşetmemizi sağlar. Bu arada beyin dalgaları yavaşlar ve bu da bir rahatlama ve dinginlik hissi verir. Bu “çapraz” metot o kadar basit ki evde tek başınayken bile tehlikesiz bir şekilde uygulanabilir.

İleri seviye: Yeniden doğuş ve holotropik nefes

Bu teknikler hala en sık kullanılan metotların dışında tutuluyor. Nefese dayalı bu teknikler her ne kadar kişisel gelişim alanında kullanılsa da diğerlerine kıyasla daha “ağır” seviyedeler. Bu yüzden sadece sertifikalı uzman psikoterapistler eşliğinde yapılmaları tavsiye ediliyor.

1960 yılında Amerikalı Psikolog Leonard Orr tarafından geliştirilen yeniden doğuş tekniği, trans haline getiren derin nefes almaya dayanıyor. Bu sayede bilinçdışına atılmış materyaller yani imgeler, sahneler, hisler bilinç seviyesine çıkarılıyor.

Holotropik nefes tekniği ise 1970’li yıllarda Amerikalı Psikiyatr Stanislav Grof tarafından geliştirildi. Bu teknik normalden daha hızlı ve derin nefes alma olan hiperventilasyona dayanıyor ve bilinçdışı yine bu sayede bilinç seviyesine getiriliyor. Bu iki tekniğin sonuçları ve etkileri, kişiye ve terapiste göre değişiklik gösteriyor.

Her ikisinin de hafif egzersizler olmadığını bilmenizde ve taşıdığı riskleri göz ardı etmemenizde fayda var.

Yazı: Eric Pigani
Derleyen: Ceylan Özçapkın

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

RUHUN İLACI: UZAK DİYARLAR

Sonraki Yazılar

DERİNDEN BAĞLANMANIN YOLU