iliskiyi-kotu-bitirmemek-icin-neler-yapilmali

İLİŞKİYİ KÖTÜ BİTİRMEMEK İÇİN NELER YAPILMALI

 

 

İlişkisi mutlu başlamış bir çift, kendini ayrılık sinyalleriyle beraber bitmek bilmeyen bir çatışma ve yıllar süren çekişmeli boşanma davaları içerisinde bulabiliyor. Çift ve aile terapisti, uzman klinik psikolog Tolga Özkanca’ya bu “kötü ayrılıkların” nedenlerini ve “iyi ayrılmanın”  yollarını sorduk.

Çiftler nasıl bu noktaya gelebiliyor?

Aslında çatışmaların ortaya çıkması ilişki ilerledikçe beklenen bir durum. Hatta başarılı evlilikler, çatışma yaşanmayanlar değil, çatışmalar sonrasında onarma girişimlerinin başarılı olduğu evliliklerdir. Hiç çatışmanın yaşanmadığı evlilikler ise enerjinin düştüğü ve kurtarmanın daha zor olduğu ilişkiler olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan, bazı çatışma konuları kördüğüm haline gelebiliyor. Bu tür çatışma konuları üzerinden diyalog kurulamadığı durumlarda, ilişkiler iki taraf için de çok yorucu bir hal alıyor. İlişkiye gerekli özen gösterilmedikçe, tamamlanmamış ihtiyaçlar ve negatif duygulanım birikerek artıyor.

Söz konusu çiftler çatışma ve kavgaları sürdürerek aslında birbirlerinden “ayrılmıyor” denebilir mi?

Aslında ilişkilerde yaşadığımız çatışmalar kendi iç çatışmalarımızın uzantısıdır.  Hikâye eş seçimiyle başlıyor. Kendimizde eksik bulduğumuz, sahip çıkmadığımız kişilik özelliklerine sahip olan kişilere âşık oluyoruz. Örneğin daha ciddi bir insan, mizah duygusu ön planda olan birine âşık oluyor. Bu başlangıçta iyi bir fikir gibi görünüyor. Bilinçdışımız diyor ki, “Bende eksik olan bir şeye sahip olan bir insanla birlikte olursam tamamlanırım”. Bu kararı farkında olmadan veriyoruz. Bizimle farklı kutuplarda kişilik özelliklerine sahip biriyle karşılaştığımızda, belli bir ortak alan da varsa çekim başlıyor. Ancak zaman içerisinde, bizi çeken özelliklerin olumsuz taraflarıyla da karşılaşıyoruz. Az önceki örnek üzerinden gidersek, mizahın can yakan bir tarafı da vardır. Aynı kişi zaman içerisinde eşinin ciddi olmamasından şikâyet etmeye başlıyor. Kişi kendi içerisinde ciddiyet ve mizah arasında bir denge kurmadıkça hem kendi kişiliği bütünleşemiyor hem de ilişkisindeki çatışma devam ediyor. İlişkideki çatışmaların devam etmesi ve karşı tarafı suçlama bazen kişinin yıllarca kendisinden kaçmasına da yarıyor. Çoğu zaman çiftlerin birbirlerinde şikâyetçi oldukları özellikler başlangıçta partnerlerinde hayran oldukları özellikler oluyor. 

Bu çiftlerde sıklıkla görülen bir bağlanma türü söz konusu mudur?

Güvenli bağlanmanın olmadığı durumlarda ilişkilerin zorlaştığını söyleyebiliriz.  Öte yandan, güvenli bağlanma çok yaygın bir durum değil. Her ilişki iki kişilik bir şey, kendisine özel bir dinamiğe ve karaktere sahip. Tolstoy’un dediği gibi, mutlu aileler birbirine benzer, ancak her mutsuz ailenin kendine özel bir mutsuzluğu vardır. İlişkinin de bir karakteri var. Bana sorarsanız, kendi kişiliğinin farklı kutuplarıyla barışmayan ve kendi içerisinde bütünleşemeyen kişilerin ilişkileri de çatışmalı oluyor. Hiçbirimiz bu konuda mükemmel değiliz. İyi bir ilişki sürdürebilir düzeyde bir çatışmayla giderse iyileştirici bir şeydir. Çiftler birbirleriyle diyalog kurup uzlaştıkça, kendi kayıp parçalarıyla da uzlaşmaya ve bireysel olarak da gelişmeye başlıyorlar. Bundan kaçtıkça çatışma kaçınılmaz oluyor. Özellikle büyüdüğümüz evden de böyle bir senaryoya alışkınsak, çatışma tanıdık ve güvenli bir alan olduğu için yıllarca sürebiliyor.

Ortaya çıkan nefret ve öfke duyguları nasıl açıklanabilir?

Öfke de bir duygudur ve tamamen olumsuz olduğunu söyleyemeyiz. İlişkinin içerisinde uygun biçimde öfkenin yaşanabilmesinin de yeri var, ancak yıkıcı olmaması önemli. Nefret ise başka bir şey. Bir ilişkide olumsuz duygunun baskın geldiği durumlarda boşanma ihtimalinin arttığını görüyoruz. İlişkide bir “duygusal banka hesabı” vardır. Her olumlu temas, banka hesabına artı bir yazarken, her negatif temas eksi beş yazıyor. Olumsuz duygu daha baskın gelme eğilimdedir. Banka hesabı eksideyken, olumlu şeyler söylemek ve yapmak zorlaşıyor. Olumsuz duygu hızlanarak artıyor ve geri dönüş zorlaşıyor. Olumsuz duygunun baskın geldiği ve sabitleştiği duruma nefret de diyebiliriz. Bu durumda daha fazla çaba sarf etmek, hatta destek almak gerekiyor.

Eski eşle doğru mesafe nasıl kurulabilir?

Çocuğun olduğu durumlarda karı-koca ilişkisi bitse bile anne-baba rolleri devam ediyor. Diyaloğun belli sınırlar içerisinde devam etmesi gerekiyor. Zaman geçtikçe yeni ilişkiler de olabiliyor. Bu noktada sınır çizmek önem taşıyor. Anne-baba rolleriyle diyalog kurmak önemlidir. Bunun dışında geçmişte tamamlanmamış işler ve duygular ilişki devam ettikçe ortaya çıkabilir. Aslında bu duyguların ayrılık sürecinde tamamlanması daha sağlıklıdır. Çift terapisi evliliği kurtarmak için geç kalınmış olsa bile çifti ayrılığa hazırlamak açısından faydalı olabiliyor. Devam eden duygular ve tamamlanmamış işler varken mesafeyi ayarlamak kolay değildir, özellikle ayrılık çok sıcakken. 

Bir de ilişkiyi çatışma ve kavga olarak yaşayan çiftler mevcut…

Büyürken, anne-babamızın evliliğini bir film seyreder gibi izliyoruz. Onların yetişkin olarak oynadığı roller bizim için model oluyor. Daha sonra biz yetişkin olduğumuzda, kendi ilişkilerimizde farkında olmadan aynı filmi tekrar çekiyoruz. Bir olma ve buluşmanın yanı sıra, ayrışma ve birey olma da ihtiyaçlarımız. Bu dengeyi tutturmaya çalışırken çatışma kaçınılmaz. Aslında çatışma yaratıcı ve geliştirici bir süreç. Ancak birçoğumuz anne-babamızı izlerken bunu görmedik.  Zaman zaman görmüş olsak bile çocuklar stres altında olduğu olumsuz durumları daha iyi kaydediyor. Çatışma birçoğumuz için, farklı iki insanın farklı ihtiyaçlarını ortaya koyup alternatif üretebildiği bir şey değil, kavga ve mutsuzluk demektir. Böyle olunca iletişim repertuvarını genişletip çözüm aramak yerine daha önce öğrendiğimiz ilişki kalıplarına sıkışıyoruz. O zaman da çatışma ve kavga olarak yaşanan ilişkiler ortaya çıkıyor, yani iki tarafa da iyi gelmeden, geliştirmeden ve büyütmeden süren ilişkiler.

Çift terapisi bu noktada nasıl bir fayda sağlayabilir?

Çift terapisi temelde, çiftin mevcut ve sabitleşmiş sisteminin değişmesini amaçlar. Eğer kurulan denge tarafları mutsuz ediyorsa, bu dengeyi bozmak gerekir. Önce, sistemin anlaşılması ve ilişki kalıplarının fark edilmesiyle başlanır. Bu, büyürken seyrettiğimiz filmi tekrarladığımızı farketmek ve yeni bir film izlemek için sorumluluk almak anlamına da gelir. Suçlama, aşağılama, geçiştirme, konuyu uzatma gibi kalıpların nasıl kullanıldığı fark edilir. Zaman içerisinde taraflar ihtiyaçlarını fark etmeye, karşısındakini duymaya ve ilişki kalıplarını genişletmeye başlar. Kişinin repertuvarı genişledikçe, eşiyle teması daha işlevsel hale gelir. Birçok durumda ilişki sistemindeki gerginlik ihtiyaçların ifade edilmesini ve duyulmasını engeller. Sistem daha fazla gerginliği kaldıramaz hale gelir. Terapi süreci çift için bir koza görevi görür. Terapi sırasında sorunlar güvenli bir alanda konuşulur, ihtiyaçlar ifade bulur ve alternatifler üretilir. Zaman içerisinde çiftin ilişki kalıpları esner, yeni alternatifler oluşur ve davranış repertuvarları genişler. Terapi bu süreçte hem bir koza görevi görür hem de yeni yollar için rehberlik eder. 

 

 

Önceki Yazılar

CİLDİNİZE SONBAHAR TEMİZLİĞİ

Sonraki Yazılar

ENERJİK KALMANIZA YARDIMCI OLACAK 10 BESİN