iliskinin-uc-dusmani

İLİŞKİNİN ÜÇ DÜŞMANI

 

 

“Ben sana hoşuma gitmeyen bir şey söylüyorum, sense bunu fırsat bilip bana karşı kullanıyorsun!” İşte ilişkilerde en çok sarf edilen cümlelerden biri. İlişkide korktuklarınızın başınıza gelmemesi için sizi en sık karşılaşılan üç zor durumdan kurtaracak iletişim önerilerimizi uygulayın.

Mony Elkaim meslek hayatı boyunca, ilişkileri nevrotik bir hal alan birçok çiftle çalışmış bir aile terapisti. Elkaim’in altını çizdiği ilk husus, ilişkide aşılmaması gereken kırmızı çizgilerin hızla belirlenmesi gerektiği. “İlişki çift taraflı bir yaratım sürecidir. Her aklımıza geleni söyleyip yapamayız, çünkü karşımızdaki kişi de, farkında olsun ya da olmasın, sürecin bir parçasıdır. İlişkinin her aşamasında belirli soruları cevaplandırmak çok önemli: Ne istiyorum? Yolunda gitmeyen ne? Eğer birlikte olduğunuz kişiyi seviyorsanız, ona sakince “Sen böyle davrandığında, ben şu şekilde hissediyorum. Bunu sana söylemem gerekiyordu, çünkü sen benim için önemlisin” diyebilmelisiniz. Elkaim’in vurguladığı ikinci nokta ise kişinin kendi meselelerindense partnerininkilere odaklanmasının daha iyi olduğu. “Bir ilişkide her iki taraf da hem gardiyan hem mahkûmdur. Birlikte olduğumuz kişide eleştirdiğimiz şeylerin ucu, esasında varlığımızın derinliklerindeki gözle görünmeyen travmalara dokunur ve biz ancak sadece kendi sorunlarımıza odaklanmayarak kendimizi parçalanmaktan koruruz.” Bunu kabul ettiğinizde, birlikte olduğunuz kişinin gelişimine yardımcı olmanın, kendinizde bazı şeyleri değiştirmekten daha kolay olduğunu fark edeceksiniz. Elkaim’in gözlemlerine göre, “Olumsuz yargılarımızı esnetmekte en etkin insan birlikte olduğumuz kişidir”. İlişkilerde nevrotik dönemler sonsuza kadar sürecek diye bir şey yok; bazen ilişkisinin terapisi ilişkinin içinde saklıdır. Gelin örneklerle kanıtlayalım.

1) Bağlanma korkusu, birlikte olduğunuz kişiyi kendinizden uzaklaştırmanıza neden olur.

Neler diyorsunuz? “Evin anahtarını geri verebilir misin? Çoğaltmam gerekiyor da”, “Haftada üçten fazla görüşmeyelim”, “Evinde eşyalarımı bırakıp yer kaplamak istemem”… Partneriniz kurduğunuz bu cümlelerden kendinizi ilişkiye vermekle ilgili tereddüdünüz olduğunu hisseder.

Sözleriniz ne anlama geliyor? Kapana kısılmış gibi hissettirecek bir ilişki içine girmekten çekiniyorsunuz. Bir yandan kendinizi birlikte olduğunuz kişiye çok yakın hissederken diğer yandan boğulmaktan korkuyorsunuz. Birine bağlandığınızda özerkliğinizi koruyamayacağınızı düşünmeden edemiyorsunuz. En kötüsü de birlikte olduğunuz kişiye tüm bu korkularınızdan bahsettiğinizde, sizi terk edeceğini düşünüyorsunuz.

Bu bize neyi sorgulatmalı? Bağlanmaktan bu kadar korkmanızın sebebi nedir? Unutmayın ki duygusal ilişkilerde, birlikte olduğunuz kişiye bağlanmamanız mümkün değildir. Çiftler arasında öyle ya da böyle bir bağlılık söz konusudur.

Neler söylenmeli? “Kendimi ilişkiye veremiyorum, çünkü sana fazla bağlanmaktan korkuyorum.” Bu noktada partnerinizin geçmişinizi sorgulamaması gerekir; bu bazı durumlarda, özellikle de sevgili olarak kabul görmekle ilgili bir eksiklik hissi veya terk edilme korkusu taşıyorsa zor olabilir. Fakat unutulmamalı ki talepkârlık ne kadar artarsa, siz de o kadar kabuğunuza çekileceksiniz. Eğer aklı başında biriyse, durması gereken yerde durmayı bilecektir: “Bak, seni seviyorum ama bu seni hapsettiğim anlamına gelmiyor. Ben seni özgür olduğunda seviyorum.” Bu cümleleri duyduğunuzda, birlikte olduğunuz kişinin size ihtiyaç duyduğunuz özgürlük alanını sunduğunu fark edeceksiniz ve bakış açınız değişecek. Boğulduğunu hissetmeden de biriyle yakın olunabileceğinin ayırdına varacaksınız.

2) Aldatılma korkusu tehlikelidir.

Neler diyorsunuz? “Bütün gece onunla konuştun. Ne oldu, beğendin mi onu?”, “Neredeydin?”, “Kime mesaj gönderiyorsun?”… Böyle şüpheci davranarak birlikte olduğunuz kişiyi sıkabilir, kalbini kırabilirsiniz.

Sözleriniz ne anlama geliyor? Kıskançlık hissi insanın yüreğini sızlatır, çünkü kıskanmak esasında sizin hassas noktalarınıza, özgüven eksikliğinize dairdir. Partneriniz başka birine baktığı ya da başkasıyla konuştuğu zaman, size acı veren bir deneyimi yeniden yaşıyor gibi olursunuz.

Bu bize neyi sorgulatmalı? Neden birisi için ilk veya tek olabileceğinize bir türlü inanmak istemiyorsunuz? Çocukluğunuzda kardeşiniz hep sizden önce mi geldi? Geçmişte size kendinizi ne kadar işe yaramaz hissettirdiler ki bu histen hala kurtulamadınız? Hissettiğiniz güven eksikliği nedeniyle duygusal hayatınızda kendinize bunları yaşatıp duruyorsunuz.

Neler söylenmeli? Çiftlerde yalnızca tek tarafın korkuları nedeniyle ilişkinin tehlikeye gireceğini düşünmek yanlış olur. İlişkide her şey karşılıklıdır. Önemli olan ilişkinin hangi noktada, kimin kimi arkadan ittiği belli olmayan bir döner kapıya dönüştüğünü tespit etmek. Çünkü sorsanız herkes mağdurdur, herkes bir olaylar zincirinin kurbanıdır. “Birlikte olduğum kişi korkularımı haklı çıkaracak şekilde davranmasa, ben de korkularımın esiri olmam” diye düşünürsünüz. Şurası bir gerçek ki onu kıskandığınızda, partneriniz sinirlenmemeli ve sizi kıskançlığınızın yersiz olduğuna ikna etmeli. Ona uyarıda bulunduğunuzda, içinizi rahatlatmasını, kaygılarınızı gidermesini beklersiniz. Sizin hassas noktalarınızın, aldatılma veya sevilmeme korkularınızın farkında olmanız elbette çok mühim; fakat birlikte olduğunuz kişinin de sözü alıp, gözünün sizden başkasını görmediğini, sizin onun için her şeyden önce geldiğinizi size anlatması şart. Sizden başka birinin ona yönelik bir hareketinin, ilgisinin hoşuna gidebileceğini ama bunun size olan bağlılığına zarar vermeyeceğini ifade edebilir: “Duygusal ve cinsel açıdan benim gözümde sadece sen ve ben varız.” Bu şekilde zamanla güven duygunuz gelişir ve algınız değişir.

3) Yardım istemekte zorlanmanın sonu hiç yardım alamamaya varabilir.

Neler diyorsunuz? “Her şeyi kendim yapmaktan bıktım”, “Çocuklarla hiç ilgilenmiyorsun”, “Sürekli arkanı topluyorum”, “Kendim yapsam çoktan bitirmiştim”… Partnerinizin pes etmekten ve geri çekilmekten başka çaresi kalmaz.

Sözleriniz ne anlama geliyor? Başkasına iş devretmekle ilgili bir sorununuz var. Bunu bir şekilde başardığınızda da sonuç asla istediğiniz gibi olmuyor. Beklentileriniz o kadar yüksek ki hiçbir zaman istediğiniz şeye tam anlamıyla ulaşamıyorsunuz.

Bu bize neyi sorgulatmalı? Dönüp nasıl yetiştirildiğinize bakın. Yetiştiğiniz ortamda ailenizin sizden beklentileri, başka kimsenin erişemeyeceği ve kıyas kabul edilemeyeceği derecede yüksek miydi? Kendinizden başka kimseye güvenmenizin mümkün olmadığı bir çevrede mi büyüdünüz?

Neler söylenmeli? Tahammül edilemez bir deli olarak görülmek istemiyorsanız, öncelikle beklentilerinizin fazla yüksek olduğunu, kendinizden başka birine güvenmekte zorlandığınızı kabul etmeniz gerekiyor. Partneriniz eleştiriye açık biriyse, rahatsız olmaksızın uyarılarınızı dikkate alabilir, sorumlulukları paylaşabilir, yaratım sürecine etkin bir şekilde katılabilir: “Ailemize, çocukların yetişmesine katkını çok etkileyici buluyorum. Fakat bazı şeylere senden daha farklı bakıyorum. Bunları biraz tartışabilir miyiz? Birbirimizin fikir ve önerilerini dikkate alacağımız bir sistem oturtabilir miyiz? Bir orta yol bulabileceğimizden ve birbirimizi tamamlayabileceğimizden hiç şüphem yok. Senin haklı olman, benim haksız olduğum anlamına gelmiyor.” Partneriniz görev dağılımı açısından size fikirler verebilir, hata yapma riski düşük olan işleri üstlenebilir. Örneğin, çöpü çıkarır, ortalığı toplar, aile bütçesinden sorumlu olur. Böylece sırtınızdan yük alır.