Couple standing on wooden docks

İLİŞKİLERİMİZ NEDEN BU KADAR ÇETREFİLLİ?


Ailede, arkadaşlar arasında, iş ortamında anlaşmak gittikçe zorlaşıyor. Bizi sürekli iletişime zorlayan bu çağda, daha iyi ilişkiler geliştirebilmek için üzerimize düşen sorumluluklar neler?

Eşiyle arasında hala çok yanlış anlaşılma olmasından yakınıyor Başak, “10 sene beraber yaşadıktan sonra bu normal bir durum değil, anlaşmak için konuşmaya bile ihtiyaç duymamamız gerekirdi!“. İdil içinse, ilişkilerin en zor olduğu alan ofis: “İş arkadaşım, çalışırken çok titiz olduğum için sitem ediyor, bana göre de o aşırı umursamaz.” Volkan’a gelince, ona göre her şeyin en karışık olduğu alan aile: “Ya oğullarıma fazla sempatik davrandığım için hayatımı imkansız hale getiriyorlar ya da katı bir tavır takınıyorum ve suçlu ben oluyorum. Babamın benimle olan ilişkisini düşünürsem, ondan daha beceriksizim! Hakkını vermek lazım, babam konuyu uzatmazdı; bir kere bağırırdı ve iş biterdi!” İlişkilerin hükmeden-hükmedilen gibi aşırı hiyerarşik bir çizgide daha basit olduğu bir gerçek. Artık otoriteye karşı daha az uysal olan bizlerin, ilişkisel halleri sürekli yeniden icat etmesi gerekiyor. Özellikle de teknolojik araçların ilişki kurallarını ciddi şekilde değiştirmesi bu konuda etkili. SMS artık hem en yakın arkadaşa hem de patrona gönderiliyor, Facebook’ta ve Instagram’da babaanneyle “arkadaş” olunuyor, anneye komik paylaşımlar e postalanıyor, farklı platformlarda yabancılar “takip” ediliyor, internette makale yazarlarına “sen” diye hitap edilerek yorum yapılıyor… Kuşkusuz, ilk bakışta bu muazzam iletişim ağı çok dostane! Madalyonun öteki yüzünde ise ilişki kurallarının yokluğu söz konusu. Bu yüzden herkesin kendini duyurma beklentisine uyum sağlamak gerekiyor.

KARANLIK TARAFIMIZI REDDEDİYORUZ
Ve işte burada işler karışıyor. Çünkü diğerinin ihtiyaçları ve beklentilerini gerçekte ne kadar anlıyoruz? “Yeşil bir bitkiyle ömür boyu basit bir ilişkiniz olabilir!” diyerek sözlerine nükteli başlıyor Psikolog ve Psikoterapist Isabelle Filliozat, “İnsan ilişkileriyse basit olamaz, çünkü her bir insan, diğerinin karmaşıklığı, geçmişi, arzuları, sürekli hareket halindeki duygularıyla karşı karşıyadır“. Böylece, diğerinin ne ifade etmek istediğini anlamayı denemekten ziyade kendi ihtiyaçlarımız ve beklentilerimiz ışığında tahmin ediyoruz. Eğer ilişkiler filozof Krishnamurti’nin dediği gibi “karşısında kendimizi tanıdığımız aynalarsa“, bunun bedeli önce bilinçdışından gelen ve sıklıkla işlerin ters gitmesine yol açan yansıtmalarla ödeniyor. Şu anda yaşanan bir ilişkide, anne-baba, kardeşler, ilk aşklar ve arkadaşlarla olanlar gibi birçok başka ilişki gizlice oyuna dahil oluyor. Bu yüzden de paylaşımlar bulanıklaşıyor.

Evrensel iyilik idealleriyle büyümüş, göreceli barışın hakim olduğu toplumlarda doğmuş, psikolojik kavramlar, iletişim metotları ve diğer yaşam koçluğu araçlarına ulaşımı olan bizlerin, birlikte mutlu bir yaşam kurmaya hazır olduğumuzu düşünmek için sebepleri var. “Birlikte yaşama” ve şiddetsiz iletişim tarafından savunulan “ilişkisel ekoloji” kavramları son senelerde söz dağarcığımızda sıklıkla yer buluyor. Fakat bu noktada bir risk bulunuyor: Her birimizdeki gölge kısmı ve ilişkilerimizde onun da kendini ifade ettiğini kabullenmemek. Zaten yasaların ve geniş anlamda kültürün varlık sebebi budur. Freud’un “Uygarlığın Huzursuzluğu” kitabında belirttiği gibi, yasalar ve kültür, şiddet içeren itkilerimize sınır çizmeyi ve göreceli olarak medeni bir şekilde beraber yaşamayı sağlıyorlar. Asıl önemli olan, ilişkilerdeki karmaşanın sebebini “kötü” insan doğasının üzerine yıkmak değil, içimizde şiddet içeren kısmı reddetmek olduğunu görebilmek. Isabelle Filliozat şöyle açıklıyor: “Bir kişi ne zaman öfkelenmeye başlasa, kendiyle ilgili ‘iyi’ insan imajını korumak için diğer şahsı -sevgili, iş arkadaşı, ebeveyn vb.- suçlamaya yeltenir. Herkes son dönemde her zamankinden daha çok ‘iyi biri’ olmak istediği için, ilişkilerin bamteli bizim haklı, diğerinin haksız olduğunu kanıtlamaya çalışmak.

“CEHENNEM BAŞKALARIDIR” SANIYORUZ
Psikolog ve Psikoterapist Filliozat’ya göre, bu dik kafalılığın arkasında utanç duyma korkusu saklı. “Utanç, gruptan ayrı ve dışlanmış hissettiren duygudur. İlk hayati ihtiyacımız ait olmaktır. Bu sebeple, biraz tehdit altında olduğumuzu görürsek, titremeye başlarız ve suçlanmaktan kaçmak için her şeyi yaparız.” Filliozat, buna eğitimsel nedenleri de ekliyor: “Toplumlarda ‘Odana çık!’ veya ‘Gözüm görmesin’ şeklinde sözler sarf edip çocukları utandırarak cezalandırmak yaygındır. Çocuk bu durumdan, eğer hata yaparsa, dışlanacağı sonucuna varır. Bu sebeple hata ile yakalanmak ‘yasaktır’ ve hatayı başkasına yüklemek hayati önem taşır.

Peki, ilişkilerde kaliteye önem vermek yerine neden küçük ego çatışmalarında zaman kaybediliyor? Bu sorunun cevabı yine ego. Karşılıklı bağımlılığımıza dair mükemmel bir bilinçle yaşamayı beklerken, bugün hala “ben” toplumlarında hayatımızı sürdürüyoruz. “Benlik, kendini ‘ben’ olmayana karşı konumlandırır” diye özetliyor Filozof Johann Fichte. Böylece her ilişki “bir kabul edilme mücadelesine” dönüşüyor. Kendi farkındalığıma varabilmem, “kendimi tanımam” için diğerine ihtiyacım var. Ancak eğer “ben” olmak istiyorsam, aynı şekilde diğerinden kendimi ayırmam da gerekiyor. Ebedi “efendi ve köle“, egemenlik-itaat ilişkileri buradan geliyor. Bir de, Jean-Paul Sartre’ın ünlü “Cehennem başkalarıdır” sözü buna ekleniyor. Böylece, sonsuz bir “Seni seviyorum/Ben sevmiyorum” ritmiyle beraber ilerliyoruz. “Sana ihtiyacım var/Beni rahatsız ediyorsun.” Ayrıca, nörobilimin defalarca kanıtladığı gibi, taklit ederek öğreniyoruz ve büyüyoruz. Yalnız dikkat edin, arzularımızın modelini taklit ettiğimiz andan itibaren, onunla aynı şeyi arzuluyoruz. Filozof Rene Girard’ın ışık tuttuğu bu “taklitçi rekabet“, işyerindeki çıkar çatışmalarının birçoğunun veya kardeşler arasındaki kıskançlıkların kaynağı. Ve çoğunlukla tamamen bilinçsiz bir süreç.

Sorumluluğun bir kısmı da çevremizde. Bir sosyal psikoloji deneyinde, kaldırımda yürüyenlerden biri elindeki dosyaları düşürüyor. Sokak sakin olduğunda, oradan geçenlerin yüzde 100’ü durup toplamasına yardım ediyor. Ses kirliliği arttıkça, durup yardım eden insanların sayısı azalıyor. Finalde bir kriko-çekiç gürültüsü yapılıyor ve artık yardım etmek için kimse durmuyor. İlişkilerde sadece insanların niteliğinin değil, stresin de rol oynadığının bir kanıtı. Bu, her tür ilişkide geçerli. Mesleki ve ekonomik stres, bizi aile ilişkilerimize kadar hissizleştirecek bir durum oluşturabilir. Örneğin, güzel bir gün sonrası çocuklarınızın duygularına kolaylıkla yanıt verebildiğiniz halde, stresli bir toplantıdan sonra katlanılmaz gelirler!

Kişi egoist bir zevk arayışına girdiği andan itibaren, diğeri mutluluğun hizmetinde bir objeye veya hazza kolay ulaşmasının önünde bir engele dönüşüyor.

YETERİNCE ZAMAN AYIRMIYORUZ
Ayrıca, bugün büyük bireycilik çağında psikolojik müsaitlikten yoksun olduğumuz bir gerçek. Filozof Dany-Robert Dufour’un altını çizdiği gibi, kapitalizm ve neoliberalizm, Filozof Adam Smith tarafından ilan edilen “öz sevgi” çizgisinde, kişisel zevklere mutlak değer rütbesi kazandırdı. Dufour, sapkınlığa varabilecek ilişkisel istismarın da bunun kaçınılmaz bir sonucu olduğunu açıklıyor. Çünkü kişi egoist bir zevk arayışına girdiği andan itibaren, diğeri en iyi ihtimalle mutluluğun hizmetinde bir obje; kötü ihtimaldeyse, kaçınılması veya manipüle edilmesi gereken, hazza kolay ulaşım önünde bir engele dönüşüyor.

Örneğin bu şahıs artık herkesin karşılaştığı türdeki narsisistik talepkar vakasıdır. Peki, böyle bir bağlamda nasıl daha kolay ilişkilere sahip olmayı deneyebiliriz? İlk olarak, “Daha fazla zaman ayırarak” cevabını veriyor Isabelle Filliozat. “İlişkilerde zaman, çağımızın bizi sıklıkla ihmal etmeye zorladığı önemli bir veri.” Web üzerinden çok hızlı gönderilmiş e-postalar ve mesajlar sonrasında sıklıkla başımıza gelen yanlış anlaşılmalar, hatta çatışmalar bu durumun kanıtlarını oluşturuyor. Zaman daha çok sohbet etmek için bir lüks değil, diğerini daha iyi dinlemek için olmazsa olmaz bir koşuldur. Aynı zamanda kendine de kulak vermek için… “Her bir ilişkimizde bizi yönlendiren şeyin farkındalığını geliştirmek, anahtarlardan biridir” diye ekliyor Filliozat. O halde, içimizden geçen duyguların, bizi bloke eden korkuların ve beklentilerin daha fazla farkına varmak gerekiyor. Amaç, tepki vermeye daha az eğilimli olmak ve daha doğrusu, diğerleriyle birlikte hareket edebilmek. Bu, ilişkilerimizde radikal bir kolaylaşma garanti etmiyor, ancak en azından birkaç düğüm daha eklemekten kaçınmamızı sağlıyor.

KENDİNİZİ TEST EDİN
İLİŞKİLERİNİZDEN MEMNUN MUSUNUZ?

Amerikalı Psikiyatr David Burns, arkadaşlık veya iş ilişkisinde olduğunuz bir kişiyi aklınıza getirmenizi ve bu testi tamamlamanızı öneriyor. Bu test size ilişkinizdeki memnuniyet veya hayal kırıklığı seviyenizi belirlemenizde yardımcı olacak.

Sorulara aşağıdaki ölçeği kullanarak yanıt verin.
0: Hiç tatmin edici değil
1: Hayal kırıcı
2: Biraz hayal kırıcı
3: Nötr
4: Zar zor tatmin edici
5: Tatmin edici
6: Çok tatmin edici
Aranızdaki ilişkiyi şu açılardan nasıl değerlendirirsiniz?
İletişim kalitesi ve açık görüşlülük
Çatışmaları ve anlaşmazlıkları çözme yeteneği ve kapasitesi
Şefkat seviyesi ve niteliği
Samimiyet ve arkadaşlık seviyesinin kalitesi
Bu ilişkideki rolünüzden memnun musunuz?
Partnerinizin bu ilişkideki rolünden memnun musunuz?
Bu ilişkideki genel memnuniyet seviyeniz nedir?
Sonuçlarınızı toplayın
0-10: Hiç memnun değilsiniz.
11-20: Çok hayal kırıklığına uğradınız.
21-25: Biraz hayal kırıklığına uğradınız.
26-30: Hayal kırıklıklarınız var.
31-35: Biraz memnunsunuz.
36-40: Oldukça memnunsunuz.
41-42: Son derece memnunsunuz.
Sonuçları nasıl kullanabilirsiniz?
Hayal kırıklığı veya memnuniyetsizlik söz konusuysa, en düşük puan verdiğiniz sorulara geri dönün. Bu ilişkideki davranışınızı ve iletişiminizi sorgulamak için zaman ayırın. Söz konusu kişiye ilginizden ve zamanınızdan yeterince veriyor musunuz? Onun size davranmasını istediğiniz şekilde mi davranıyorsunuz? Hayal kırıklığınız veya memnuniyetsizliğiniz sizin içinize atıp söylemediklerinizin bir sonucu mu? Sorumluluk alanınızı daha net bir şekilde tanımladıktan sonra, bu kişiden beklentilerinizi listeleyin, onunla ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi paylaşmanın en iyi yolunu düşünün.

Derleyen: Nihan Karahan

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

ÖPÜŞMENİN TADI

Sonraki Yazılar

OZONLABS O3RSS PROBİYOTİKLİ TEMİZLEME KÖPÜĞÜ