iliskilerde-butun-olma-istegi

İLİŞKİLERDE BÜTÜN OLMA İSTEĞİ

 

 

İkili ilişkilerde neden diğeriyle tamamlanacağı düşünülen bir boşluk ve özlem hissedilir? Bunun kaynağı nedir? Cevabı bulmanıza yardım edecek üç teoriyi ele aldık.

Diğer yarısını bulmak için

Büyük Dionysia şenliklerinde, geçit töreninden sonra özel sunumlarla şaraplar içilir ve tarlaların verimliliği için dua edilirdi. Genç Agathon, ucu bucağı görünmeyen bir kalabalık önünde trajedisini sahnelemiş ve büyük bir başarı elde etmişti. Zaferini kutlamak için, hafızalara kazınan bir kutlama düzenledi. Ertesi gün, Platon’un meşhur “Şölen”inde anlatmış olduğu, daha ufak ve samimi bir davet gerçekleştirdi ve misafirler sırayla söz alıp aşkın kökenini anlattı. Aşkın iki türü olan asil ve kaba aşkı tartıştılar. Ardından, Aristofanes şu tuhaf hikâyeyi hayal etti: Başlangıçta, insanlıkta üç cinsiyet vardı; erkek, kadın ve androjin yani yarı erkek, yarı kadın veya iki kadın ya da iki erkekten oluşan, dört bacaklı, dört kollu ve tek bir kafa üzerinde iki suratlı bir varlık. Güçlü ve kibirli androjinler, tanrıların yerini almak için göğe çıkmak istediler. Ancak Zeus, onları ikiye keserek cezalandırdı. Böylece her yarımın kayıp diğer yarısını aradığı sonsuz arayış başlamış oldu. İşte bu yüzdendir ki Aristofanes, aşk bize gerçek doğamızı bulduğumuz hissini verir hükmüne varmıştır.

Anneye tekrar kavuşmak için Psikanalitik bakış açısıyla, androjin miti diğer bir ayrılık mitini çağrıştırıyor: Margaret Mahler’in 1970’lerde ortaya attığı “ayrılma-bireyleşme” teorisi ve bebek ve annenin oluşturduğu “ikili birlik” kavramı. Mahler’e göre, bebeğin psişik hayatı “ayrı olma hissinin” kazanımı üzerine kuruluyor. Bebeğin başlangıçta kendisine dair olan temsili, annesininkinden henüz farklılaşmamış ve onun benliğiyle iç içe geçmiş durumdadır. Bebeğin kaygısız bir şekilde annesinden ayrılabilmesi için, annenin mevcudiyetine güven duyması ve ona sunduğu güveni içselleştirmiş olması gerekiyor. Bunu, Margaret Mahler’den sonra John Bowlby “güvenli bağlanma” olarak adlandırıyor. Duygusal güvenlik arayışı hiçbir zaman karşılanmamış olan çocuk, büyüdükçe tüm bağlanma formlarına şüpheyle yaklaşma veya doymak bilmez bir şekilde bağlanma riski taşıyor. Böylece, sevilen kişinin arkasında yoksun kalınmış olanın gölgesi şekilleniyor.

Gölgesini bulmak için

Jung psişenin animus (kadının erkeksi tarafı) ve animadan (erkeğin kadınsı tarafı) oluştuğu fikrini ortaya atmıştır. Kişiler arası çekime dair bu açıklama, Taocu geleneğin yin ve yang kavramlarını hatırlatmıyor değil. İsviçreli psikiyatr aynı zamanda psikoloji ve simya arasında da paralelliklerden bahseder. Ona göre, bireyselleşme olarak adlandırdığı süreç tıpkı değersiz metallerin okült ve gizemli işlemlerden geçerek altına dönüştüğü bir metamorfoza benziyordu. İnsan kendini gerçekleştirmeyi başarabilmek için, gölge ve aydınlık, feminen ve maskülen tarafları dahil, her yönünü kabul etmeyi ve içselleştirmeyi başarmalıydı. Sevgi bu dönüşümde hızlandırıcı bir rol oynayabiliyor. Kalp tarafından seçilen diğeri, kişi bilincinde olmasa da, onun bastırılmış ve ifade etmeyi bekleyen yönlerini temsil ediyor. Diğeriyle gerçekleşen bu karşılaşma, kişiye paradokslarını içselleştirme ve ikilemlerini aşma imkânı sunuyor, ta ki gelişiminin devamında ona eşlik edecek başka biri gelene kadar.

 

 

Önceki Yazılar

YARATICILIĞINIZIN SINIRLARINI ZORLAYIN

Sonraki Yazılar

GÜZEL YAŞ ALMANIN BEŞ YOLU