inspire

İLHAM PERİME MEKTUP

 

 


Piyanonun başında müzisyen, tuvalinin başında ressam, bilgisayarının başında yazar… İlham perisinin bir dokunuşuyla yeni eserler yaratmayı bekliyor sanatçılar, yazarlar, düşünürler. Caz Müzisyeni Esra Zeynep Yücel, Yazar İsmail Güzelsoy, Ressam Seda Gazioğlu yaratıcılıklarını tetikleyen ilham perilerini anlatıyor.

Kalliope, Kleio, Erato, Euterpe, Melpomene, Polymnia, Terpsikhore, Thalia, Urania… Yunan mitolojisindeki bu ilham perilerinin her birinin kendine ait bir alanı var: Tarih, müzik, trajedi, komedi, şiir gibi. Efsanelere göre Zeus’un kızları sanatçıların yeni eserler üretmelerinde ilham kaynağı oldular. Hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını körüklediler. Sanatçı artık inanmasa da ilham perisi bulunması gereken bir kaynağa dönüştü.

İlham perileri sadece efsanelerde ya da hayal dünyasında var olmazlar. Bazen de kemikten kişiler olarak sanatçının karşısına çıkarlar. Örneğin; Gala, Salvador Dali’nin sanatını istila etmeden önce Paul Éluard’ın ilham perisiydi.

Dominique Bona, bu kültürlü ve coşkulu Rus kadını için yazdığı biyografide ondan şöyle bahseder: “Gala ressama ilham ya da poz vermekten hoşnut değildi, ancak ona öyle bir güven veriyordu ki Gala olmasa o bir hiç olurdu.” Dönemin şairlerini büyüleyen Tomris Uyar, ilham perilerinin sahip olunan yetenekten ziyade dehaya ilham verdiğini bizlere hatırlatıyor. İlham perisi bir modelden ziyade yapıtın ardındaki yapıttır, onsuz hiçbir şey mümkün değildir.

Esra Zeynep, Caz Müzisyeni

Günlerden bir gün, yalnızım. Elimde kalemim, kağıdım, balkondan denize doğru bakıyorum. Şarkı sözlerimi, şiirlerimi, balkonumda denizin kokusunu içime çekerken yazarım. Hani herkesin bir yeri vardır ya; büyülü, gizli saklı. İşte o yer benim için, deniz kokulu minik balkonum. Kelimeler dökülmeye başladı bomboş kağıdıma. Satırlar doluyor, üstünü çiziyorum, tıkanıyorum, ellerim kilitleniyor, denizdeki o koca taşlar gibi kımıldamıyor kalemim! Birden elimden bıraktım her şeyi ve içimde fırtınalar koparcasına, “İlham perim nerdesin? Bana söz vermiştin; beni sarmalamaya, kucaklamaya ve hep yanımda durmaya…” diye haykırdım. Bu duygular içinde onu ararken, kalemim hızlanmaya, kelimeler akmaya, yazılar yeni anlamlar kazanmaya başladı.

İşte geldi benim ilham perim. Göremesem de, sarılamasam da, orada olduğunu hissediyorum. O gün benim kulağıma fısıldayarak, “Sadece hisset, duyguların seni istediğin yere götürecek” dedi ve uzaklardaki yıldızların ışıltısında kayboldu. Geçen ay çıkan yeni şarkım ‘Adam Gibi‘, onun mırıldandığı güzel sözlerle, müzikle söylemekten haz aldığım bir hale geldi.

Duygular içinde yüzdüğümde, kendimle çatıştığım, gönlümü kapattığım ya da kapılarımı tamamen açtığımda, her zora düştüğümde, beni kollayan, bana beni ve doğrularımı hatırlatan bir perim var hayatta. Benimle yaş alan ve benimle var olan… Ne şanslıyım ben, sana bir kez daha çok teşekkür ederim biricik ilham perim.

İsmail, Yazar

Asıl adı İlhami’ydi ama muhitin en olgun adamı olduğu için kendisinden birkaç yaş büyükler bile ona İlhami abi diyorlardı. Kahvehaneciliğe başladıktan sonra, sürekli insanlar ona seslenmek zorunda kaldığından, kısa sürede adıyla unvanı tek bir şeye dönüşüp İlhamabi olmuştu adı. Cümle kurmaz, yan cümleciklerle idare ederdi. Çayı olağanüstü lezzetliydi.

Her anlamda ağır bir adamdı İlhamabi. Yavaş hareket ederdi, sessizdi ve kahvehanede haddini aşanlara dik bakışlarıyla müdahale ederdi. Zıvanadan çıkanlara bir bakış atardı, bu bakışı yiyen sessizce kalkıp çıkardı. Kimse onun gücünün kaynağını sorgulamazdı. Hala da bilen yoktur. Ona karşı gelmenin bir yaptırımı var mıydı? Hiç sanmıyorum. İlhamabi büyük bir blöfün şifresiydi. Nereden geldiğini ve muhitimize nasıl yerleştiğini, üstüne bir de köşe dükkanı nasıl kiraladığını bilen yoktu. Muhitin en güzel dükkanına bankalar bile talip olmuş ama nasılsa İlhamabi kapmıştı. Hangi yan cümlecikle ikna etmişti kim bilir mülk sahibini. Belki de konuşmamıştı bile. Tam kırk yedi sene muhitimizde yaşadı, onun için ajan diyenler oldu, Rusya’dan kaçtığı söylendi, hapisten çıkıp geldiği, geride yedi leşi olduğu dile dolandı bir ara, vaktiyle fabrikatör olduğu ve aşk yüzünden kayışı sıyırttığı iddia edildi ve biz hiçbir zaman İlhamabi’nin kaynağını bilemedik. Big Bang kadar gizemliydi.

Naçiz yazma serüvenimin en büyük ilham kaynağı İlhamabi’dir. Gereksiz cümlelerden kaçınmanın ve çayın edebiyatta ne kadar mühim olduğunu ondan öğrendim. Daha önemlisi, ağır olmak için herhangi bir yük taşımak gerekmediğini gösterdi bize İlhamabi.

Nereden geldiysen geldin be abi, sen ki o çayı yaptın ve suskun kalmakla her şeyi söyleme ihtimalini bahşettin bize, yattığın yer nur dolsun. Kahvehanenin yeri şimdi McDonald’s oldu ama ağırlığın ve muhit komple bizde sevgili abim, gözün arkada kalmasın. Rahmette uyu. Çıkayım mı İlhamabi? Bir yanlışım mı oldu?

Seda, ressam

Neden bütün gün uyuyup gecenin üçünde sapıtıyorsun? Ertesi sabah erken kalkmam gerektiğini biliyorsun, neden? Peki ya günlerce üst üste sabahlayıp yırtındığım gecelerde kıçını devirip benimle hiç ilgilenmeden uyumana ne demeli? Sanırım hakkında söylenenler doğru… Nankörsün!
Ben ki ağzından çıkacak iki kelimeyi duymak için her türlü fedakarlığı yaparken, sabote ettiğin günlük sosyal hayatımın, seni yalnız bırakmamak uğruna gitmediğim düğünlerin, katılmadığım doğum günlerinin, ektiğim buluşmaların, açmadığım telefonların, akabinde söylediğim yalanların hesabını bana nasıl vereceksin? Kulağıma fısıldadığın iki kelime hayatımı değiştirmiyor olsa çekilecek dert değilsin.
Ama şu da bir gerçek ki, lütfedip de benimle konuştuğun anlarda algılarımın boyutlarını değiştirip atomlarıma kadar hayat enerjisiyle dolduğumu hissettiriyorsun. Sensiz bir hiç olduğumun gayet iyi farkındasın. Ama rica edeceğim beni sessizliğinle terbiye etme!
Seni her şeyden çok seven sahibin Seda.

Derleyen: Ekin Nazlı

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

SPORUN ÖZGÜRLEŞTİRİCİ GÜCÜ

Sonraki Yazılar

BİR OCD LİSTESİ