iletisimde-dikkat-edilmesi-gereken-unsurlar (1)

İletişimde Dikkat Edilmesi Gereken Unsurlar

Sohbet ederken çoğu zaman belirli bir mesafeyi koruruz. Yanlış anlaşılma veya yargılanma korkusuyla gerçek hislerimizi kendimize saklarız. Ses tonu değişiklikleri ve sitemler ise bizi sohbetten soğutur. Bu konuyu ilişkilerimize daha çok güven ve gerçeklik katması umuduyla hazırladık.

“Doğruyu söylemek”, düşününce gülünç bir ifade… Bu deyiş insanların birbirlerine çoğu zaman yalan söylediği anlamına mı geliyor? “Deneyimlerimiz doğrultusunda, hislerimiz, beklentilerimiz, zevklerimiz ve endişelerimiz arasından başımıza mümkün mertebe en az problem açacak olanları söylüyoruz. Bazen önlem almak, bazen de nezaket kurallarına uymak için kasıtlı olarak bu şekilde davranabiliyoruz, çoğu zaman da bunu farkında olmadan yapıyoruz” diyor sosyal terapist Nicole Rothenbühler. Eğitimimiz ve sosyal çevremizde geçerli olan kuralların yanı sıra maruz kalmış olduğumuz yargı, alay ve dışlanma gibi nedenlerle, kendimizi göstermenin bizi aynı zamanda gizleyen ve koruyan bir yolunu benimsiyoruz. Maskeler takıyoruz. Bu yüzden maalesef ilişkilerimizi taşıdıkları tüm sevgi, anlayış, destek, yaratıcılık ve işbirliği potansiyellerinden mahrum bırakıyoruz.

Maskeleri İndirin

Üzücü değil mi? Bir yandan tamamen kendimiz olabileceğimiz, hatalarımızı paylaşabileceğimiz ve kusurlarımızın şefkatle sarıldığı derin ve doyurucu ilişkilerin hayalini kuruyoruz, öte yandan herkes rol yapıyor. “Bu yalancılık veya ikiyüzlülük değildir. Bize geçmişten aktarılan, tehlike olarak algıladığımız durumlarda, yani hissettiklerimiz için küçümsendiğimizde, suçlandığımızda veya terk edildiğimizde başvurduğumuz bir savunma mekanizmasıdır” diyor Rothenbühler. Bu yüzden, bizi rahatsız eden bir konuşma esnasında elimizdeki çeşitli kartları oynarız: İğneleyici bir şaka yapmak veya rasyonelleştirmek, flört etmek veya uzak durmak, isyankâr veya arabulucu rolüne bürünmek gibi. “Maske, bize güven veren bir duruş sağlar ve kim olduğumuzun bir parçasıdır, ancak iç yaşamımızın çeşitliliğini anlatmaz.” Bizi kolayca yaralayabilecek şeyler konusundaysa sessiz kalırız: Diyalogda bulunduğumuz kişinin (iş arkadaşımız, eşimiz, ebeveynimiz ya da bir arkadaşımız) bizi sindirme ihtimali, onları memnun etme çabası ya da kaybetme korkusu, öfkelenmelerinden çekinme veya bizi kandıracakları gerçeği yüzünden bunu yaparız. Rothenbühler’e göre, bu korkular kişiyi kendinden uzaklaştırıyor ve doğallıktan mahrum bırakıyor. Ayrıca sohbetleri yüzeysel bir seviyede sınırlayarak diğeriyle kurulabilecek bağları da koparıyor. “Birinin varlığından sıkıldığımızda gerçekleşen de budur. Bağ akışkan değildir, ona olan ilgiyi veya merakı uyandırabilecek hiçbir şey yoktur. Çoğu zaman, haksız yere, onun sıkıcı veya rahatsız biri olduğunu düşünürüz. Gerçekteyse kendini açığa vurma konusunda o kişiyle sıklıkla aynı korkuları, aynı zorlukları paylaşıyoruzdur. Belki de karşımızdaki kişinin kendi güvensizliklerini algılayarak buna tepki veriyoruzdur. Maske maskeyi çeker…” Peki, bu nasıl değiştirilebilir?

Zorlukları Değerlendirmeyi Bilin

Transaksiyonel analiz psikoterapisti Laurie Hawkes, “Doğruyu söylemek, aklınıza her geleni söylemek demek değildir” uyarısında bulunuyor. “Bahsettiğimiz filtresiz bir dürüstlüğü benimsemek, saldırgan veya çiğ konuşmalar yapmak değil. Bunlar zaman zaman iyi hissettirebilir, tamam! Ama en yakın arkadaşlar arasında bile bunu istemeyiz. Neleri açığa çıkaracağımızı ölçüp biçmeliyiz ve hepsinden öte kendimize bunu neden yaptığımızı sormalıyız” diyor Laurie Hawkes. Sevgiliye, çocuklara, patrona ve eşe aynı şeyler söylenmez, çünkü herkes söylenenleri aynı şekilde muhakeme edemeyebilir ve her ilişkide farklı denklemler vardır. Bazen de ikilemler ortaya çıkar: “Arkadaşınıza kocasını başka bir kadınla gördüğünüzü söylemek gerekir mi? Bunu ona hiçbir şey söylemediğiniz için suçlanacağınız korkusuyla mı, dedikodu sever yönünüzü tatmin etmek için mi, yoksa onu kurtaran kişi pozisyonunda olmak için mi söylersiniz? Arkadaşınızın bu gerçeği öğrenmesi gerçekten onun lehine olacak mı? Eğer öyleyse incelikli davranmanız, dinlemeye açık olmanız ve karşınızdaki kişiye çözümlerinizi dayatmayı istememeniz gerekir.” Bazı sözler her ne kadar iyi niyetle, diğerine veya ilişkiye gelişme imkânı verme endişesiyle telaffuz edilmiş olsalar da her zaman memnuniyetle karşılanmazlar.

Örneğin “Çocuklarımıza doğru davranmıyorsun”, “Annene küçük bir kızmış gibi davranıyorsun”… Bu tür ifadeler karşı tarafı yaralayabilir ve direnişe neden olabilir, ancak bu tamamen sessiz kalmak için de bir neden değildir.

Öte yandan, “Ailede bir sır varsa ve ondan özgürleşmek, ilişkileri arındırmak umuduyla üzerindeki perdeyi kaldırmaya karar verilirse, çoğu zaman işler ters gider” diyor Laurie Hawkes. “Yalan söylemek ve aileyi yok etmeyi istemekle suçlanırız. Bu travmaya ek olarak bir de kenara itiliriz.” Dolayısıyla, her gerçeği söylemek iyi midir? “Bu soruya her kişinin mizacına, olgunluğuna ve kırılganlığına bağlı olarak yanıtlar verilebilir. Günümüz dünyası hakikat ve özgürlük ideallerine değer veriyor; ‘İstediğimi söylerim, istediğimi yaparım’ gibi. Ancak bu yaklaşım genellikle egoyu tatmin etmek, diğerini yaralamak, kendini çaba sarf etmekten kurtarmak gibi farklı amaçlar için bahane görevi görüyor. Amacımız kaliteli ilişkiler kurmaksa, o zaman usulüne uygun olarak düşünülmüş bir denge içerisinde saygı, iyilik, sadakat gibi farklı idealler de bize rehberlik edebilir.” Laurie Hawkes, transaksiyonel analiz tarafından tanımlanan ego durumlarına yani davranışı belirleyen içsel oluşumlara atıfta bulunarak, doğruyu söylemenin transaksiyonel analizde ne anlama gelebileceğini açıklıyor: “Açık iletişim kurmak herkesin ihtiyaçlarını gözeten Ebeveyn’in ve bütünü gören Yetişkin’in gözetimleri altında, içindekileri özgürce dışa vuran Çocuk’tan Çocuk’a bir iletişimdir. Ebeveyn her birinin ihtiyaçlarını korurken; Yetişkin olan biteni bütünüyle gören, bağlamı dikkate alan, doğru zamanı bekleyen, herkes üzerindeki etkisini ölçen ve sorumluluk üstlenendir. Çocuk hissettiklerini bu durumda özgürce ifade edebilir.”

Yaşam Boyu Gelişin

Böyle bir ilişki kalitesine sahip olabilmek uzun bir yolculuk gerektiriyor. “Tüm varoluşumuzun anlamı… Bu en önemli sorgulamadır” diyor psikanalist Moussa Nabati. Ona göre, bu arayış her terapötik çalışmanın sorunsalını oluşturuyor. “Kişinin kendi gerçeğine ve diğerinin gerçeğine erişmesi, sürekli bir yıkım ve yeniden yapılanma çalışması barındıran derin bir araştırma gerektiriyor. Çünkü bir an hakikat olarak tutunduğumuz her şey, bir başka gerçeği içerisinde barındırıyor. İnsan karmaşık bir varlık. Tutarsızlıklara ve gölge taraflara sahibiz. Bütün bunlar bizim gerçeğimizi oluşturuyor ve sürekli olarak saklı kalıyor.” İşte tüm bunlar ilişkilerimizi etkiliyor. Herkes, diğerinin onun dünyasını tahmin etmesini, anlamasını, her durumda onu sevmesini istiyor. Ancak diğer kişi de sahip olduğu şüphe ve kırılganlıklardan kaçamıyor. “Yetişkin olmak, çocukluk arzularımızın gerçekleştirilemeyeceğini kabul etmektir. Hiçbir şeyin ve hiç kimsenin geçmişte olduğumuz yaralı çocuğun hayallerine yanıt veremeyeceğini kabul etmektir.” Gerçek ilişkiler kurabilmek için öncelikle bu içsel çocukla bağlantıya geçilmesi gerekiyor. “Eğer duygusal eksikliklerimizi gidermek için kendi üzerimizde çalışmamışsak, varoluşumuzu kendimize vekil bir anne arayarak beyhude harcayabiliriz. Manipüle edilme, tutku ve ayrılık senaryosu riskiyle bağımlılık ilişkilerinde kalabiliriz” diyerek bu olumsuz durumu tarif ediyor Moussa Nabati. İlişkiler şikâyetler ve suçlamalarla dokunmuştur, çünkü diğerinden bize asla veremeyeceği bir şey bekliyoruzdur. Doğruyu söyleyebilmek için kişinin gerçeklik, yalnızlık ve eksikleriyle barışçıl bir ilişkiye sahip olması gerekiyor. Kendimizin ve başkalarının iyi özelliklerinin ve kusurlarının gerçekçi bir şekilde kabulüne ihtiyacımız var. Bazıları tarafından takdir edilirken, bazıları tarafından hiç edilmeyeceğimiz gerçeği bizi yıkmamalı. Ancak işte o zaman ilişkilerde perdeleri kaldırabiliyoruz ve birbirimize karşılıklı merak duyabiliyoruz.

 

 

Önceki Yazılar

Hayatınızı Daha İyi Hale Getirecek Alışkanlıklar

Sonraki Yazılar

Aşkın Sekiz İşareti