Little girl reading a bedtime story with her Mother in her bed. They are sitting together and the little girl is pointing at one of the pictures.

HİKAYELERİN GÜCÜ


Bütün ilişkiler hikaye anlatımlarıyla yaratılır ve güçlendirilir” Prof. Dr. Jeffrey A. Kottler

Psikoterapi alanında dünyaca üne sahip yazar Prof. Dr. Jeffrey A. Kottler, hikayelerin hem günlük hayatta hem de terapilerdeki iyileştirici gücünü Psychologies Türkiye’ye anlattı.

Kitaplarınızda ve ilham veren konuşmalarınızda sık sık hikayelerin gücüne değiniyorsunuz. Hikayeler bize ne katıyor, günlük hayatımızdaki rolleri nedir?

Hikayeler hayatımızın her alanında var. Ebeveynler çocuklarına dünyayı, aile kavramlarını ve ahlak kurallarını öğretmek için sürekli hikayeler anlatırlar. Televizyon, film, oyunlar, kitaplar, şarkılar ve sosyal medya yoluyla hayatımıza ve hatta gelişigüzel görsel fragmanlar olarak rüyalarımıza bile girerler. Hikayeler farklı şekillerde de olsa tutarlı bir deneyimi anlatırlar. Olayları dolaylı yoldan öğrenmemizi sağlarlar. En önemlisi de, taşıdığı yoğun duygu ve anılar sayesinde, başkalarını etkilemenin en iyi yollarından biridir.

Etkilendikleri için de unutmuyorlar herhalde. Araştırmalara göre, konu ne olursa olsun hikaye olarak anlatıldığında daha iyi akılda kalıyor. İnsanlar neden hikayelere karşı bu kadar duyarlı?

İnsan beyni çok katmanlı bir organa dönüştü. Bilgi, veri, taslak ve deneyimler beynimizde organize bir şekilde dosyalanır. Duyduğumuz, gördüğümüz, hissettiğimiz ve yaşadığımız her şey bir hikayenin parçası haline gelir ve ileride daha kolay bulunabilecek şekilde hafızamızda saklanır.

Bazen de hikayelerdeki karakterler hayatımızın bir parçası olur. Kitap, dizi veya film karakterleriyle özdeşleşiriz ve onları tanıdığımızı hissederiz. Bu duygu nasıl oluşur?

İyi bir hikayenin amacı, dinleyicisinin karakterle özdeşleşmesini ve hikayenin içine girmesini sağlamaktır; onu pasif bir dinleyici veya okuyucu değil, aktif bir katılımcıya dönüştürmektir. Bu yüzden kurmaca hikaye kitapları kişisel gelişim kitaplarından daha popülerdir. Kurmacada yazarla veya konuşmacıyla bir anlaşma yaparız ve inancını destekleyeceğimizi belirtiriz. “Bu gerçekçi değil” veya “Ben olsam böyle yapmazdım” gibi düşüncelerle eleştirel yaklaştığımızdaysa büyü bozulur. Ama kurmaca olmayan kitaplarda sürekli olarak yazarla tartışma içinde oluruz ve “Bence böyle değil” diye düşünmeye başlayabiliriz.

Yeni teknoloji çağında kendimizi artık 280 karakterle ifade edebiliyoruz. Başkalarının hikayelerini dinlemek için zaman ve enerjimiz kalmadı mı? Derin ve açık bir dinleme yeteneği geliştirebilir miyiz?

Her mesaj veya e-mail okuduğumuzda, maruz kaldığı oyalanmadan ötürü beynimizin kendini toparlaması için birkaç dakikaya ihtiyacı olur. Bunun anlamı, o anda artık anda kalamıyor olmamız. Sürekli olarak birden fazla iş yapmaya çalışıyoruz. Anlattığımız ve duyduğumuz hikayeler sürekli kesiliyor ve yarım kalıyor. Doktorlar hastalarına şikayetlerini anlatmaları için 30 saniye veriyorlar ve hastaların yüzde 90’ı hikayelerini bitiremiyor. Günlük hayatımızda artık insanlar birbirlerine bütün dikkatini veremiyor. Bu durumu yeni gerçeğimiz olarak çoktan kabullendik. Bu samimi ilişkilerin sekteye uğramasına sebep oluyor ve ilişkilerde kabul edilebilirlik standartlarını düşürüyor. Bir restorana gittiğinizde, bir aile, arkadaş grubu veya çiftin ellerinde telefonla başkalarıyla iletişim kurduğunu ne kadar çok görüyoruz, bir düşünün.

Kişisel hikayemizi paylaşmak ve diğer insanları dikkatlice dinlemek ilişkilerimizi nasıl etkiler?

Bütün ilişkiler, ister kendini anlatma, dedikodu veya önemsiz konular olsun, hikaye anlatımlarıyla yaratılır ve güçlendirilir. Dedikodu yapmak kötü bir itibara sahip olsa da aslında aykırı veya potansiyel tehlike olarak algılanan kişiler hakkında bilgi alışverişi yapılmasını sağlar. Normların dışında seks yapan, tuhaf hareketlerde bulunan veya işyerinde üzerine düşen görevleri tamamlamayan kişiler hakkında konuşuruz. Güven vermeyen veya potansiyel olarak denge bozabilecek kişiler hakkında bilgi akışı sağlamanın bir yoludur. Eski zamanlarda hikaye anlatmak bir eğlence yoluydu. Aslında film, televizyon veya diğer medya araçları sayesinde hala da öyle. Ama aile, arkadaşlık ve psikoterapi çerçevesinde hikayeler, deneyimlerimizden bahsetmemiz için bir araç görevi görürler.

İyi bir dinleyici olmak bir terapistin en güçlü yönüdür. Siz de “Terapist Olmak Üzerine” ve “Usta Terapist Olmak Üzerine” adlı kitaplarınızda, terapi odasında iyi bir dinleyici olmanın öneminden bahsediyorsunuz. İyi bir terapisti diğerlerinden ayıran özellik nedir?

Günümüzde terapistlerin yaptığı en önemli şey, insanların sözünü kesmeden, onlara hikâyelerini anlatma fırsatını vermek. Terapistler danışanlarının hikâyelerine saygı duyar; acı çeken veya travma yaşanlar dahil. İnsanların desteksiz kalma hikâyelerinin konseptini tekrar belirlemelerine ve onları güce ve cesarete dönüştürmelerine yardımcı oluyoruz. Aslında her şeyin başlangıç noktası merhametli ve yoğun bir dikkat vermek, çünkü bu, günlük hayatın koşturmasında gittikçe daha ender rastlanan bir durum haline geldi.

JEFFREY A. KOTTLER, Terapist, Eğitmen ve Yazar. Kottler’in dilimize çevrilmiş “Terapist Olmak Üzerine” ve “Usta Terapist Olmak Üzerine” adlı iki kitabı bulunuyor.


 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

ÇOCUKLARLA BERABER MEDİTASYON

Sonraki Yazılar

METEORA: GÖKLERDEKİ MANASTIRLAR DİYARI