hic-mi-ofkelenmeyecegiz

HİÇ Mİ ÖFKELENMEYECEĞİZ?

 

 

Şiddetsiz İletişim yolculuğumda sık sık “Hiç mi öfkelenmeyeceğiz?” cümlesini duyuyorum. Bunu söyleyenlerle sohbeti biraz derinleştirdiğimde anlıyorum ki, insanlar şiddetsizliği öfkelenmemek diye anlıyorlar. Peki, sizce bu mümkün mü? Bir insan hayatı boyunca bir daha hiç öfkelenmeden yaşayabilir mi? Benim buna yanıtım: Hayır.

Öfke gibi pek çok konforsuz duygu, tıpkı konforlu duygularımız gibi bize bir mesaj sunuyor. Şiddetsiz İletişim hiçbir duyguyu diğerinden daha makbul saymıyor. Bu yolculukta öğrendiğim, her ne duygu gelirse, onu olduğu gibi kabul etmek. Tek fark bu duyguyla ne yaptığım.

Şiddetsiz İletişim öğrenmeden önce öfkelendiğimde, bu duygunun içinde kavrulur, ne yapacağımı bilemezdim. Atasözleriyle pek uyumlu zamanlar geçirirdim. Kimi zaman keskin sirke küpüne zarar verirdi, bazen de öfkeyle kalkıp zararla otururdum. Öfkelendiğimde enerjim cezalandırıcı tavırlar, eylemler, sözler üretmeye odaklanır, sonunda tükenirdim.

Şimdi, öfke geldiğinde fark edip durmaya odaklanıyorum. Öfkemle bağlantı kuruyorum. Öfkem de diğer tüm duygularım gibi bana geribildirim sunuyor. Konforlu duygularım “Hey, burada senin ihtiyaçların karşılanıyor” derken, konforsuz duygularım “Bir dakika, burada bir şeyler oluyor ve bazı ihtiyaçların karşılanmıyor” diye haber veriyor. Öfkelendiğimde, bazen durup bakıyorum ve saygı, özen, özerklik, alan, özgürlük özlediğimi fark edebiliyorum. Bunu fark ettiğimde, duygu ve ihtiyaçlarımın sorumluluğunu alıp hayatı zenginleştirecek ricalarda bulunmak için cesaretim artıyor. O zaman, kendimden ya da başkalarından somut, uygulanabilir ricalarda bulunabiliyorum. Özetle, ihtiyaçlarımın farkına vardığımda, öfke yerini, hayata hizmet eden duygulara bırakıyor.

Duygularımızı ifade ettiğimizde deneyimimizin sorumluluğunu almayı sürdürüyoruz. Böylece, başkaları da kendileri hakkında eleştiri ya da suçlama değil, bizim için neyin önemli olduğunu duyabiliyor. Bu sayede hem bizim hem de onların ihtiyaçlarının karşılanması olasılığını artıran bir iletişime adım atıyoruz.

Marshall Rosenberg “Şiddetsiz İletişim” kitabında, “Öfke meselesi, Şiddetsiz İletişim sürecine daha derinlemesine girmemiz için bize eşsiz bir fırsat sunar” diyor. Hatta vurmanın, suçlamanın, başkasının fiziksel ya da duygusal olarak canını acıtmanın, öfkeli olduğumuzda iç dünyamızda olan bitenin yüzeysel bir ifadesi olduğunu anlatıyor. Şiddetsiz İletişim’de biz öfkemize sahip çıkmak, onu ihtiyaçlarımızın güzelliğine dönüştürüp tam olarak ifade etmek istiyoruz.

Yazı: Deniz Spatar

 

 

Önceki Yazılar

YÜRÜMEK NEDEN ÖNEMLİ?

Sonraki Yazılar

BİR ERKEĞİN SİZDEN HOŞLANDIĞINI GÖSTEREN 10 İŞARET