A hand reaching for conceptual idea lightbulbs

HER ŞEYİ KONTROL ETMEK


Duygular, zaman, ilişkiler, beden… Tüm bunları kontrol altında tutmaya çalışmak, sürekli değişen ve kaygılarımızı artıran bir dünyada kendimizi güvende hissetmemizi sağlar. Ancak bu tutum, gücümüzden çok güçsüz yanlarımızı ortaya çıkarır ve enerjimizi alır.

Zayıf ve sağlıklı olup uzun bir ömür sürmek, hem iş hem de özel hayatta başarılı olmak, kendine ve sevdiklerine zaman ayırmak, üstüne üstlük her geçen gün dinginlik kazanmak… Hedonizm ile bilgelik arasında kalan bu ideal yaşama gıpta etmemek elde değil. Peki, buna erişmenin yolu nedir? Duygularını, zamanını, duygusal ilişkilerini, bedenini kontrol etmek mi? Performansa ve materyalizme dayalı kültürümüzde kontrol edebildiğimizi düşündüğümüz tek şey kendimiziz. Arzuladığımız hayatı biçimlendirebilme özgürlüğüne sahibiz ya da öyle olduğuna inanmak istiyoruz. Birkaç yıldır insanların ortak arzusu, hayatlarını tüm zorluklardan uzak ve kontrol altında tutmak. Psikoterapist Zümra Atalay’a göre bu çabanın altında yatan etmenlerden en önemlisi belirsizliğe karşı tahammülsüzlük: “Eğer kontrol etmezsek işlerin daha çok sarpa saracağını ve tamamen belirsiz bir yöne doğru gideceğini düşünürüz. İlk başlarda bir tür motivasyon aracı olarak çoğunlukla da kendimiz üzerinde başlayan kontrol daha sonra yakınlarımızı ve bu alanı genişleterek çevremizi kontrol etmeye çalışmamızla devam eder.”

Korkular tetikliyor

Lale, 34 yaşında ve yanlış seçim yapacağı korkusuyla yaşıyor. “Geçmişimde spontane davranmak iyi sonuçlar getirmedi. Bugün de mantığı duygularımdan ve tutkularımdan önde tutuyorum. Kurumsal iletişim alanında çalışıyorum, mesleğim beni çok heyecanlandırmıyor o yüzden ben de tiyatro yapıyorum, arkadaşlarımla dışarı çıkıyorum… Ama bunun asıl dezavantajını aşk hayatımda yaşıyorum. Sürekli bekliyorum. Çok seçiciyim ve zor beğeniyorum. Birini beğenirsem de bu defa o kişinin en iyisi olmasını istiyorum.” 42 yaşında, eczacı ve üç çocuk annesi Meltem’de de aynı kontrol etme arzusu var. “Benim için en önemlisi disiplin. Disiplinsiz olsam, 10 kilo fazlam olacaktı, sosyal hayatım bitecekti, seramik gibi hobilerim ve hatta ilişkim için hiç zamanım olmayacaktı! Benim için kontrol etmek güvende olmak anlamına geliyor. Plan yapıyorum ve gözlemliyorum. Bu sayede kötü sürprizleri minimuma indirdim.” Meltem bu stratejiyi, fazla bohem bir hayat tarzı süren ebeveynlerine karşı geliştirdiğini itiraf ediyor. Psikiyatr Stephanie Hahusseau’ya göre özdenetim, her şeyden önce duygusal korunma ihtiyacı olarak kendini gösteren bir savunma mekanizması. “Tetikteki kişi bir travma geçirmiş olabilir ve bu yüzden kendini koruma altına almaya çalışıyordur. Acı çekmek yerine eyleme geçmeyi tercih etmiş ya da duygusal ihtiyaçlarının tatmin edilmediği, güven hissinden yoksun bir ortamda büyütülmüş olabilir.” Kontrol davranışı birçok farklı senaryoya bağlı olabilir: “Çocuk, olduğu gibi sevilmediğini hissetmiş ya da güvenli bağlanmadan yoksun kalmış olabilir. Otonom bir alan geliştirmesine olanak verilmemiştir ya da ebeveyni tarafından kendi duygularını düzenleyici bir araç olarak kullanılmıştır. Örneğin, annenin ayrışmaya izin vermediği bir ilişkide çocuk, kendini bundan korumak için duygularını ‘dondurmak’ zorunda kalabilir ya da tam tersi bir şekilde maternel şemayı yeniden üretmek için onu itebilir.” Duygularını, zamanını, ilişkilerini ve bedenini kontrol etmek… Her biri temel bir kontrol alanını gösterir. “Kontrolün temelinde sadece bir amaç vardır: Duyumları algılamak ve onlar tarafından ele geçirilmeyi engellemek.” Bu önlem alıcı tutum aslında bize pahalıya mal olur, çünkü bizi sürekli tetikte tutar. Bu stres ise fiziksel ve ruhsal tükenmeye sebep olur. Bu da ciddi hastalıkların kaynağı olabilir.

Fulden, 44 yaşında ve bütün hayatı boyunca mantıklı bir kadın imajı çizmiş. Mükemmeliyetçi bir ailede büyümüş ve çok çalışmış, ta ki işten çıkarılıp tüm doğrularının ve yanılsamalarının paramparça edilmesine kadar. Bu olayı dört senelik bir depresyon takip etmiş, ardından da yeniden doğuş. “İlk başta dağılmıştım, fakat sonra psikoterapiyle birlikte aslında kendimin değil, ebeveynimin hayatını yaşamış olduğumu fark ettim. Gerçek isteklerimden, gerçek kişiliğimden uzak, sürekli yanlış yapma korkusuyla ailemin katı kurallarına sadık kalmışım.” Psikanalist Jean-Pierre Winter, aşırı kontrolcülüğün aslında kaderine güvensizlik ve onu ‘bir tehdit gibi görmek‘ olduğunu söylüyor. “Kişi kendi güdülerini kontrol altında tutarak kendini savunuyor ve tehlikelerden uzak tutuyor. Gerçekte kişi kendi güdülerini kontrol etmiyor çünkü onlardan vazgeçmiyor, sadece onları tatmin etmiyor ve bastırıyor. Kontrol de bu bastırmanın bir semptomu oluyor.”

Derleyen: Büke Tozlu

 

 

Önceki Yazılar

ANNE SORUNLARI

Sonraki Yazılar

“BANA ZARAR VEREN BİR ARKADAŞIM VAR”