sufle1

HAYVAN DOSTU OFİS


Çalışma ortamında evcil hayvanların bulunması gitgide daha sık rastladığımız bir görüntü. Nedeniyse basit, çünkü sadece varlıkları bile bize iyi geliyor. Sosyal bağları güçlendiriyorlar, yaratıcılığı tetikliyorlar, ortamı yumuşatıyorlar ve gerginliği azaltıyorlar.

Psychologies ofisine girdiğiniz anda, genç bir Fransız bulldog olan Pixie sizi koltukta uzanmış bir şekilde karşılıyor. Bazı günlerdeyse, Dijital Direktör Seda’yla gelen Sufle veya Kurumsal Yayınlar Direktörü Umut ve Dijital Operasyon Sorumlusu Selim’in köpeği Manti ofisin koridorlarında koşturuyor. Burası hayvan dostu bir ofis ve onlar bize kesinlikle çok iyi geliyorlar.

Marie Claire Maison dergisi Konular Editörü ve Pixie’nin annesi Ilgın, onu ofise neden getirmeye başladığını şöyle anlatıyor: “Açıkçası sabahları Pixie’yi yürüyüşe çıkarıp, sonra eve bırakıp işe gitmek çok zor geliyordu. Artık kendisiyle iş arkadaşı olduğumuz için sabahları beraber evden çıkıp ofise gidiyoruz. Çok erken kalkmayı tercih etmediği için kendisi çıkmamıza yakın uyanıyor. Bu nedenle kapıda bir süre gerinmesini ve esnemesini beklemek zorunda kalıyorum, işe geç kalmamın bütün sebebi kendisidir! Şaka bir yana Pixie her türlü canlıya karşı oldukça, hatta biraz fazla sevecen. Hayatta hep bu iyi niyetinden kaybediyor. Bazen aşırı oyunculuğu kedilerden dayak yemesi veya diğer köpeklerin kendisine havlaması ile sonuçlanabiliyor. Ama genel olarak Pixie’nin pozitif bir canlı olmasının insanlara iyi geldiğini düşünüyorum. Obur olduğu için yemek yiyenleri pati darbeleri ve ağlamaklı surat ifadesiyle baştan çıkarıp sürekli yemek istemek gibi kötü bir huyu var. Bu surata bakınca tabii kimse karşı koyamıyor. Hayvan dostu bir şirkette çalışmak çok keyifli, hatta Pixie’ye bazen stres topu muamelesi yapıp mıncıklayarak stres attığımız da oluyor. Şimdi kendisi rejime başladı, yazın bikini giyecekmiş!

Neşeli ofisler

Köpeğini ofise getirmek artık günümüz profesyonel dünyasında daha sık rastlanan bir eylem. Çoğunlukla köpekler tercih edilse de kedi, kuş hatta balıklar bile artık ofislerde hoş karşılanıyor. Üstelik bunun faydaları çok açık; ofis ortamındaki stresi azaltarak çalışanların daha mutlu olmalarını sağlıyorlar. Çalışanların çoğu kendilerini daha keyifli hissediyor ve işe daha rahat konsantre oluyor, aynı zamanda iş arkadaşlarıyla da daha iyi iletişim kuruyorlar. 2012 yılında Virginia Common Wealth Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada, ofiste köpeğin olmadığı zamanlar çalışanların mutluluk seviyesinin düştüğü saptandı. Köpeklerin gelmediği günler, ofisteki genel ortam bir parça daha gergin ve daha az neşeli oluyordu. Köpeklerin çalışanları neşelendirdiğini Seda da doğruluyor: “Sabahları hazırlanıp birlikte evden çıkmak ve kısa bir yürüyüşün ardından ofise gelmek, Sufle ve benim günlük rutinimiz haline geldi. Bu rutinin ofiste insanlara da iyi geldiğini düşünüyorum. Altı aylık Terrier melezi olan Sufle, henüz bebek olduğu için sempatisiyle kısa sürede herkesin gönlünü kazandı. Siyah kırpık tüyleri, boncuk gözleriyle masa altlarında dolaşması, onun için yeni bir dünya olan ofisi keşfetmeye çalışması ve komik halleriyle bütün çalışanların alışkanlığı haline geldi. Nadiren ofise gelmediği zamanlarda, herkesin onu sorması da bunu gösteriyor.

Otur, pati ver, aferin!

Köpeklerin ofisin genel havasını yumuşattıklarını ve çalışanları keyiflendirdiğini Selim de tecrübelerine dayanarak onaylıyor: “Her sabah evden çıkarken, o gün ofise gidip gitmeyeceğini merakla anlamaya çalışan tipik bir Jack Russell olan Manti, çoğu zaman benden önce yola çıkmak için hazır oluyor. Ofisteyse bütün çalışanlarla kurduğu özel bir bağ var: Yemek! Oldukça sosyal ve dışadönük bir kişiliğe sahip olan Manti, evde iki kedi kardeşiyle zaman geçirse de en çok insanların yanında olmaktan keyif alıyor. Bunun sebebi masum bakışlarıyla ofisteki çalışanları minik patisinde oynatması olabilir. Öyle ki, şirkette Manti’yle arasına mesafe koyabilen pek kimse yok. Hatta tepesine çıkmasına izin verenler daha fazla. Öğle yemeğinde dışarıdan kendisiyle birlikte Manti için de yemek siparişi veren insanları düşününce, Manti’nin neden ofisi sevdiğini anlamak zor değil. Ofisteki zamanını verimli bir şekilde planlayan Manti, yemek dışındaki zamanlarını masalar arasında koşturarak ya da sandalyelerde uyuyarak değerlendiriyor. Heyecanlı Jack Russell genleriyle Manti, ofisin ve çalışma arkadaşlarının pozitif enerji deposu adeta. Bizler de onun bitmek bilmeyen oyun isteğini karşılamak için hazır kıta bekleyen oyun arkadaşlarıyız.

Ofislerde evcil hayvan bulunmasının pozitif yanları bilimsel olarak da kanıtlanmış. Central Michigan Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, iş hayatında evcil hayvanlarla zaman geçiren kişilerin daha az stres seviyesine sahip olduklarını ve daha yaratıcı olduklarını saptadı. Yapılan birçok farklı araştırma da hayvanların ekip çalışmasını desteklediğini, çalışanları fiziksel olarak daha aktif kıldığını ve kişiler arasındaki iletişimi olumlu yönde etkilediğini gösteriyor. İki kedi sahibi National Geographic Kids Genel Yayın Yönetmeni Pınar, kedilerini işe getirmediğini ancak ofiste köpeklerin bulunmasının onu ne kadar mutlu ettiğini anlatıyor: “Gün içinde çalışırken, çok yoğunlaşabiliyor, gerilebiliyor, hatta hayatın doğal akışından koptuğunuzu hissedebiliyorsunuz. Hayvanlarsa bize yaşamı hatırlatıyor. Yanınıza gelip bazen biraz sevgi bazen de biraz bisküvisi isteyen bir köpeğe nasıl ‘Hayır’ diyebilirsiniz ki? Karşılık beklemeden, başını okşadığınız bir köpeğin neşeyle homurdanması ya da gülen gözlerle yüzünüze bakması o an için size bütün gerginliğinizi, yoğunluğunuzu unutturuyor, yaşamı yeniden doğallığıyla kucaklamanızı sağlıyor.

Oraya çiş yapmak yok!

Google, GoDaddy, Amazon veya Etsy gibi dünya devi şirketler çalışanlarını işe evcil hayvanlarıyla gelmeleri konusunda teşvik ediyor. Almanya, Hollanda, ABD veya İngiltere gibi ülkelerde hayvan dostu ofisler artık neredeyse bir adet olmuşken, Türkiye’de daha ufak çaplı şirketler ofislerde evcil hayvan bulundurulmasına izin veriyor. Ancak sayıları gün geçtikçe artan ve sokak hayvanlarına ev sahipliği yapan mağazalar da hayvansever işyeri klasmanına giriyor. Hayvanların varlığı elbette neredeyse herkese olumlu şekilde etki ediyor, ancak yine de nezaket kuralları gereği çalışma ortamında oldukları unutulmuyor. Örneğin henüz bebek olan Sufle, bazen aşırı heyecanlanıp çişini yere yaptığı zaman, Seda ışık hızıyla ortalığı temizlemek zorunda kalıyor. Bazen köpeklerin birbirleriyle dalaştıkları da oluyor. “Ofisteki tek köpek, hatta hayattaki tek köpek olmak Manti’nin çok hoşuna giderdi eminim” diyor Selim ve ekliyor: “Ancak hayvan dostu bir şirkette olmanın bazı getirilerini kabullenmek zorunda. Sufle ve Pixie isimli diğer iki mesai arkadaşıyla zaman zaman ofisin altını üstüne getirdikleri oluyor. Yine de yoğun iş temposunun içinde onların enerjisi çalışma saatlerine neşe katıyor.”

Ofiste panik havası

Fakat bütün bunların yanında, elbette ki herkes köpekleri sevmiyor, hatta bazılarının fobisi olabiliyor. Örneğin National Geographic dergisinin Görsel Yönetmeni Hüseyin için köpeklerle aynı ofiste durmak bazen biraz fazla heyecan verici olabiliyor: “Aslında onları çok seviyorum ama yakınımda bir değil, iki değil, üç köpeğin gezdiği ihtimalini düşününce, biraz endişe duyuyorum. Ofiste neredeyse herkes köpeklerle dost, onları kucaklarına alıyorlar, yanlarına gidip yemek veriyorlar, hatta onları yürüyüşe çıkarıyorlar. Ben de hepsini çok seviyorum, hatta bazen Sufle’yi sevmeye yelteniyorum ama çok ani hareketler yaptığı için çekiniyorum. Bir bebek olmasına rağmen, benim gözümde birden kocaman bir köpek oluyor ve ister istemez ona fazla yaklaşamıyorum. Hareketlerini ve o anki düşüncelerini kestiremediğim için, her zaman onlara karşı mesafeli duruyorum. Onları çok seviyorum ama sevgimi uzaktan göstermeyi tercih ediyorum.

Yazı: Ceylan Özçapkın, Fotoğraflar: Erhan Tarlığ

 

 

Önceki Yazılar

“KENDİMİ SIKLIKLA YALNIZ HİSSEDİYORUM”

KAYGIDAN KURTULMA REHBERİ