hayvan-dostlarinizi-anlamaya-calisin (3)

HAYVAN DOSTLARINIZI ANLAMAYA ÇALIŞIN

 

 

Ailenin bir parçası ve zaman zaman evin sahibi haline gelen hayvan dostlarımızla ilişkimizi gözden geçiriyoruz. Ev arkadaşınızın ruh halini, niyetini ve arzularını anlamaya ne dersiniz?

Birçok insan, başına gelen acı verici olaylardan sonra “Neden benim başıma bunlar geliyor?” diye yakınabiliyor. Peki hayvanlar başlarına gelenlerden kimi sorumlu tutuyor? Yapılan araştırmalar hayvanların sağlığımıza ne kadar iyi geldiğini söylerken, acaba biz onlara nasıl geliyoruz diye düşünüyor muyuz? Bu sorunun yanıtı sizi üzebilir; ancak, acaba sizi gerçekten seviyorlar mı? Karşılıklı oturup konuşamadığımız için sorulması gereken bir sürü soru var. O halde gelin, hayvanlar gibi düşünelim!

Evcil hayvanınız konuşabilseydi, iyi ya da kötü her şeyi söylerdi. Şimdilik bu mümkün olmadığı için bilim onların ne istediğini ya da ne hissettiğini bize açıklamaya çalışıyor. Yazar John Bradshaw’ın “Kedi Hissi” kitabında yer alan bir araştırmaya göre, 10 kediden birinden daha azı karın ya da kuyruklarının okşanmasından hoşlanıyor. Dr. Stanley Coren ve Sarah Hodgson tarafından yazılan “Köpeğinizi Anlamak” kitabında yer alan başka bir araştırma ise, sürekli olarak köpeğinize bakmanızın onda liderliğe ihtiyaç duyduğunuz hissini uyandırdığından ve ona ne kadar çok bakarsanız, sizi o kadar az umursadığından bahsediyor. Öte yandan, Kaliforniya’daki Western University of Health Science’ta yapılan bir araştırma, köpeklerine küçük çocuklarıymış gibi davranan, onların her istediğini yapan, masadan yiyecek veren ve koltukların üstünde ya da yataklarında rahatça uyumalarını onaylayan “nazik” insanlara ait köpeklerde dominant karakter saldırganlığı görülme ihtimalinin daha fazla olduğunu ortaya koydu. Hayvan dostlarımız tarafından durum böyle, bir de bizim tarafımızdan bakalım.

Bir köpeğin sorumluluğunu alan herkesin, onun nasıl davranması gerektiğine dair bir hayali oluyor. Bazıları sakin ve kibar olmasını isterken, bazıları koruyucu ve atletik olmasını tercih ediyor. Ancak tabii ki hayaller ve gerçekler farklı olabiliyor. Bu durum, kediler için de benzerlik gösteriyor. Bir kedinin, sahibi nasıl olursa olsun, insanlara katlanıp katlanmayacağı, hayatının ilk sekiz haftasında onlarla doğru şekilde temas kurup kurmamasına bağlı. Tabii istisnalar her zaman olabiliyor.

Ruh halimizi aynalıyorlar

İki taraf için de durum oldukça hassas gibi görünüyor, ancak kim daha hassas dersiniz? Sorunun cevabını hayvan psikoloğu, iletişimcisi ve şifacısı Murat Tümer’e sorduk. Hayvanların psikolojisini insanlarınkiyle karşılaştırarak değerlendirmenin mümkün olmayacağını belirten Tümer, “Hassasiyet kelimesinin hayvanlarda karşılığı daha kapsamlı. Evet, çok hassaslar, çünkü hepimizin özünü görüyorlar” diyor. Bir hayvanın enerji alanının insana göre 20 kat daha büyük olduğunu söyleyen Tümer, “Daha siz sokağın başındayken cama çıkıyor olması, onun enerji alanının ne kadar geniş ve aktif olduğunu gösteriyor. Bu açıklıkta bir ruhun ne kadar yoğunlukla hissedebileceğini insan zihniyle tartmak çok kolay değil” diyor.

Tümer, enerji aralığının geniş olduğundan bahsetmişken, kedinin duyma aralığının bizimkinden iki oktav daha yüksek olduğunu biliyor muydunuz? Bu büyük aralık kedilerin, yarasaların karanlıkta uçarken yön bulmak için çıkardığı ses ötesi dalgaları ve farelerin ya da diğer küçük kemirgenlerin tiz seslerini duymasına olanak sağlıyor. Kediler çıkardıkları seslerden kemirgenin türünü bile ayırt edebiliyor.

Öte yandan birçok bilimsel araştırma, kediler dahil tüm memelilerin, insanların hissettiği duyguların çoğunu hissetmelerini sağlayacak beyin düzenekleri olduğunu ortaya koyuyor. Murat Tümer bununla ilgili olarak hayvan dostlarımızın bizi aynaladığını söylüyor. Siz neşeliyseniz, o da neşeli; stresliyseniz, o da stresli gibi düşünün. Enerjiyi görüp aynı şekilde karşılık veriyorlar. Yani eğer kedinizin iştahı yok ve yemeğini keyifsiz yemeğe başladıysa, bu durumda kendi iç dünyanıza bakmanız gerekiyor. Daha bitmedi. Tümer, kedilerin bunu bir adım öteye taşıdığını söyleyip devam ediyor: “Gördükleri enerji alanında rahatsızlık yaratan bir durum varsa, bunu şifalandırıyorlar. O sıkıntının size ağır geldiğini düşünüyor ve kendi enerji alanına alıyorlar. Hatta bazen üstlendikleri bu görev onları hasta ediyor.” Köpekler de aynı şekilde enerjiyle iletişim kuruyorlar. Bir durum sizi üzüyorsa, emin olun köpeğiniz de üzülüyor. Kızdığınız, öfkelendiğiniz bir şey varsa, onu direkt görüyor ve alanlarına alıyorlar. 

Anda yaşıyorlar

Yetenekleri ağzınızı açık bırakıyor olsa da siz hâlâ köpeğinizin ayakkabınızdan ne istediğini anlamakta zorlanıyor olabilirsiniz. Tamam, belki yarısı yenmiş ayakkabılarınız size yüzlerce liraya mal olmuş olabilir ama şunu söylememiz gerekiyor ki köpeğiniz için karşı konulmaz olan onun fiyatı değil cazip aroması; yani sizin kokunuz! Artık ona bu konuda daha fazla kızmasanız iyi olur; belki ayakkabıları değil, başka eşyalarınızı kurtarabilirsiniz. Neden mi?

Obi adında beş aylık Golden Retriever’la Labrador kırması köpeği olan Erçin’den örnek verebiliriz. “O benim çocuğum gibi” derken gözleri gülen Erçin, “Peçeteyi parçaladığında utanıyor. Ona bir daha yapmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Peçeteyi gösterip ‘Hayır!’ diyorum; anlıyor diye düşünüyorum” diyor. Ancak araştırmalar böyle düşünmüyor. Çünkü köpekler tıpkı çocuklar gibi ilgi çekmeye çalışırlar. Ancak çoğu zaman pozitifle negatif ilgi arasındaki farkı ayırt edemezler. Eğer bir eylemlerine herhangi bir şekilde tepki alıyorlarsa, bu eylemi mutlaka yineleyeceklerdir. Kızmayın demiştik!

Yoksa uyarmak için çok mu geç kaldık? Kızmayı bir tarafa bırakın, belki de çokça bağırdınız ona! Neyse ki ondan bunu unutmasını istemenize gerek olmayacak. Bugüne kadar binlerce hayvanı tedavi eden Murat Tümer, hayvanların yaşadıkları her tecrübenin farkında olduklarını ve hatırladıklarını, ancak bunları düşünmediklerini söylüyor. Tümer, “Hayvanlar zihinde değil, bilinç ve kalpte, anda yaşıyorlar. Dünü, yarını düşünmüyorlar. Unutuyor değiller, sadece üzerine düşünmüyorlar. ‘Ah ah, vah vah’ları yok. Sadece varoluş halindeler. Mesela ‘Geçen gün benimle oynamadı, çok kırıldım. Ben de bir daha asla onunla oynamayacağım’ gibi bir şey onlar için söz konusu değil. Geçen günün hesabını tutmuyorlar. Ama şunu da atlamamak lazım; onlar herkesi ve her şeyi tüm açıklığıyla, sansürsüz görüyor. O alanda tehdit, öfke gibi titreşimler varsa çekiniyorlar. Buna içerliyorlar mı? Hayır. Bu durumu görüyor, kabul ediyor ve uzaklaşıyorlar” diyor.

2008 yılında İngiliz kedi sahipleri arasında yapılan bir anket de Tümer’in görüşünü destekliyor. Araştırmaya katılanların neredeyse tamamı, kedilerinin şefkat, neşe ve korku hissedebildiğini düşünüyor. Ancak bu kedi sahiplerinin beşte biri, kedilerinin öfke hissedip hissetmediğinden emin olmadığını söylüyor.

Dikkat etmek ya da etmemek

Kedi sahiplerinin hayvanlarına gösterdikleri ilgi takdiri hak ediyor olsa da köpeğinizin dilinden anlayıp anlamadığınızı merak ediyoruz. Cevabınız “hayır” olsa bile sorun değil. Köpeğinizin gözbebeğinin boyut ve şekline çok fazla dikkat etmemiş olabilirsiniz; bu küçük disk aslında birçok şey anlatır. Gözbebeği ne kadar büyükse köpeğinizin duygusal durumu ve uyarılması da o kadar yoğundur. Açılan bir göz ve belirgin yuvarlak şekil; dominant ya da tehdit altında bir bireye işaret eder. Tersine; küçük ya da kısık göz, pasifliği ve itaatkârlığı gösterir. En önemlisi de köpeğinizin kaşına dikkat etmeniz. Alın bölgesinde gördüğünüz her hareket, insanlardakiyle aynı duygusal tepkileri ifade eder.

Gelelim onların bize olan davranışlarına… “Köpekler bize aşağıdan hayranlıkla, kediler bize tepeden kibirle bakar” diyen Winston Churchill, durumu çok güzel özetliyor. Köpekler uzun zamandır çobanlık, avcılık ve bekçilik gibi alanlarda insanlarla çalıştığı için, bizim jest ve mimiklerimizi yakından takip edebilme konusunda eşsiz bir beceriye sahiptir ve bize bağlılıkları evcilleşirken içlerine işlemiştir. Kendilerinden başka türlere yani bizlere önem veren ve bizlerden emir alan tek türdür. Öte yandan, kedilerin insanların yanında geçirdiği dört bin yıl, duyularda veya zihinsel becerilerde bir fark oluşması için yeterli bir zaman değil. Bildiğimiz kadarıyla, duyuları sabit kalan kedilerin beyinlerinde değişen tek şey, insanlara sosyal olarak bağlanabilmeye başlamış olmaları. Bu yüzden insanlarla köpeklerin kurduğu gibi yakın bağlar kurmamış, onlar kadar uzun yol almamışlardır.

10 yaşında Nohut adında dişi bir kedisi olan Emine de, “İlk zamanlar beni çok sevdiğini düşünmüyorum. Kediler aslında bir yere çok kolay alışırlar ama insana alışamıyorlar” diyor ve ekliyor: “Dişi olduğu için eşimi daha çok seviyor, banaysa daha ziyade ihtiyaç duyuyor. Ama akşam eve geldiğimde, aç ya da tok fark etmiyor, kapıda beni bekliyor ve ne zaman geleceğimi çok iyi biliyor” diyor.

O halde bizi seviyorlar mı dersiniz? Kedilerden pek hoşlanmayan bazı insanlar ve hatta hoşlananların bir kısmı dahi kedilerin içinde sahibine karşı sevgi hissinin bulunmadığını iddia ediyor. Hatta bilinen bir deyim, “Köpeklerin sahipleri, kedilerin hizmetçileri vardır” diyor. Gerçekten de sıradan bir kedi, sahibine olan sevgisini bir Labrador ile aynı şekilde göstermez. Ancak bu durum bile kedinin kafasında olup bitenleri tam olarak ortaya koymuyor. Bunu nasıl öğrenebileceğimiz konusunu Murat Tümer’e soruyoruz. Tümer ise, “Onlara sorun!” diyor. Hayvanlar bizimle sürekli iletişim halinde olsa da bizim onları duymadığımızı söyleyen Tümer, “Ne kadar konuşkan olduklarına inanamazsınız” diyor. “Bizimle sohbet edebilmek için can atıyorlar ve onları duyabilen birini gördüklerinde bırakmıyorlar”.

Bu sözün üzerine söyleyecek pek de bir şey kalmıyor. Yalnız şunu aklınızdan çıkarmayın; siz biriyle sohbet ederken, onun cep telefonuna bakmasından nasıl rahatsız oluyorsanız, onlar da rahatsız oluyor. Bu yüzden köpeğinizi yürüyüşe çıkardığınızda, tüm benliğinizle orada olursanız, sizinle çok daha uyumlu yürüdüğünü, çekiştirmediğini fark edeceksiniz. Eğer aklınızda eve gidince yazacağınız mail varsa, köpeğiniz de kafasına göre takılacaktır. Bu etkileşim sadece köpekleri değil, tüm hayvan dostlarımızı etkiliyor.

Son olarak; yolları kesişmiş, birbirini gülümseyerek selamlayan iki ruh olduğunuzda, bir kediyle de, bir kargayla da, tüm hayvanlarla arkadaş olabilirsiniz.

Yazı: Ebru Paksoy

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

MODUNUZU YÜKSELTECEK TÜYOLAR

Sonraki Yazılar

KİTAP ÖNERİSİ: AĞAÇTAKİ KRAL