hayatinizi-iyilestircek-sorular-ve-cevaplar (1)

Hayatınızı İyileştircek Sorular ve Cevaplar

 

 

Aşk, arkadaşlık, iş ve ev hayatı: Kendinizle ve başkalarıyla olan ilişkinizde hangi noktadasınız? Dört kişisel gelişim uzmanı kendimizi sorgulamamız ve doğru teşhisleri koyabilmemiz için bize yardımcı oluyor.

Hepimiz bazen durup durum değerlendirmesi yapma, nerede olduğumuza ve nereye gittiğimize bakma ihtiyacı hissederiz ama genelde nereden başlayacağımızı bilemeyiz. Sorular üst üste gelir, cevaplar ise radikal çözümler (“Artık çok geç!”) ile gerçekçi olmayanlar (“Sıfırdan başlıyorum”) arasında sallanır durur ve bu da harekete geçmemize engel olur. Bu tuzaklara düşmemeniz ve kendinizi düzenli, sakin bir şekilde sorgulayabilmeniz için sistemli ve somut bir yöntem uygulamanızı tavsiye ediyoruz. Küçük ölçekli değerlendirmeler yapmak, birikmiş günlük bıkkınlıklar krize dönüştüğünde ve değişim ihtiyacı acil bir şekilde kapıya dayandığında, sizi büyük altüst oluşlardan korur. Derindeki ihtiyaçlarınıza kulak vermek ve tatminsizlik duygunuza karşı dikkat kesilmek, hayatınızdaki depremleri bertaraf eden düzenlemeler yapmanızı sağlar.

Psikiyatr ve psikanalist Robert Neuburger, psikososyolog Jacques Salomé, yönetici koçu Hélène Vecchiali, profesyonel koç Pierre-Jean De Jonghe ve etkili bir yaşam inşa edebilmek için değerlendirme yaparken kendimize sormamız gereken soruları ele aldı. Uzmanlar bizleri aşk, ilişkiler, iş ve özel hayatımıza dair titiz bir iç gözlem yapmaya davet ediyor ve bize hayatımızda değişmesi gerekenleri değiştirmeye yarayacak bir hareket planı oluşturmak için tavsiyede bulunuyor.

Aşk Hayatımız

Bekâr hayatımızı özlediğimiz, ilişkimizi tarttığımız anlarda, aşk hayatımızı sorgulamaya başlarız. İlişkimizle ilgili şüphelerimiz gerçek bir değişim ihtiyacının habercisi midir? Duygusal hayatımızı iyileştirebilir miyiz, yoksa tümden gözden çıkarmalı mıyız?

Kendimize Soracağımız Sorular

– Ya sevgiliniz var, ya evlisiniz ya da bekârsınız: Bu durumdan memnun musunuz? Bunu siz mi seçtiniz?

– Partnerinize kulak veriyor musunuz? Karşı taraf isteklerinize kulak veriyor mu?

– Beraber yaşadığınız kişiyi bulmuş olma fikri size mutluluk veriyor mu? Onunla gelecek planları yapıyor musunuz?

– Kurduğunuz ilişkiyi seviyor musunuz? Beraber dışarı çıkmaktan ve başkalarına “partnerinizi” tanıştırmaktan zevk alıyor musunuz?

– Cinsel ve duygusal hayatınızda, erkek veya kadın rolünüz içinde tümüyle var olduğunuzu hissediyor musunuz?

Robert Neuburger’in cevapları

Psikiyatr, psikanalist ve çift terapisti

Aşk hayatının birden fazla boyutu vardır: Cinsel, duygusal (birbirine duyulan aşk) ve ilişkisel. Bu boyutların her birinin de kendine has ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçların büyük kısmı tatmin edildiğinde mutlu oluruz. İlişkimiz, duygularımız ve karşı tarafın duyguları hakkında kendimizi sorguladığımızda, derinlerde bir yerde ortaya çıkan asıl soru kimliğimiz hakkındadır: “Ben karşı taraf için kimim? Neden bu kadar seviliyorum?” Her boyutta tatmin olunması nadiren görülür. Esas olan şey, eksikliklerin baş gösterdiği alanları ve bunun sebeplerini belirlemektir. Diyelim ki karşı tarafın nazarında artık var olmadığınızı hissediyorsunuz. Neden? Acaba aranızdaki iletişim yoksunluğundan mı kaynaklanıyor? Ortak projeler ve beraber yapılan aktiviteler mevcut değil mi?

Tartışmayı açın

Gerçek sorunlar ortaya çıktığında, sorumluluğun bizim üstümüze düşen kısmını ve ilişkimizi dönüştürmek için yapabileceklerimizi sorgulamak gerekir. Kendimizle bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra partnerimize konuyu açabiliriz. Fikir alışverişinin hesaplaşmaya dönüşmemesi için, iki taraf da birbirinin hissettiği eksiklikleri tamamlamak adına yapmaya hazır olduğu tutum değişikliklerini dile getirmeli. Eğer iki taraf da kaygı verici bir kararsızlığa düşerse veya iletişim kurmak imkânsızlaşırsa, ilişkiyi bitirme ihtiyacıyla yüzleşmeden önce bir uzmana danışmak yararlı olabilir.

İlişkisel Hayatımız

Yeterince dinlemiyorsunuz, kendinizi ifade edemiyorsunuz veya fazla sinirlisiniz. Kendimizi rollere hapsetme eğilimimiz kişisel geçmişimizin sonucudur ve bizi başkalarıyla tatmin edici ilişkilerden alıkoyar. Daha iyi iletişim kurmak, daha saygın ve daha az otoriter olmak isteriz. Peki, bu değişim nasıl mümkün olabilir?

Kendimize Soracağımız Sorular

– Çocukken etrafınızla (ebeveyniniz, yakınlarınız) nasıl bir ilişkiniz vardı? Onlarla veya bir uzmanla bu konu hakkında hiç konuştunuz mu?

– Çevreniz sizi genelde hangi sözlerle tanımlar? Siz de kendinizi aynı şekilde mi tanımlıyorsunuz?

– Başkalarıyla nasıl bir ilişkiniz var? Kafa yormaya meyilli misiniz? Yargılar mısınız? Başkalarına karşı güvensizlik yaşar mısınız ya da aksine onları dinler veya güvenir misiniz?

– Bir fikrinizi ifade ettiğinizde, bu nasıl karşılanır? Önem verilmez mi, sıradanlaştırılır mı? Yoksa derhal kabul mü görür?

Jacques Salomé’nin cevapları

Psikososyolog, iletişim uzmanı

Bu sorular kendi işlevsizliklerimizi belirlememize yardımcı olur. Eskiden olduğumuz çocuğa başkalarının nasıl davrandığı üzerine düşünmezsek, bugünkü davranışlarımızı anlamamız mümkün değildir. Çocukluğumuzun bugünkü davranışlarımıza etkisini ölçmek için içebakış çalışmasının gerekliliği buradan doğar. Diğer yandan, bir başkası üzerinden kendimizi tanımlamaya fazla meyilliyizdir ve kendimizi başkasına “karşı” konumlandırmamız da buna dahildir; “Ben annemin tam zıddıyımdır”, “Ben onun tam tersi şekilde düşünüyorum” gibi. Algılanma şeklimizle var olma şeklimiz arasında uyumsuzluk olduğu görülürse, bunun kendimizi tanıma sorunu mu, yoksa iletişim sorunu mu olduğunu anlamak gerekir. Sonuç olarak, bakış açılarımıza değer verilmesi için yargılanmaktan korkmadan ve fikirlerimizin çektiği tepkilere önem vermeden kendimizi ifade etmeyi bilmemiz gerekir.

İletişim yöntemlerinizi değiştirin

İletişim alanındaki işlevsizliğimizin farkına varmamız yetmez. Sağlıklı bir iletişim için gerekli adımları da atmalıyız. Peki, sağlıklı bir iletişimin altın kuralı nedir? Muhatabınızı yabancılaştırmadan, çocuk konumuna düşürmeden ve onun olduğu haliyle dinlendiğini, saygı duyulduğunu hissedeceği ilişkisel bir dinamik teklif etmeniz gerekir. Bu dinamik içinde karşı tarafın sandığınız veya arzu ettiğiniz kişi olmasını beklenmeyin. Muhatabımızla aramızdaki farkları kabullenerek ve bir insanın sadece düşüncelerinden ibaret olmadığını akılda tutarak bunu yapabilirsiniz. İlişki yöntemlerimizi de değiştirmek gerekir. Örneğin bir fikrimizi ifade ettiğimizde, olumsuz bir tarzda konuşmaktansa olumlayıcı sözler tercih edilmeli. Burada amaç, hem karşı tarafı (“Başkalarıyla iyi ilişkilerim olsun istiyorum ama bana fırsat vermiyorlar”) hem de kendimizi (“Ben çok utangacım”) suçlayan ilişki şemasından çıkmaktır. Sorumluluk alma konusunda da aklıselim davranılmalıdır; “Ben başıma gelenlerden sorumlu değilim, ancak bu durumda ne yaptığımdan sorumluyum” gibi.

İş Hayatımız

Rutin iş hayatı aniden ağırlaşır ve yenilik arzusu bizi yoklamaya başlar. Kendimize daha çok zaman ayırmayı ve daha özgür olmayı isteriz veya aksine ekip halinde daha çok çalışmayı arzulayabiliriz. Peki, ya işimiz artık bize hitap etmiyorsa? İş mi değiştirmeliyiz, yoksa çalışma tarzımızı mı?

Kendimize soracağımız Sorular

– Bir hafta içerisinde işinize, ailenize, sosyal hayatınıza ve kendinize ayırdığınız süre ne kadar? Dengeleri yeniden düzenleyebilseydiniz, her birine yüzde kaç verirdiniz?

– Kişisel gücünüz, başarınız, anlam arayışınız, oyun kurma kabiliyetiniz, yaratıcılığınız, mahreminiz, karşı tarafı dinlemeniz ve katılımınız: Kariyerinizin başında bu değerlerden hangisi sizin için daha önemliydi? Ve bugün hangileri daha önemli?

– İş hayatında sizi bugüne dek en çok motive eden olay neydi? Neden? Ve hangi olay sizi hiç motive etmedi? Neden?

–  Sizin için en önemli olan beş kriteri belirleyin ve önem sırasına göre dizin. Ardından iş hayatındaki şimdiki konumuzla bu kriterlerin karşılanıp karşılanmadığını değerlendirin.

Hélène Vecchiali’nin cevapları

İnsan kaynakları danışmanı ve yönetici koçu

İşe ayrılan vakit ile özel hayatımıza ayırdığımız vakit arasındaki dengeyi değerlendirerek derinlerdeki isteklerimizi ve motivasyonlarımızı belirleyebiliriz. Eğer kendimize vereceğimiz cevaplar bu iki alan arasında bir uçurum olduğunu gösterirse, her şeyi yeniden dengeleme çalışması yapmak gerekiyor demektir. Değerleriniz arasında kurduğunuz hiyerarşi, hangi yöne gitmeniz gerektiği konusunda size yardımcı olur.

Adım adım ilerleyin

Burada, işinizi başka bir şekilde icra etmenizin mümkün olup olmadığını keşfetmekten (çalışma şartlarınızı veya ofisinizi değiştirmek gibi) ve şahsi kaynaklarınızı bu amaç doğrultusunda kullanmaktan bahsediyoruz. Bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra, patronunuz, mesai arkadaşlarınız ve dostlarınızla konuşabilirsiniz. Bu yöntem durumunuzu emin adımlarla değiştirmeye yeter. Çözümsüz bir durumda ise, yani radikal bir değişim kaçınılmaz görünüyorsa, mutlaka bir uzmandan (yaşam koçu, terapist) destek alın, çünkü arzulanan, olumlu bir değişim olsa bile tüm yön değiştirmeler kaygılara sebep olabilir.

Özel Hayatımız

Sizi pek memnun etmeyen işiniz ve yorucu aile hayatınız arasında kendinize ayırdığınız vakit çok az olduğu için çok değerli oluyor. Peki, bu nadir özel anları derinlerdeki ihtiyaçlarımıza uygun, “iyi” bir şekilde değerlendirdiğimizden nasıl emin olabiliriz? Bu anları zenginleştirmek için kendimize şans tanıyor muyuz?

Kendimize Soracağımız Sorular

– Yaşadığınız yer hoşunuza gidiyor mu? Orada vakit geçirme isteğiniz var mı?

– Düzenli olarak kendinize hiçbir şey yapmadan geçireceğiniz zamanı veriyor musunuz? Sakin ve yalnız zaman geçirmeyi seviyor musunuz? Veya yalnızlık sizi daha ziyade kaybolmuş gibi mi hissettiriyor?

– Mutluluk, korku, öfke, üzüntü: Duygularınızı kolayca ifade edebiliyor musunuz? Sıklıkla güler misiniz?

– Yaratıcılığınızı besleyecek ve doğayla etkileşime gireceğiniz bir aktivite yapıyor musunuz?

– Bedeninizde mutlu musunuz? Onu harekete geçirmeyi ve onunla ilgilenmeyi seviyor musunuz?

Pierre-Jean de Jonghe’un cevapları

İnsan kaynakları danışmanı, profesyonel koç

Bu sorular farklı ihtiyaçlarımızı gün yüzüne çıkarır. Bu değerlendirmede ilk unsur, yaşadığımız yer hakkında yeniden düşünmektir. Burası hoşumuza gidiyor mu? İsteklerimiz ve mevcudiyetimizle uyum içinde mi? Burada amaç, yeniden oraya ait hissedebilmek için günlük alanımızı şimdiki zevklerimize göre düzenlemektir. Ancak iyi yaşam yalnız kalabilme ve hiçbir şey yapmadan durabilme kapasitemize de bağlıdır. Bu, başkalarından kaçmak veya sağlıksız bir şekilde kabuğuna çekilip hapsolmak demek değil, kendimizle baş başa kaldığımız anları sevmeyi bilmek anlamına gelir. Kendimizi ifade etme ve duygularımıza kulak verme yeteneğimiz mutluluk göstergesidir. Entelektüel ihtiyaçlarımıza gelince, onları iş hayatımız sayesinde ve yaratıcı aktiviteler üzerinden daha önce bilmediğimiz alanları keşfederek tatmin edebiliriz. Zevkle yaptığımız her aktivite işimizde geliştirdiğimiz kişiliğimizin farklı yönlerini ifade etmeye yarar. Sonuç olarak kendimizle yeniden buluşmak, bedenimiz ve hislerimizle yeniden buluşmak anlamına gelir. Onları devamlı yargılayıp düşünürken, “hissetmeyi” unutuyoruz. Sevdiğimiz bir bedene sahip olmak, iyileştirmek istediğimiz bedene sahip olmak demektir. Çünkü onu tanıyoruzdur, ihtiyaçlarına ve bize ifade ettiği hislere kulak veriyoruzdur.

Kendinize hedefler belirleyin ve onlara saygı duyun

Yoksunluklarınızı ve zaaflarınızı not edip sonra da onları “olgunlaşmaya” bırakın. Ardından önceliklerinizi belirleyin ve ilgili kişilerle (hayat arkadaşı, çocuklar, arkadaşlar vs.) bunlar üzerine konuşun, onların fikirlerini alın ve belirlediğiniz hedefleri tamamlamak için her gün pratik yapın. Sahip olduğumuz hayat seçtiğimiz hayattır. Hayatımızı ellerimize alma yöntemlerimiz ise içimizde saklıdır.

Yazı: Anne Laure Gannac

Derleyen: Hazal Louze

 

 

Önceki Yazılar

Duyguları Özgürce İfade Edebilmenin Yolları

Sonraki Yazılar

Kaygı ve Suçluluk Yaratan Cümleler