hayatin-yeni-anlamlarini-bulabilecek-miyiz

Hayatın Yeni Anlamlarını Bulabilecek miyiz?

Bugün yaşadığımız birçok deneyim ve duygu bizim için çok yeni. Varoluşumuza dair kaygılarımız artıyor. Kendimize, dünyaya ve geleceğimize dair algılarımız değişiyor. “Tamamen umutsuzluğa” kapılanlar, “yaşadığı hayatı anlamsız” bulanlar, “kayıp korkusu” yaşayanlar, kırılgan, hassas, eksik, yetersiz, zayıf ve yorgun hissedenler olarak “tükenecek miyiz”; yoksa bu dönemden ruhsal açıdan gelişerek çıkabilir miyiz? Klinik psikolog ve varoluşçu psikoterapist Ferhat Jak İçöz, Psychologies okurlarının sorularını cevapladı.

COVID-19 salgını ve salgının yayılmasını önlemek adına aldığımız tedbirler her birimizin hayatını farklı bir şekilde etkiledi. İlk başta yoğun olarak hissettiğimiz belirsizlik; sağlığımız, sevdiklerimiz ve geleceğimiz için endişe duymamıza neden oldu. Zamanla güvenilir kaynaklardan bilgi almayı öğrenmeye, anda kalmaya, içsel keşifler yapmaya, sosyal ve ikili ilişkilerimizi farklı bir şekilde de olsa sürdürmeye, yeni iletişim yolları bulmaya başladık. Dünyayla bambaşka bir yolla ilişkilenmeyi deneyimledik. Kendimize ve diğerlerine dair yeni şeyler öğrendik. Kısa sürede uyum sağlamaya çalıştığımız bu değişim, bazılarımızda kendilerine dair farkında olmadıkları duyguları tetikledi ve beraberinde birçok yeni soruyu getirdi.

Klinik psikolog ve varoluşçu psikoterapist Ferhat Jak İçöz, “Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği” adlı kitabında, varoluşçu bakış açısına göre seçimlerimizin ve seçmesek de başımıza gelenlerin aslında hayatımızın ve bizim bir parçamız olduğunu, bunlara ne kadar sahip çıkabilirsek o kadar otantik bireyler olabileceğimizi söylüyor. O halde içinden geçtiğimiz bu dönemde hayatımıza dair yeni anlamlar keşfedebilir miyiz? Psychologies okurlarının sorularını yanıtlayan Ferhat Jak İçöz, içinde bulunduğumuz bu olağanüstü günlerde yaşadığımız deneyimlere kulak vermemize yardımcı oluyor.

“Hayatımın çok zor bir dönemindeyim. Kendim için bir sürü plan yapmıştım. Kariyerim için çok önemli birkaç adım bu ay gerçekleşecekti ve şimdi hepsi iptal oldu. Üstelik yakın bir tarihte de tekrarlanma fırsatı olmayacak. Yıllarca beklediğim başarılar için daha ne kadar beklemem gerektiğini bile bilmiyorum. Tamamen umutsuzluğa kapılmış durumdayım.”

Kimin lafıydı tam hatırlamasam da aklıma ilk gelen, “Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir” sözü oldu. Klişe olsa da içinde ciddi bir gerçeklik payı barındırıyor. Size umutlu olmanızı, moralinizi bozmamanızı, geleceğe dört kolla sarılmanın tam sırası olduğunu söylemeyeceğim. Şu an ne hissediyorsanız, ne yaşıyorsanız, geçmeniz gereken yol demek ki bu. Ancak içinden geçtiğiniz bu halin sizi boğmasına izin vermek yerine, hayatınıza dair önemli şeyler görmek için bir alan açabilirsiniz (bütün umutsuzluğunuz ve mutsuzluğunuzla beraber). Durumu yaşayan siz olduğunuz için eminim ki çok daha fazlası gelecektir aklınıza; ama benim sizin ilettiğinizden çıkardığım çok önemli iki araştırma alanı mevcut sanki. Birincisi, biz varoluşçu terapistlerin çok sevdiği kronos-kairos ayrımı. Sizi kavramlara çok boğmadan şöyle açıklayayım: Hayatta karşılaştığımız olgular bizden iki farklı tavır bekler. Bir kısmı için çaba sarf etmemiz, planlar yapmamız, efor sergilememiz gerekir. Ne kadar yatırım yaparsak o kadar geri dönüşünü alırız (kronosa tabi olgular). İkinci tip olgular ise kendi vadelerinde gerçekleşir. Bir tohum ekersiniz, ne zaman çıkar, nasıl çıkar, meyve verir mi, kendi zamanında kendini ortaya çıkaracaktır (kairosa tabi olgular). Sanki şu sıralar kronosvari girişimlerinizin karşılığını görebilmeniz için biraz kairosa, akışına, kendi vadesine bırakmanız gerekiyor. Diğer bir araştırma alanı ise kapıldığımız mutsuzluklar, umutsuzluklar, telaşlar. Bunlar bize hayatta neyin değerli, neyin önemsiz olduğunu gösterir. Nedir korktuğunuz? Nedir elinizden alınanlar? Satıhtakinin ötesini görmeye çalışarak bir araştırsanız…

“Sosyal olarak çok hareketli biriyim ama yalnız yaşadığım için sosyal izolasyonu da yalnız geçiriyorum. Kendimi sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da yalıtılmış hissediyorum. Başlarda farklı bir deneyi gibi yaşadım ama evin sessizliği derinleştikçe hayatta ne kadar yalnız olduğumu fark ettim. Bugüne kadar sürdürdüğüm hayat şekli giderek anlamsız geliyor.”

Aslında yukarıdaki soruya verdiğim cevabın bir benzerini size de vermek isterim. Size bütün koşullar altında anlam bulabileceğinizi veya kendinizi kötü hissetmemenin yollarını aramanızı söylemeyeceğim. Tam aksine, bir bırakın bakalım nereye gidecek bu hisler. Hepimizin içinden geçtiği bu beklenmedik dönem, kendi hayatlarımıza dair adeta bir turnusol kâğıdı gibi: Benim için ne önemli, ne değerli, ne artık anlamsız, kim olmak istiyorum ve kim olmak istemiyorum? Kötü hissetmenizi kendinize ve hayatınıza dair bir araştırmanın ilk sorusuna, başlangıç noktasına dönüştürebilseniz ne iyi olur. Belli ki bu noktaya kadar size iyi gelen, öyle ya da böyle, bilerek veya bilmeyerek sürdürmeyi tercih ettiğiniz böyle bir hayat, böyle bir dünya yaratmışsınız. Şimdi belki bir daha üzerine düşünme vakti. Ne iyi geliyor ve ne artık iyi gelmiyor? Neye ihtiyacınız var? Birbirleriyle çatışsalar da farklı arzularınız size ne demeye çalışıyor? Kulak vererek her ne yaşıyorsanız yaşayın.

“Liseden itibaren ailemden ayrı yaşadım. Birçok üzücü şey yaşadık bunca sene ama ilk defa bu salgınla beraber yakınlarımı kaybetme korkusu deneyimliyorum. Her gece onlara bir şey olmasın diye dua etmeye başladım. Daha önce böyle bir kaygı hiç yaşamamıştım. Devamlı iyi olduklarını bilmek istiyorum. Çok huzursuzum. Neden şimdi onları kaybetme korkusunu bu kadar güçlü biçimde yaşıyorum.”

İlişkilerimiz sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanları kaybetme korkusuyla gölgelendiğinde, gerçekten insanın içi kararır. İnsanın adeta aklı, fikri, düşünebildiği tek şey, o kişileri kaybetmemek ve kaybederse ne kadar kötü hissedeceğine odaklanmış olabilir. Neden böyle hissettiğinizi bilmemekle beraber, böyle hissetmenizin kesinlikle size söylemek istediği bir şeyler olduğuna dair emin bir biçimde konuşabilirim. Yakınlarınızı ne kadar kaybetmemek, onların daha uzun uzun yıllar hayatınızda olmasını ne kadar çok istiyormuşsunuz, örneğin. Bu bilgi ışığında belki ilişkilerinizi şimdiye kadar nasıl sürdürdüğünüze ve bundan sonra nasıl sürdürmek isteyeceğinize eğilmek isteyebilirsiniz. Yakınlarımızın, sevdiklerimizin daha ne kadar uzun bir zaman bizimle olacaklarını kontrol edemesek de elden gelecek bir şey var; o da elimizdeki zamanı nasıl kullanacağımıza karar vermek. Kaybetmekten korkuyorsanız, varlıklarına çok değer veriyorsunuz demektir.

“Mümkün olduğunca kişisel gelişim kitapları okuyan ve kendini bu alanda geliştirmeye çalışan biriyim. Yine de COVID-19 salgınıyla beraber çok hassaslaştım. Bir anda gözlerim doluyor ya da izlediğim şeylere ağlıyorum. Sadece gündemle ilgili değil, izlediğim her şeyde aynı tepkiyi veriyorum. Kendimi hassas ve yorgun hissediyorum. Bu halimi nasıl yatıştırırım?”

Öyle bir durumla karşı karşıyayız ki, sanırım ne herhangi bir entelektüel bilgi ne de kuramsal dayanak içimizde oluşan dalgalara karşı bize bir siper olabilir. Ve aslında öyle de olmalı. Neden yatışmak istiyorsunuz? Viktor Frankl’ın çok güzel bir sözü vardır; “Normal olmayan bir duruma verilen normal olmayan bir tepki normaldir” der. Gerçekten olağanüstü zamanlardan geçiyoruz. Direkt olarak gündelik pratiklerimiz, alışkanlıklarımız sürdürülemez bir hale geldi. Sanırım bu kadar büyük bir şeyler olurken etkilenmemek bir parça “garip” olurdu. Ortaya çıkan hassasiyetinize yakından bakın. Nelere gözleriniz doluyor? Nelere ağlıyorsunuz? Kendinize dair karşılaşacağınız çok şey olabilir. Keza yorgunluğunuz. Yorgunsanız mümkün mertebe dinlenin. Gerçekten. Hiç orijinal bir fikir değil ama yorgunluğun bize mesajı çok nettir; “Bütün bunlar çok fazla, bir parça geri çekil ve dinlen!”.

“Evde kaldığım sürede sosyal medyada çok fazla zaman geçirdim. İnsanların gerçekten ne kadar iyi koşullarda, bakıcılarla, bahçeli evlerde yaşadıklarını gördükçe kendi içinde bulunduğum durumlar daha da ağır gelmeye başladı. Elbette benden daha kötü durumda olan insanlar var ama daha varlıklı bir hayata özeniyorum.”

Yazdıklarınızı okurken sizi o kadar içten içe tebrik ettim ki! Özenmek, kıskanmak; bunları kendi kendimize söylemekten bile çekiniriz. Başkasında olup da bizde olmayana özendikçe, bunu ne kendimize ne başkalarına göstermek isteriz, çünkü eksiğimizi, güçsüzlüğümüzü açık ediyoruz gibi gelir. Oysaki bu tip duygular o kadar doğal ki tıpkı tüm duyguların olduğu gibi! Özendiklerimiz aslında ihtiyaçlarımıza işaret eder. Ama bunu araştırırken yüzeyde kalmamak önemli. Yani bakıcısı, bahçesi olanlara özenmeniz bir bakıcıya, bahçeye, daha büyük bir eve ihtiyacınız olduğu anlamına gelmez. Daha ziyade sormanız gereken soru, özendikleriniz sizin için neleri temsil ediyor acaba? Daha ferah yaşamak mı? Daha rahat etmek mi? İhtiyacınızı bulup adını koyduktan sonra önünüzde birçok kapı belirecek. Bir dipnot; çok sık hepimizin aynı koşullarda olduğu söyleniyor. Katılmıyorum. Madden, manen, ruhsal olarak bu dönemi hepimiz çok farklı koşullarda geçiriyoruz. Evet, virüs bir, karantina bir ama deneyim sayısı bu deneyimi yaşayan insan kadar çok ve çeşitli. Her birimize ruhsal anlamda düşen de bu dönem boyunca kendimize dair ifşa ettiklerimizi anlamak ve anlamlandırmak.

“Birkaç aydır eşimle çocuk yapmaya çalışıyorduk. Ancak dünyanın geldiği bu durum beni korkutuyor. Daha önce hiç düşünmediğim şekilde, böyle bir dünyaya çocuk getirmeye gerek var mı diye sorgulamaya başladım. Belki COVID-19 salgını seneye geçecek diyeceksiniz ama ekonomik sorunlar ya da kaygı yüklü bir dünyada çocuk büyütmek hem ebeveynler hem de çocuklar için ne kadar doğru?”

Benim için en kolay, sizin için en zor olan kısımdan başlayım; bu dünyaya çocuk getirip getirmemek tamamen sizin kararınız. Eminim ki anne-baba olarak da hayatınız çok anlamlı ve keyifli olabilir, anne-baba olmadan da. Aslında önemli bir noktaya işaret ediyorsunuz. Evet, belki önümüzdeki sene COVID-19 salgını geçecek ama bundan bağımsız olarak da dünya hiçbir zaman güvenli, tekin, belirli, anlaşılır veya öngörülür bir yer olmadı ki! Belki bugüne kadar çok öyleymiş gibi yaşamlar sürmüş olabiliriz. Belli güvenceler inşa edip onların arkasına sığınmış da olabiliriz. Ama hepsi varoluşun bütün belirsizliği içinde bir batıp bir çıkan küçük tahta parçaları. Biz de dev bir okyanusta ona tutunmaya çalışıyoruz. Belki de önemli soru, sizler dünyaya getireceğiniz çocuğu bu dev belirsizlik ve tekinsizlik denizinde destekleyecek misiniz? Bunu istiyor musunuz? Kendiniz başka bir insanın varlığını sürdürmesini sağlamak ister misiniz? Bu sorulara evet cevabı da, hayır cevabı da son derece geçerli ve makul cevaplar. Önemli olan, sizin kendinize ait olan, sahip çıkabileceğiniz cevabınız ne? Kendi cevabınızı bulmaya çalışırken dünyaya bir pay biçmeye çalışmayın. Dünya, kendi halinde devam edecek; hep belirsiz, hep tekinsiz, hep muğlak. Onun daha iyi veya daha kötü olacağı varsayımı ise sadece bir varsayım. Sabit ve kesin olan ise belirsizlik.

Derleyen: Deniz Çakmakkaya