shutterstock_430472275

HAYATIN TAM ORTASINDA OLMA KORKUSU


Yazı: Kemal SAYAR (Psikiyatrist, psikoterapist. “Hüzün Hastalığı”, “Karanlıkta Görmek”, “Beni Sessiz de Sevebilir misin?”, “Olmak Cesareti” kitaplarının yazarı.)

Bir olmak cesareti varsa, olmak korkusu da vardır. Olmak korkusu hayatımıza yön verecek seçim ve sorumluluklardan uzak durduğumuzda ortaya çıkar. İnsan kendi üzerine düşünebilen ve geleceği tasarlayabilen bir varlık. Bu özelliğiyle de gelişim gösterebiliyor. Ancak kimileri için bir şeye evet derken bir başka şeye hayır demek zor. Seçme korkusu veya özgürlük korkusu. Hayatını bir ülkeye, bir meraka, bir inanca adama zorluğu. Ya o hayat yolunda bir tercihte bulunurken başarısız olursa? Ya birileri onu kınar veya reddederse? Bu korku harekete geçmeyi zorlaştırır ve insanı felç eder. İrade ve gaye, hayatın erken dönemlerinde yara almıştır. Seçimlerimizin bir işe yaramayacağı ve dahası bizi başka insanların gözünde itibardan düşüreceği fikri, bizi hayatı turist kıvamında yaşayan edilgen kişilere dönüştürür. Hayatla ve dünyayla, bizim onu değiştireceğimiz ve onun da bizi değiştirmesine izin vereceğimiz bir etkileşime girmemiş oluruz.

Pek çoğumuz hayatı ilkeler doğrultusunda yaşadığımızı zannediyoruz. Ama o ilkeleri günün ihtiyaçlarına ve benliğimizin isteklerine göre eğip bükebiliyoruz. Benlik her zaman kendini aldatmaya hazırdır zaten. İnsan türlü zihinsel kısa devrelerle istediği her şeyi kendisine hoş ve meşru gösterir. Neye inanıyorsak onu görmeye başlarız bir süre sonra. Denebilir ki insanın kendi üzerine düşünme kabiliyeti, bazen de kendisini kandırabilme kabiliyetidir.

Olmak korkusunun panzehri özerklik umududur. Özerk insan kendine hakim olma yeteneği geliştirdiği gibi, kendi kendisini yönetebilen, seçim yapabilen ve farklı hedeflerin peşi sıra gidebilen bir kişidir. Bu da ancak başkalarının size dayattığı ilkelerle değil, kendi seçtiğiniz ilkelerle hareket edebildiğinizde olur. Bu ilkeler hem size sağlam bir zemin sunar hem de esnekliğe, büyüme ve gelişmeye izin verir. Elbette önce kendinizin farkında olmanız gerekir. Değer ve önceliklerinizi belirlemeniz size hangi ilkeler dizisinin kılavuz olacağını tayin eder. Kendi hayat çizginizi oluşturmaya kararlı mısınız? Bu sorumluluğu üstlenebilecek misiniz? Bu süreçte nelerden vazgeçmeniz gerekecek? Bu kayıpları göğüslemeye hazır mısınız?

Yaptığımız seçimlerle hayatımızı inşa ediyoruz. Tuttuğumuz yol aynı zamanda geçmediğimiz binlerce patika demektir. Her imkân, kullanmadığımız binlerce başka imkândır. Ama işte bizi biz yapan şey de yolların çatallandığı noktalarda yaptığımız bu seçimlerdir. Geriye dönerek hayatımıza baktığımızda, bu seçimlerin arasında bir iç bütünlük ve tutarlılık var ise daha mutmain bir hayat yaşadığımızı söyleyebiliriz. Hayatımızı geriye dönük olarak hikaye ederken onun ne ölçüde tutarlı bir anlatı oluşturduğu, yaşantı parçacıkları bir araya geldiğinde oradan ortak bir anlamın tütüp tütmediği önemli bir mesele. Erik Erikson, ileri yaşlarda insanın benlik bütünlüğü ve ümitsizlik arasında bir yerde durduğunu yazmıştı. Yaşadıklarımızdan bir şeyler öğrenmiş ve yaşadığımız hayatı bir değerler silsilesi etrafında yaşamışsak ego bütünlüğü, ancak geriye dönüp baktığımızda birlikte hiçbir anlam oluşturmayan bir yaşantılar yumağı görüyorsak, ümitsizlik.

“Bir ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben / Ben gittim daha az geçilmişinden / Ve bütün fark yaratan da bu oldu işte” diyordu Robert Frost. Gidilmeyen veya az seçilen yol, oradan yürüdüğümüzde, kaderimizi tayin eden yoldur.

 

 

Önceki Yazılar

ÇIPLAKLIK AMA ÇOK DA FAZLA DEĞİL…

Sonraki Yazılar

ÖZGÜVENLİ ÇOCUKLAR

Bir cevap yazın