charlize1

“HAYAT, BİTTİ DEDİĞİN YERDEN DE BAŞLAR”


Annesi babasını Güney Afrika’da öldürdüğünde 15 yaşındaydı. 12 yıl sonra Oscar kazandığında annesine “Teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler!” diyecekti.

Derleyen: Nilüfer TÜRKOĞLU

 İnsanlar ikiye ayrılır; geçmişinden ders çıkarıp ilham alanlar ve geçmişinden kurtulamayıp körü körüne o geçmişe bağlı yaşayanlar. Altın yaldızlı Hollywood’a adını büyük puntolarla yazdıran, duru güzelliği, zarafeti, zekâsı, duyarlılığı ve politik duruşuyla farklı bir yer edinen aktris Charlize Theron, geçmişinden ilham alan o insanlardan yalnızca biri. 7 Ağustos’ta 42 yaşına basacak olan oyuncu, yaşadıklarıyla imrenilecek bir hayatın değil, aksine ders çıkarılacak bir ömrün kadını. Onu sadece filmlerde izlemek yerine bir de sıra dışı hayat hikâyesiyle tanımaya ne dersiniz?

“Yaralanmayacağın bir şey değil bu. Ama yaralar iyileşebilir. Babamın ölümü çok travmatikti. Hayatımda bunun böyle olmamasını dilemekten başka daha fazla isteyeceğim bir şey yok. Ama değiştiremem. 20’lerimin sonlarına kadar kendimi kurban gibi hissettim. Ama anladım ki bunu konuşmamak bir işe yaramayacak.”

Yıllar önce Oprah Winfrey’ye verdiği röportajda alkolik babasının annesi tarafından vurularak öldürülüşünü böyle anlatıyordu Charlize Theron. Hayatının en büyük dramıydı hiç kuşkusuz ve yine bir Oprah Winfrey şovda, dramaları hiç sevmediğini söylemişti. “İnsanlar çevrelerinde olan biteni büyütmeyi sever ama ben bunu tercih etmiyorum. Belki de yetiştiğim yerden kaynaklanıyor. Çok küçük yaşta neyin doğru, neyin yanlış olduğunu biliyordum. Bunu da annemden öğrendim. Çünkü o da aynı benim gibi.”

Her şey, Charlize 15 yaşındayken okuldan eve döndüğü zaman oldu. Annesiyle babasının kötü bir evliliği vardı, ancak Güney Afrika’da boşanmak öyle kolay bir çözüm değildi.

“Babam dev gibi bir adamdı, sıska bacakları, kocaman bir göbeği vardı. Bazen çok ciddi olabiliyordu, bazen kahkahalarıyla kulaklarımı çınlatırdı. Hayatı severdi ancak büyük bir defosu vardı; tam anlamıyla bir alkolikti” diyor başarılı oyuncu.

1991 yılının 21 Haziran akşamı, Charlize Theron’un hayatında bir dönüm noktası oldu. Charlize’in babası ve onun erkek kardeşi, eve zilzurna sarhoş geldiler. Teyzesinin bir keresinde bu “defo”sundan dolayı onu uyardığını hatırlıyor.

“Doğa size o içgüdüyü bir şekilde verir. Kötü bir şeyler olacağını hissediyordum.”

Henüz 15 yaşındaki bir kız çocuğunun gözlerinin önünde olup bitenler, hayat boyu izlerini taşıyacağı bir anının karanlık gölgesiydi. Charles Jacobus Theron, büyük bir öfkeyle Charlize’in yatak odasına yöneldi ve bağırmaya başladı: “Bu gece ikinizi de vurup öldüreceğim.”

Güney Afrika’da herkesin silahı vardı. Silah sahibi olmak, orada yaşayanlar için bir tür yaşam biçimiydi. O yüzden böyle felaketlerin yaşanması kaçınılmazdı. Rus yazar Çehov’un da dediği gibi, “Duvarda asılı bir silah varsa mutlaka oyunun sonunda patlar”.

Tehditlerin ardından silahını ateşleyen baba, karısının odasına girdi. Gerda Jacoba Aletta Maritz, kendisine ait olan tabancasıyla kapının ardında bekliyordu ve iki adamı da vurdu. “Annem gerçekten korkmuştu. Babamın ikimizi de öldüreceğini söylüyor ve histriyonik bir şekilde bağırıyordu. O sırada birkaç el silah sesi duydum. Kaç tane olduğunu bilmiyorum. Bir sürü! Sonra koridora ilerledim. Babamın kardeşi Danie Theron’u gördüm. Annem yatak odasının bir köşesinde ağlıyordu. ‘Charlize, onları vurdum. Onları vurdum’ diyordu. Şunu iyi biliyordum ki annem sarhoş falan değildi. Oldukça ayıktı.” Charles Jacobus Theron, olay yerinde hayatını kaybederken Danie Theron yaralandı.

Charlize, yaşadıklarından dolayı annesini hiç suçlamadığını söylüyor. “Hep başkalarının başına böyle şeyler geleceğini düşünürsünüz. Şunu biliyorum ki benim kızım da bunları yaşasa, annemin yaptığının aynısını yapardım.”

Gerda, polise sarhoş ve öfkeli kocasının onları öldürmekle tehdit ettiğini anlattı. “Önce onu vurmaya başladım. Silahın kaç defa ateş aldığını bilmiyorum. Düştüğünü gördüm. Daha sonra arkamda kardeşinin olduğunu fark ettim ve bu defa da silahı ona doğrulttum. O da yere düştü.“

Nefsi müdafaadan dolayı ceza almadı ve olay bu şekilde  kapandı.

Charlize Theron’un modellik kariyerinden Hollywood’a uzanan yolculuğunda Gerda Jacoba Aletta Maritz’in büyük payı oldu. Endişeli, bir o kadar hırslı ve kızını seven bir anne, tüm bu yaşananlardan sonra yeni bir sayfa açmak için kızına daha da çok yakınlaştı ve Güney Afrika’dan dünyaya bir star doğdu.

Sinir kriziyle parlayan, pozitif bakış açısıyla yükselen bir yıldız

Charlize, o gecenin yaralarını sarmak için çok çabaladığını söylese de, “Benim bir parçam bu ama hayatımı yönetmiyor” açıklamasında bulunuyor. Kendini şanslı olarak nitelendirecek kadar iyimser. Acı çekmeyi benimsemekten kaçınıyor. “Muhteşem bir hayatım var. İşimi seviyorum. Çevremde iyi insanlar var. Kariyerim de iyi” diyor. Annesini hayatının kahramanı olarak görüyor ve kariyerini de ona borçlu olduğunu söylüyor.

Dört yaşında, Johannesburg’a yakın bir şehir olan Benoni’de bale eğitimi almaya başlayan, “Kuğu Gölü Balesi” ve “Fındıkkıran” gibi önemli oyunlarda sahneye çıkan Charlize, Güney Afrika’nın genç bir dansçı veya aktris için uygun koşullara sahip olmadığını anladığında yönünü İtalya’nın moda merkezi Milano’ya çeviriyor. Yaşadığı elim olaydan sonra Avrupa ve Amerika arasında mekik dokuyan yıldız, New York’taki Joffrey Bale Okulu’nda iş buluyor. Bu sırada modelliğe de devam ediyor, ancak dizini sakatlamasından dolayı dans kariyerine son vermek zorunda kalıyor.

1994 yılında annesi Charlize’e Los Angeles’a tek gidişlik bir bilet veriyor ve Charlize, Hollywood Bulvarı’ndaki tüm ajanslara başvuruyor. Bir gün annesinden aldığı 500 doları bozdurmak için gittiği bir bankada memurun parayı bozmamasıyla sinir krizi geçiren Charlize’in şansı bir anda dönüyor. O sırada orada bulunan bir ajans sahibi John Crosby’nin Charlize’e kartını vermesiyle oyunculuk kariyerinin kapıları açılıyor. Anadili olan Afrikancayı konuşan ve çat pat İngilizce bilen genç kadın, Amerikan İngilizcesini öğrenmeye başlıyor ve televizyonda birkaç dizide rol alıyor.

Sinemaya sıçrayışı 1995 yılında bir parkta genç bir anneyi canlandırmasıyla gerçekleşiyor. Ekranda sadece üç saniye görünen ve hiç konuşmayan, çocukluğu Bette Davis, Marlene Dietrich ve Marilyn Monroe filmleriyle geçirmiş bu çiçeği burnunda aktrisin asıl parlayışı hiç kuşkusuz 1997 yılında Al Pacino gibi efsanevi bir aktör ve Keanu Reeves’le birlikte rol aldığı “Şeytanın Avukatı” ile oluyor. Olanca sarışınlığı ve saf güzelliğiyle izleyiciyi büyülediği bu ilk önemli film, Charlize Theron’un kişisel tarihine ismini kazıyor.

 

 

Önceki Yazılar

AŞKI BULMANIN YOLLARI

Sonraki Yazılar

GENÇKEN GÖRÜLMESİ GEREKEN 10 DESTİNASYON!

Bir cevap yazın