hastalanmayi-engelleyebilir-miyiz

HASTALANMAYI ENGELLEYEBİLİR MİYİZ?

 

 

Stres ve yorgunlukla savaşırken, bir yandan da sağlıklı bir hayata sahip olmaya çalışıyoruz. Mikrop ve virüslerden korunmak için bu düşmanlardan kaçmaktansa bünyemizin savunma mekanizmasını güçlendirmeyi deneyebiliriz.

Virüs ve bakteriler bazen bulaşır, bazen de bulaşmaz; çünkü bazı insanlar hastalanırken, bazıları hastalanmaz. Birçok etken bu adaletsizliğe sebep olabiliyor ve bunun şansla hiçbir ilgisi yok. Şu bir gerçek ki, mikrop ve virüslerin bulaşma şeklinden dolayı, “düşmanın” hep dışarıdan, bir başkasından geldiği düşünülür. Zaten gün geçmiyor ki bilimsel çalışmalar bize, virüslere karşı savunmasız olduğumuzu hatırlatmasın. Örneğin bazı çalışmalar, paranın tam 120 saat yani beş gün boyunca grip virüslerini taşıyabildiğini gösteriyor. Dikkatli olmakta fayda var!

Bünyenizi güçlendirin

Bilim insanı Louis Pasteur’e göre, her şey bünyeye bağlıdır. Diğer bir deyişle, bağışıklık sistemimiz güçlü ve bulaşıcı doz yetersizse, mikrop ve virüsler vücudumuza yerleşemez. Sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz birbirlerine bağlıdır. Sağlığımızı en iyi şekilde muhafaza etmek için, mikroplardan kaçmak yerine bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz ki bu bizim için daha kolay bir seçim olur.

İyi çalışan, sağlam bir bağışıklık sistemine sahip olmak, sağlığın ve bunun da ötesinde iyi bir hayatın teminatıdır. Bağışıklık sisteminiz sağlam değilse, basit bir yara bile ölümcül hale gelebilir. Hayatın her saniyesinde bedenimiz “kendinden” olan ile “kendinden olmayanı”, tehlike arz edenle etmeyeni, onu güçlendirecek olanla zayıf düşürecek olanı birbirinden ayırır. Bu noktada, etrafımızı çepeçevre saran sayısız enfeksiyon, kir, alerjik hatta kanserojen öğelere karşı verilen bir savaş söz konusudur. Bu hayati savaşta bünyemiz askerlerini devreye sokar. “Bağışıklık askerleri” tükettiğimiz besinlerden elde ettiği silahlarla devamlı olarak bizi korur. Bu yüzden besinlerimizin vitamin, mineral ve protein yönünden zengin olması gerekir.

İstirahat ve pozitif düşünce

Yorgun ve stresli olmak, hijyen eksikliği veya fazlalığı olan ortamlarda bulunmak, yeterli uyumamak ve beslenmemek, “sağlıklı” hayata bıçak darbeleri indiren etkenlerdir. Vücudumuzun bir anlamda “abone olduğu” sağlık kontratının aleyhine hareket ederler.

Yetişkinler için elzem olan günde en az altı saat uyku ihtiyacı, hormonların “tamir edilmesi” ve doğru çalışmaları açısından büyük önem taşır. Stres de aynı şekilde yönetebileceğimiz bir etken. Stresi azaltmamız, nezle, grip gibi enfeksiyonlara karşı olan korunmasızlığımızı azaltır. Anlayacağınız, stresin kronikleşmesini önlemek ve hastalıklara davetiye çıkarmamak için kendimize dinlenme fırsatları yaratmamız gerekiyor.

Pozitif düşünce yapısını zihnimizde oturtmamız da bağışıklık sistemimizi direkt etkiliyor. Düşünceler, duygular ve bağışıklık arasındaki ilişkiyi ortaya koyan çalışmalar sonucunda, psikonöroimmünoloji adında yeni bir disiplin dahi doğdu.

Bünyemizin hastalanmaması sadece bakterileri dışarıda tutmakla mümkün olabilir. Dünyamız en küçüğünden en büyüğüne tüm canlıların bir arada yaşadığı bir yerdir. Her canlının kendi alanında kalması ve birbirinin alanına girmemesi hastalıkları önler.

Çok değil, kararında hijyen

Mikroplar, virüsler, mantarlar gibi hastalık taşıyan öğeleri etrafımızdan tamamen temizlemek gereksiz ve boş bir çabadır. Abartılmış hijyen, sağlığımızı tehlikeye atar. Çok fazla yıkanmak ve yaşam alanını devamlı dezenfekte etmek, yararlı bakterileri de yok eder ve sağlığımızı tehlikeye atar. Evimizdeki, bağırsaklarımızdaki ve cildimizdeki bakteri florası kelimenin tam anlamıyla hayatidir. Hatta şöyle güzel bir haber verelim; evimizde bulunan tozun içindeki bazı bakteriler, beynimizdeki serotonin hormonunu çalıştırdığı için bize neşe bile verir.

Bu mikroskobik canlıları yok etmek, bağışıklık sistemimizi yavaşlatmaya yol açar. Yararlı bakterilere alışkanlığı biten bağışıklık sistemimiz zayıflar ve bu bakterilerle karşılaştığında, onları düşman olarak görmeye başlar. Dolayısıyla, alerjiler ve bağışıklık hastalıkları baş gösterir. Vücudumuzu yönetmeyi ve onu beslemeyi öğrenmek, yorgunluk, ağrı gibi hangi durumlarda alarm vereceğini bilmek hastalıklardan korunmamızı sağlar. Vücudumuzu dinlemeyi bilmek, bizi sağlıklı kılar. Biz vücudumuzun tek sakiniyiz, ruhumuz da onun içinde yaşıyor. Ona bizden başka kim daha iyi bakabilir?

 

 

Etiketler: