guzelligin-elli-tonu

GÜNEŞLE OLAN İLİŞKİNİZİ SAĞLIKLI BİR BOYUTA TAŞIYIN

 

 

Geçmişten günümüze güzellik algısındaki en önemli kriterlerden biri ten rengi. Tenin tonlarını mercek altına alırken, güneşle olan ilişkimizi daha sağlıklı bir boyuta taşımanın yollarını araştırdık.

Michael Jackson’ın ilk albüm kapağına baktığınızda, siz de onu tanımakta güçlük çekiyor musunuz? Veya sütlü çikolata rengindeki tenleriyle ünlü mankenlerin çocukluk fotoğraflarına bakıp “Nasıl bu kadar beyaz tenli olabiliyor?” diye şaşırıyor musunuz? Ten rengi, yüzyıllardır sözde güzellik algısının en güçlü silahlarından biri. Kimi tarihsel süreçlerde veya coğrafyalarda beyaz ten güzellik ve zenginlik göstergesiyken, kimi kültürlerde de bronz tenli olmak lüks hayatın temsili oldu. Oysa her iki taraf da apaçık sosyo-kültürel baskıyı ifade ediyor ve bu dayatma özellikle kadınların ölümle sonuçlanan sağlık sorunları yaşamasına neden oluyor.

Cilt beyazlatma tutkusu

Asya ve Afrika kıtalarında en çok satan kozmetik ürünler cilt beyazlatıcılar. Bunlar, güzellik amacıyla kullanılmaması gereken kortizon içeriğine sahip ürünler. Uzun süre kullanılması hastalık tedavisinde dahi önerilmeyen kortizon, zamanla cildin üst tabakasını tahrip eder ve bu yolla cilt rengini açar. Bu maddenin kana karışabildiği ve uzun süre kullanıldığında yüksek tansiyon, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklara yol açabildiği ise çoğu zaman göz ardı ediliyor. Ayrıca, hidrokinon içeriğinin tümöre yol açtığı ve bazı beyazlatıcı ürünlerde yer alan civanın organları zedeleyerek ölüme sebep olduğu bilinen bilimsel gerçekler arasında. Özellikle Afrika’da cilt beyazlatma zenginlikle eşleşmiş durumda. Maddi durumunun iyi olduğunu kanıtlamak isteyenler veya prestijini koruma yolunun bu olduğunu düşünen iş insanları, cilt beyazlatma işlemleri için sağlıklarını kolaylıkla ikinci plana atabiliyorlar. Bu toplumsal baskıda medyanın rolü de büyük; güzellik ikonu olarak lanse edilen yıldızların büyük bir çoğunluğu karamel renkli, düz saçlı ve melez görüntüye sahip. Bu durum, özellikle metropollerde yaşayan Afrika kökenli kadınların topluma dahil olma isteğiyle yasal olmayan beyazlatıcıları kaçak yollarla kullanmasına sebep oluyor. Asya’da da durum hiç iç açıcı değil. Keskin güzellik kriterleri olan ülkelerde cilt beyazlatmak toplumun her kesimi için neredeyse mecburiyet. Pirinç maskesi, zerdeçal gibi doğal ve masum yöntemler tarih boyunca kullanılıyor olsa da, günümüzde bununla yetinen kişi sayısı oldukça az. Daha beyaz görünmek için kalıcı estetik uygulamalar ve kuvvetli ilaçlar güzellik pazarının kalesi haline gelmiş durumda.

Plajlardan solaryum salonlarına

Batının ölümcül güzellik tutkusu ise Afrika ve Asya’nın tam tersi; neredeyse 30 yıldır kadınlar bronzlaşmak uğruna solaryum salonlarında veya güneşin altında sağlıklarını tehlikeye atıyorlar. Özellikle son yıllarda ozon tabakasının hasar almasıyla beraber cilt kanseri görülme oranları oldukça arttı. UVA, UVB ve UVC olmak üzere üç farklı türde dünyaya yansıyan güneş ışınlarının insan sağlığı üzerinde farklı etkileri yer alıyor. Dünyaya en çok ulaşan ultraviyole ışın olan UVA, vücutta biriken etkiye sahipken, yeryüzüne ulaşan ışınların %0,3-0,5’ini oluşturan UVB, cilde rengini veren melanin miktarını artırarak bronzlaştırması, güneş yanığı yaratması ve cilt hücrelerinin DNA yapısını bozarak cilt kanserine neden olmasıyla en zararlı ışın olma özelliğini taşıyor. UVB ışınları camdan geçebiliyor ve yaşlanma etkilerini de beraberinde getiriyor. Normalde dünya üzerine ulaşmayan, ancak ozon tabakasının tahribatıyla dünyaya erişimi kolaylaşan UVC ışını ise normalde sterilizasyon için kullanılan bir ışın, fakat ciltle temas ettiğinde kansere neden olduğu biliniyor.

Güneşe korumasız şekilde maruz kalındığında, pek çok sağlık sorununu yaşamak kaçınılmaz oluyor. En yaygın sonuç, güneş lekesi olarak bilinen cilt koyulukları ve çiller. Cildin pigment dokusunun UV ışınlarına maruz kalarak artmasıyla ortaya çıkan bu durum özellikle beyaz tenli ve hassas ciltli kişilerin sıklıkla başına geliyor. Sert, kuru ve pürüzlü dokuya dönüşen cilt üzerinde sıkılığı sağlayan elastin adlı yapı güneşin etkisinde kaldığında, içerdiği lifler zarar görüyor, elastikiyetini kaybediyor ve çok kısa sürede yaşlanma etkilerini göstermeye, kırışmaya başlıyor. Bir başka sonuç da, kısa vadede yaşanan güneş yanıkları oluyor. Korumasız ve kontrolsüz güneşlenme sonucu güneş deri hücrelerini yakarak zarara uğratıyor; bunun sonucunda kızarıklık, acı ve hassasiyet oluşuyor.

Uzun vadede bakıldığında ise çok tehlikeli sonuçlar görülebiliyor. Oldukça tehlikeli bir kanser türü olan ve cilt kanseri olarak bilinen melanom, doğrudan güneşe maruz kalmayla meydana geliyor. Koyu renkli benlerin oluşumuyla başlayan bu hastalık, mevcut benlerdeki değişimle de kendini gösterebiliyor.

Yazı: Hüma Kaya

 

 

Önceki Yazılar

“MAVİ BÖLGELER”DE UZUN VE MUTLU HAYATIN SIRLARI

Sonraki Yazılar

BİBLİYOTERAPİ: OKUMANIZ GEREKEN KİTAPLAR