gunes

GÜNEŞE ÇIKALIM MI, ÇIKMAYALIM MI?


Güneşte ne kadar kalalım? Biraz, çok, hiç… Bu tartışma sonsuza kadar sürer. Beyaz tenin daha zarif ve çok daha güvenli olduğu, bronz bir cildin ise sağlıklı göründüğü söylenir. Sonuç, güneşi ne kadar istediğimizi bilmiyoruz ve bu kararsızlık yüzyıllardır sürüyor.

Çeviri: Ayça SAYIN

Hazır giyim markası H&M, çektiği bir mayo reklamında Brezilyalı bir mankenle anlaşmıştı. Ama insanları bronzluğa özendirerek riskleri göz ardı etmekle suçlayan kanserle mücadele derneklerine ve dermatologlara göre manken çok bronzdu. H&M ise “Amacımız spesifik bir ideal güzelliği ön plana çıkarmak ve tehlikeli bir davranışı desteklemek değil” diye açıklamada bulunmuştu. Bu açıklamadan sonra internet yorumlarla dolup taştı. Bir kişi, “Kanser, özendirici bir afişle nasıl övülebilir?”, başka biri, “Bir Brezilyalının kesinlikle mat bir teni olur”, bir başkası, “Artık soluk mankenleri tercih ediyorlar” ve bir diğeri ise “Siyahi olsaydı ne değişirdi?” gibi yorumlarda bulunmuşlardı.

Pigment öneminin tersine

Tarihsel açıdan bakıldığında genellikle insanların zihninde siyah ten, şeytanı, saf olmayanı ve kötüyü sembolize eder. Sosyal bakış açısından ele alındığında ise kahverengi ten, fakirliği, dışarıda zor şartlarda çalışan işçileri simgeler. Tam tersi güzellik, zambaklarda, mermerlerde veya karda görülmektedir. Tarihçi Pascal Ory’e göre, bronzlaşmak ciddi bir evrim geçirmiştir. “Yeni pigment normu, tıpkı kadınların saçlarını kestirmesi gibi değerlere bir dönüştür.” 1920’lerde Vogue dergisi, “Bir kadını gerçekten zarif yapan zambak ve gül tenidir” diye yazmıştı ve hemen ardından denize girmenin yanı sıra güneşlenme çılgınlığı başladı. O dönemde yanık ten modasının öncüleri Helena Rubinstein ve Elizabeth Arden’di. Ta ki doğal bronzluğu taklit eden ve güneş ışınlarından koruyan ilk güneş kremi piyasaya çıkana kadar.

Bronzluğun doz kontrolü

Bronz olmanın popülerleşmesiyle kozmetik markaları, güzellik enstitüleri ve kadın dergileri bizim çatışan isteklerimize bir cevap buldular. Eğer tatil bittiğinde tenimiz özgün rengine geri dönecekse, plajdaki bronzlaşma kabul edilir. Ancak bu durumda medikal tavsiyeler dikkate alınmadı. Çünkü bu tavsiyeler tatilcileri biraz sıkıntıya sokuyor. Güneş terapisi tüberküloz, melankoli, akne, depresyonu tedavi ederken, diğer yandan insanları yaralıyor, yakıyor ve melanomları tetikliyor.

Peki, güneşlenecek miyiz, güneşlenmeyecek miyiz? İşte sorun bu. Pascal Ory, “Medikal bilgiler her zaman var olsa da insanlar her zaman bu bilgilere önem vermiyor” diyor. Fazla bronzlaşmanın zararları ortaya çıkalı neredeyse 30 yıla yakın oldu. Clarins’in Araştırma ve Geliştirme Departmanı’nın Müdürü Éric Gooris konuyla ilgili olarak, “Korumayı ve anti-UVA ve UVB filtrelerinin artırılmasının kanıtlanmasını destekledik” demişti. Güneş yeniden zararlı hale mi geliyor? Kimin umurunda! Birçok çeşide ayrılsa bile soluk tenler geri dönüyor.

Nicole Kidman’ın şık tazeliği, punkçıların zoraki solukluğu, gotikler ve Dita Von Teese tarzı 50’li kapak kızları. Pascal Ory, “Hastalık korkusu ve yaşlılık sıkıntıları hepimizin zihinlerinde yer etmiştir, ancak baskın bir yapısı olan hazcılıktan üstün gelemez” diyor. Sonuç olarak, her şey dozla alakalı, kısa tatillerde kişinin kendine armağan ettiği “dozunda bronz” bir ten sağlıklı, dinamik, enerjik ve zengin durur, ayrıca çekici durduğu kadar kişiye güven de verir. Bronzluğun dozu, güneşin altında kalma süresi, tehlikelerden uzak güneşten haz alma tamamen bizim kontrolümüzde.

 

 

 

 

Önceki Yazılar

ÇİFT TERAPİSİ

Sonraki Yazılar

RUJ… SENİNLE BAŞIM DERTTE!

Bir cevap yazın