gorusme-hayko-cepkin

GÖRÜŞME: HAYKO CEPKİN

 

 

Mutluluğa farklı bir pencereden bakmak için; metal, barok ve elektronik müziği bir araya getirdiği şarkılarıyla bilinen ve giydiği siyahların arkasında aslında son derece neşeli ve renkli bir karaktere sahip müzisyen Hayko Cepkin ile görüştük.

Her birimiz mutluluğun peşindeyiz ama herkes için değişiyor bunun yolları. Sizin için nedir mutluluk? Onu tanımlayabilir misiniz?  

Hayatı genel anlamda değerlendirip detaylıca incelediğimizde, çok da yaşanması muhtemel olmayan bir duygu hali mutluluk. Zaman zaman kendi yarattığımız sosyal çevremizi, bir nesneyi ya da yemekten keyif aldığımız bir yiyeceği vesile ederek, bedenimize ve benliğimize ihtiyacımız olan serotonini salgılatmaya çalışırız. Aslında biraz da aşk gibi değerlendirilebilir. Kimisi gerçek aşkı yaşadığını sanır ve kandırır kendini, gerçeğini bilemediği için, kimisi de mutlu olduğunu zanneder, mutluluğun gerçek yüzünü hiç tanımadığı için. Maddesel olan her şey mutluluk için bir araçtır, manevi huzur bulunduğunda mutluluk gerçek yüzünü gösterir.

Bu tanım hayatınızın farklı dönemlerinde değişti mi, hep aynı mıydı?

Bu tanım, somut olan dışındaki mutluluğu aramaya başladıkça ve hiçbir şeyden gereken mutluluğu bulamadıkça daha da şekillendi. Yaş ve deneyim insan için yıpratıcı bir süreç. Bu sebeple insan kendi içinde beş, altı kez muhtemel zihinsel evrimler geçiriyor.

Kendinizi mutsuz hissettiğiniz dönemleri nasıl aştınız? 

Mutsuz değil, yorgun ve amaçsız hissettiğim zamanlar oldu. En ciddi şekilde bu duyguyu hissettiğim dönem 2010 yılıydı. Bu ruh halinden çıkmak için de içeriği biraz daha eğlenceli şarkılardan oluşan, hayata karşı geyik yapmam gerektiğini kendime hatırlatan bir albüm yapıp kendimi mutlu etmeye çalıştım.

Son 10 yıldır Kuşadası’nda bir çiftlikte yaşıyorsunuz. Bu tercihinizin nedenleri neler? Şehir sizi mutsuz mu etmişti?

Bahsetmiş olduğum birçok denklemden uzak kalabilme arzusuyla yola çıktık ve işe yaradığını gördük. Zihinsel dinginlik namına son derece faydalı bir karar aldığımızı görüyoruz. Şehirlerin bir suçu olduğunu düşünmüyorum. Şehirler masum. Onları şu kirli ve yoğun haline sokan yine bizleriz. Bizler şehirlerden değil, insandan kaçıyoruz aslında.

Şarkılarınızın ve tarzınızın da karanlık yönleri olduğu düşünülürse yaratıcılığınızla ve onun getirdikleriyle mutlu olabiliyor musunuz?   

Yaratmak mutluluk verici, ama yarattığınız ürünü genel beğeni terazisinden bir gram ileri gidememiş bir piyasaya sunmak mutluluk halinizi risk alma ve tedirginlik duygularına bırakıyor. İşte ancak bu derin depresyondan, “Hayatın bir amacı yok, bize düşen zaman dilimini en iyi şekilde değerlendiriyoruz” düşüncesinin duygusal rahatlığıyla çıkabiliyorsunuz. Hele ki artık şehirde de yaşamıyorsanız, kimseye bir şey beğendirmek zorunda olmadığınız bir baskısızlık hayatınıza renk katıyor.