shadow 1

GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA İDAREYİ ELE ALIN


Zaman zaman ortaya çıkıp özgüveninizi ve kendinize olan inancınızı yerle bir eden, sizi adeta bir diktatör gibi acımasızca yöneten iç seslerinizi duyuyor musunuz? İçinizdeki bu seslerin kaynağı olan gölgelerle tanışıp gücü elinize alma zamanı geldi.

Küçüklüğünden beri kendi başının çaresine bakmayı güçlü olmakla, yardım istemeği ise beceriksizlikle eşleştiren 33 yaşındaki Burcu, “Kendimi sıkışmış ve çaresiz hissediyorum. Birilerinden yardım istemek benim için çok zor. Çünkü ne zaman birinden bir şey isteyecek olsam, zihnimde bir ses, ‘Zayıf! Beceriksiz seni!’ diyor bana” diyerek yaşadıklarını anlatıyor.

Bir işi bitiremedin, beceriksiz!“, “Yine yapman gerekenleri yapmadın, tembel!“, “Şu fazla kilolarını bir veremedin, iradesiz!” gibi suçlayıcı ve eleştirel sesler karşısında kendinizi pasif ve çaresiz hissediyor olabilirsiniz. Hatta “Bu ses bana mı ait?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama bu seslerin kaynağına gidip, derinlerdeki gölgelerle baş edebilirsiniz. Şimdi, kahramanımız He-Man’ın sözcüklerini hatırlayalım: “Gölgelerin gücü adına, güç bende artık!

Karanlık tarafınız

Zihnimizi her ne kadar kendi evimiz gibi düşünsek de bu evin kuytuda kalmış bir çatı katı vardır: Bilinçdışı. Bilinçdışımız geçmişten kareler ve deneyimler, hatıralar, varsayımlar ve çıkarımlarla dolu. Çatı katının karanlığında ise korkularımız, pişmanlıklarımız, boşa çıkmış umutlarımız saklı. Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung, sahip olmaktan utandığımız ve asla kabul etmek istemediğimiz yönlerimizin toplamına ‘gölge yan‘ adını veriyor. Hepimizin gölge yanı var. Öyle ki aniden karanlıktan çıkıp kontrolü ele geçirebiliyor ve o zamanlarda kendimizi bir iç savaş halinde bulabiliyoruz.

Peki, gölge yanımız nasıl oluşuyor? Aslında doğuştan gelmiyor. Dünyaya geldikten sonra deneyimlerimiz ve algılarımız üzerine kendimize bir kimlik inşa etmeye başlıyoruz. Küçük yaşlardayken sergilediğimiz, çevremizdekilerden olumlu tepkiler aldığımız, dolayısıyla bilinçdışında ‘olumlu‘ olarak nitelendirdiğimiz özellikleri kimliğimizin bir parçası olarak sahipleniyor, toplum tarafından onaylanmayan özellikleri ise dışlıyoruz. Şu örnek size tanıdık gelebilir: Öğrenciyken, sınav sonucunuza itiraz ettiniz. Öğretmeniniz de “Fazla not vermişsem, geri alırım ama” dedi. Siz bu tepkiden, itirazın kabul görmeyen bir özellik olduğunu düşünebilir ve kabul görmek için hayatınızın geri kalanında kabullenici bir tutum benimseyebilirsiniz.

Bu şekilde hayatımızın özellikle ilk 20 yılında bizi tanımladığını düşündüğümüz özellikleri sahipleniyor, kendimizle özdeşleştirmediğimiz zıt özelliklere karşı koruma mekanizması geliştirerek aslında kimliğimizi korumaya çalışıyoruz. Kesinlikle reddettiğimiz ve sahiplenmediğimiz taraflar bilinçdışının karanlığında varlığını sürdürüyor ve kör noktalarımız haline geliyor.

Kör noktanızı bulmak için bir ipucu arıyorsanız, başkalarında sizi en çok rahatsız eden, tahammül edemediğiniz özelliklere bakın. Tıpkı Jung’un söylediği gibi, “Başkalarında bizi rahatsız eden her şey kendimizi tanımamızı sağlar“. Diğerlerinde görüp bizde öfke ve nefret uyandıran şey görmek istemediğimiz, bastırdığımız ilkel karanlık tarafımız olabilir.

Gölgelerin gücü

Sahiplenmediğimiz karanlık taraflarımız sadece başkalarını değil, kendimizi de körü körüne yargılamamıza neden olabiliyor. Adeta zihnimizde bir mahkeme kurup yargıç rolüne geçerek kendimizi bazı davranış kalıplarına mahkum ediyoruz. Bazıları ‘Hayır‘ demekte inanılmaz güçlük çeker. Reddetmenin kabalık olduğunu düşünür, katı bir mizaca sahipmiş gibi görünmekten korkar. Ancak etrafındaki herkesin her isteğini yerine getirirken yorgun düşeriz. Bu durumdan şikayetçi olan 29 yaşındaki Aslı, gittiği psikoterapi seansının ardından, düşüncelerinin katılık ve yumuşaklık ekseninde ne kadar kutuplaşmış olduğunu fark etmiş ve bazen ‘Hayır‘ demenin onu katı biri yapmayacağını anlamış. Aslı, tıkandığı durum içerisinden ancak bu şekilde çıkabilmiş. Bir nevi aydınlanma yaşadı da diyebiliriz.

Gölge yanınızı kabul etmediğinizde, iç çatışma yaşamanız kaçınılmazdır. Unutmamak gerekir ki, hiçbir özellik çevresel koşulları ve ihtiyaçları göz önüne almaksızın ‘iyi‘ veya ‘kötü‘ değildir.

Gölge yanınız aynı zamanda sizin derinde yatan istekleriniz ve umutlarınızla ilgili değerli ipuçları olabilir! Utandığınız, korktuğunuz veya yara aldığınız bir yanınız, sizin potansiyel en güçlü yanınız olabilir. İnsanlar genellikle orta yaşlarda geriye dönüp kendi isteklerinden ne kadar fedakarlıkta bulunduğunu görürler, kendi isteklerini hep baskılamışlardır. Ailesinin istediği mesleği seçen biri, hayalindeki mesleği yapan kişiye imrenerek bakar. Kişinin becerileri de gölgede kalan tarafı olabilir.

Siz de geç olmadan gölge yanınızla bilinçli bir ilişki geliştirerek hapsolmuş yaratıcı enerjinizi ve baskıladığınız becerilerinizi ortaya çıkarabilirsiniz!

Engelleyici sesler

Her ne kadar gölge yanımız çatı katında yani bilinçdışında desek de gölge yanınızla olan ilişkiniz o gün oturma odanızda izlediğiniz kanalı yani ‘bugününüzü‘ belirliyor. Gölge yanımızı ne kadar baskılarsak, üzerimizdeki karanlık etkisi o kadar artıyor. Bize kendimizi çaresiz ve güçsüz hissettiren diktatör sesler gölge yanımızdan besleniyor.

Yazar ve Psikoterapist Rick Carson, zihnin canavarı haline gelen bu engelleyici karaktere ‘Gremlin‘ adını veriyor ve onu şöyle tanımlıyor: “Gremlin, negatif düşünceleriniz veya geçmiş travmalarınız değildir, korkularınız veya pişmanlıklarınız da değildir; bütün bunları ve değer verdiğiniz şeyleri kullanarak sizde zaaf yaratandır ve bunu bilinçdışından sinsice yapar. Her seferinde sizin kim olduğunuzu, ne yapıp ne yapamayacağınızı kulağınıza fısıldamak en büyük zevkidir. Daha önceden yenildiğiniz bir takımla tekrar maça çıkarken, onların güçlü olduğunu ve sizin asla yenemeyeceğinizi söyleyerek sizi mağlup kılar. Kendinizi sınırlamanız için geçmiş olayları ve alışkanlıklarınızı kullanır, bunların üzerinden genellemeler yapar ve kendi yorumlarını gerçeğiniz olarak kabullenmenizi ister.

Engelleyici seslerle başa çıkmanın yolları

Verdiğimiz tüyoları uygulayarak engelleyici seslere aldanmadan kendi seçimlerinizi yaptığınız bir yaşam sürebilirsiniz.

  1. Savaşmayın, sadece fark edin: Şaşırtıcı gelebilir, fakat bu sesleri susturmaya çalışmayın. Çünkü siz karşı koydukça, bu sesler direnç kazanır. 37 yaşındaki Gizem, sevdiklerini kaybetme kaygısının kendisini nasıl ele geçirdiğinden bahsediyor. İçindeki ses, yaşadığı bu güzel anların çok sürmeyeceğini ve yarıda kalacağını söyleyip adeta içini kemiriyordu. Bundan kurtulup huzura kavuşmak için bu sesi haksız çıkaracak savlarını ortaya koyuyor ve engelleyicisi ile sanal bir diyalog sürdürüyordu. Ardından psikoterapisti ondan tartışmayı ve savunmayı bırakmasını, içini kemiren sesleri sadece fark etmesini istemiş. Siz de içinizi kemiren sesleri fark edin. Bu seslerden kendinizi ayrıştırdığınızda, onlardan ibaret olmadığınızı görüp zihninizde dönen felaket senaryolarına dışarıdan bir izleyici olmayı başaracaksınız. Bir film seyrediyormuş gibi dikkatinizi şu anda olup bitene verin. Hissettiğiniz şeyler hoşunuza gitmese de karşı koymaya, kaçmaya veya kurtulmaya çalışmayın.

Bu durumla ilgili olarak Rick Carson, “Kaçıp kurtulmaya çalışarak değil, o anda kendimi nasıl hapsettiğimi fark ederek özgürleşiyorum” diyor.

Uygulama: Kendinizi tıkanmış hissettiğinizde, zihninizden geçen sesleri dinleyin ve yargınızı dahil etmeden bu gevezeliğe izin verin. Ne söylüyor? Söylediklerinin sizdeki etkisini gözlemleyin, dikkatinizi bedeninize verin. Nefesinizi ve duruşunuzu inceleyin. Sıkışıklığı ve gerginliği nerede hissettiğinize bakın. Hangi duygularınıza izin vermiyorsunuz? Neleri kontrol altında tutmaya çalışıyorsunuz?

Engelleyicinin etkisini ve yoğunluğunu fark ettiğinizde, onun neye benzediği gözünüzün önüne gelebilir. Gözünüzde canlanırsa, şekli, boyutu, imgesi, duruşu, enerjisi gibi özelliklerini bir kenara not edin. Engelleyiciyi detaylı şekilde karakterize ettiğinizde, onun sahneye çıktığı zamanları daha kolay ayırt edebileceksiniz.

  1. Otomatik yanıtlarınızı keşfedin: Hisleriniz karşısında nasıl hareket etmeyi seçiyorsunuz? Bu seçimi siz mi yapıyorsunuz; yoksa gölge yanınız mı? Örneğin, ailenizden öfkenizi göstermenin uygun bir davranış olmadığını öğrendiyseniz, öfkenizi baskılıyor olabilirsiniz veya korkmanın ‘korkaklık‘ olduğuna inanıyorsanız, bu duyguyu yaşamaktan kaçındığınızı fark edebilirsiniz.

Carl Jung, “Neye direnç gösterirseniz, varlığını sürdürür” diyor. Diğer bir deyişle başkalarından hatta kendinizden bile sakladığınız, göstermemeye çalıştığınız gölge yanınız bazı duyguları bilinçdışına itmenize neden olabilir. İttiğiniz her duygu ise tekrar kapınızı çalar, bu yüzden duygularınıza yer açın.

Uygulama: Geçmişten gelen korkularınız, taşıdığınız inançlar ve alışkanlıklar nedeniyle yaşamaktan kaçındığınız duygulara ışık tutun ve bunları nasıl yaşadığınızı zihninizde bir sahne gibi canlandırın. Örneğin, içinizdeki öfkeyi ifade edemediğiniz için kendinizi fokurdayan kaynar bir kazanda gibi hissediyorsunuz. O anki hislerinizi ve olan biteni yüksek sesle dile getirin: “Öfkem içimde fokur fokur kaynıyor ve ben bir şey söyleyemedikçe haşlanıyorum” gibi. Gözlem ve deneyime dayalı bu yaratıcı yöntem Psikiyatr Fritz Perls’in Gestalt Terapi yaklaşımında da kullanılır. Kişi bu deneyim sayesinde nasıl hissettiğini, düşündüğünü ve davrandığını gözlemleme şansı bulur.

Müdahil olmayıp sadece gözlemci kaldığınızda, duygular gelir ve geçer. Bizi duyguların kalıcılığına inandıran ‘zihindir‘. Filozof Thomas Hobbes’un dediği gibi, “Beden yalnızca şimdinin sıkıntılarını çeker, zihin ise şimdinin yanında geçmiş ve geleceğin sıkıntılarını da çeker“.

Woman’s hands and cloud network
  1. Varsayımlarınızı yıkın ve pozitif düşünün: Engelleyici tarafınız varsayımlarınız üzerinden hareket etmenize bayılır. Yaşamınız boyunca deneyip yanıldığınız olayları, küçükken edindiğiniz bazı öğretileri, geleceğe ait korkularınızı kendinize limitler koymanız için kullanır. Kabullendiğiniz pek çok sınırlayıcı sesi henüz fark etmemiş bile olabilirsiniz.

Uygulama: Varsayımlarınızı aşağıdaki örnekte olduğu gibi 4 adımda gözden geçirin ve geçmişten gelen korkularınızla değil, bugünkü arzularınızla hareket edin.

  • Ne oldu? Yöneticiniz bu sabah size selam vermedi ve bu sizin kendinizi kötü hissetmenize neden oldu.
  • Bunun sizin için anlamı ne? “Beni görmezden geldiğini düşünüyorum, pek çok iş arkadaşımın yaptığı gibi. Kendimi önemsiz hissediyorum.
  • Altta yatan korkunuz ne? “Hayatım boyunca hep önemsiz ve görünmez olacağım. Şu hayatta hiçbir şeye etkim olmayacak.
  • Peki, şimdi ne yapacaksınız? “Bu çok büyük bir varsayım oldu, ben aslında pek çok kişide iz bırakan biriyim. Böyle hissettiğimde belki de konuşmayı seçsem, bu varsayımların beni aşağıya çekmesine izin vermemiş olurum.

Pozitif düşünün: Pozitif düşüncelerin gücüne inanmıyor olabilirsiniz. Fakat şunu düşünün; hayatta istediklerini başaran ve bundan tatmin olan kişiler, kendilerine inancı olan ve pozitif senaryoyu düşünerek hareket edenlerdir, değil mi? Elbette bunlara ilave olarak planlama yapıyorlar ve harekete geçiyorlar. Kendiniz ve yapabileceklerinizle ilgili sınırlayıcı varsayımları bir kenara bırakıp yolun sonunda görmek istediğiniz manzarayı ve oraya ulaştığınızda yaşayacağınız duyguları hayal edin.

  1. Kendinizle temasta kalın ve seçim yapın: Farz edelim ki stresli durumlarda veya çatışma anında kendinizi ifade etmekte zorlanıyorsunuz ve engelleyiciniz size, susmazsanız her şeyi batıracağınızı söylüyor. Böyle bir anda derin bir nefes alın ve diğer seçeneklerinizin neler olabileceğini düşünün. Kendinizi sınırladığınız davranış kalıbından çıksanız, en kötü ne olabilir diye kendinize sorun ve dürüstçe yanıt verin. Eski alışkanlığınızı bırakıp yeni bir davranışta bulunmayı deneyin. O ya da bu şekilde kendinizi içinizden geldiği gibi ifade etmeyi denediğinizde, büyük bir öğrenim elde edeceksiniz. Farklı davranmayı seçtiğinizde, engelleyiciniz riskleri abartılı bir şekilde gösterip sizi vazgeçirmek üzere orada olacak. Unutmayın ki geminin kaptanı sizsiniz. Yeni ufuklar görebilmek için yeni şeyler yapmanız gerekiyor.

Uygulama: Dikkatinizi nereye verdiğiniz sizin seçiminizdir. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde bu seçimi her an yaparız. Engelleyici seslerin devrede olduğunu hissettiğinizde, ona birkaç dakika kulak vermeyi veya dikkatinizi farklı bir yöne çevirmeyi seçebilirsiniz. Önemli olan bu seçimi yapmanızdır. Seslere kulak vermeyi tercih ederseniz, 1 ila 5 dakika yeterli olacaktır. Zaman dolduğunda dikkatinizi dışarıda olup bitenlere yöneltebilirsiniz.

Kendinizle temasa geçmek ve zihninizin değil, yüreğinizin sesini dinlemek için dışarıda bir yürüyüş yapabilirsiniz. Başlamadan önce gözlerinizi kapayın ve derin bir nefes alın, ardından da nefesinizi tamamen verin. Bütün dikkatiniz bedeninizde ve nefesinizde olsun. Yavaş yavaş yürümeye başlayın ve sadece duyularınıza yoğunlaşarak yola devam edin. Ayağınızın altındaki çimleri, burnunuza gelen kokuları, duyduğunuz sesleri yavaş çekimde hissedin. 10-15 dakikalık bir yürüyüşün etkisinin saatlerce sürdüğünü göreceksiniz.

  1. Hayatınızın sorumluluğu sizde: Gölge yanınızdaki bazı özellikleri belki ebeveyninizden görüp kendinize kopyaladınız, belki de bazılarını toplumda kabul görmek için edindiniz. Her ne olursa olsun unutmayın ki bu hayat sizin!

Çıktığınız bu içsel yolculukta amacınız gölge yanınızın kaybolması veya engelleyici seslerin yok olması olmamalı. Psikolojik rahatsızlığı ile uzun süre mücadele veren Matematikçi John Nash’in hayat hikayesini anlatan ‘Akıl Oyunları‘ filminin son sahnesindeki çarpıcı diyaloğu hatırlayalım. John Nash, Nobel Ödülü’nü aldıktan sonra arkadaşı Hansen, ona zihnindeki hayali engelleyici karakterlerin yok olup olmadığını soruyor. Nash ise şöyle yanıtlıyor: “Onlar bir yere gitmedi, belki de hiç gitmeyecekler. Ben sadece onları görmezden gelmeyi başarıyorum.” Siz de gölge yanınızla yaşamayı başararak, daha mutlu bir hayat sürebilirsiniz.

Yazı: Yeliz Bahadır

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

YENİLENMEK İÇİN 20 DAKİKA

Sonraki Yazılar

ÇOCUKLARLA BERABER MEDİTASYON