flort

GİZLİ SAKLI BASKI: FLÖRT ŞİDDETİ

 

 


Pek çoğumuzun yaşadığı ya da tanık olduğu flört şiddeti Türkiye’de ancak son birkaç yıldır sözü edilen bir şiddet türü. Mağdurlar çoğu zaman konuşmaktan kaçınıyor, yaşadıklarını gizliyor bazen de yaşadıklarını normalleştiriyor. O yüzden evlilik öncesi ilişkilerde yaşanan şiddeti tanımalı, konuşmalı ve yasal süreçlerin farkında olmalıyız.

Yazı: Damla Kellecioğlu

“Mini mini giyme, kolonya sürme, oturma kalkma, konuşma, e öl be!” Aysel Gürel imzalı, flört baskısını en şirin haliyle resmeden “Ayıpsın Ayıp” şarkısının sözleri. Aile ya da evlilik içi şiddet uzun yıllardır tartışılırken son dönemde, bugüne kadar çok bahsi geçmeyen, bir konu da öne çıkmaya başladı: Flört şiddeti. Sorunun dünyada, akademik alanda ilk kez konuşulması, Makepeace’in 1981 yılında yaptığı bir çalışmayla gerçekleşmiş. Gençler arasında yapılan araştırma, her beş gençten birinin flört şiddetine maruz kaldığını, dahası araştırmaya katılan her beş kişiden üçünün bu tip bir şiddete maruz kalan en az bir kişiyi tanıdığını gösteriyormuş. Doğrusu o günden bu yana yapılan araştırma sayısı artsa da veriler aşağı yukarı aynı kalmış. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2013 yılında açıkladığı verilere göre dünyadaki kadın nüfusunun yüzde 30’u hayatları boyunca partnerleri tarafından en az bir kez fiziksel ya da cinsel şiddet görüyor.

Türkiye’de henüz ülke genelinde ölçümleme yapacak veri olmasa da 2010 yılından bu yana konu hakkında yazılmış yedi yüksek lisans ve bir doktora tezi tabu sayılabilecek flört şiddetinin konuşulmaya başladığının habercisi. Son dönemde flört şiddetine karşı farkındalık geliştirmek için sivil toplum kuruluşları da bazı çalışmalar yapıyor. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, 40tilki Kadın İnisiyatifi ve TOG Genç Kadın Fonu konu hakkında eğitimler veren, seminerler düzenleyen, kitapçıklar ve dijital platformlar aracılığıyla bilgilendirme yapan girişimler arasında sayılabilir.

Flört şiddeti nedir?

Flört şiddeti konusunda toplumdaki farkındalığı artırma ve özellikle gençleri flört şiddetinin farklı türlerine karşı bilinçlendirme amacıyla kurulan 40tilki Kadın İnisiyatifi, bu şiddet durumunu şöyle açıklıyor: İlk randevudan uzun süreli aşk ilişkilerine kadar, bir tarafın diğer taraf üzerinde egemenlik kurmak ve güç kazanmak için uyguladığı, karşı tarafı korkutmayı, sindirmeyi ve bağımlı hale getirmeyi amaçlayan kontrolcü, müdahaleci, kısıtlayıcı, aşağılayıcı, zarar verici ve yaralayıcı davranışlar olarak tanımlıyor. Bu davranışlar fiziksel, cinsel, psikolojik, duygusal, maddi, sosyal ve dijital gibi farklı şiddet türlerini içerebiliyor. Flört tabiri doğrudan gençliği düşündürse ve mağdurun çoğunlukla kadınlar olduğu bir gerçek olsa da aslında bu şiddet biçimi, cinsel yönelimi fark etmeksizin ikili bir ilişki yaşayan her bireyin karşılaşabileceği bir sorun. Uzmanlar, flört şiddetine başvuran kişilerin ebeveynlerinden ya da yakın çevreden benzer davranış modelleri görmüş olabileceğini; davranışların aile içi şiddet, çocuklukta şiddet, akran etkileşimleri ve psikolojik durum ile kişisel inanç, yargı ve değerlerden kaynaklanabileceğini belirtiyor.

Türkiye gibi muhafazakâr anlayışın büyük ölçüde topluma hâkim olduğu ülkelerde flört şiddeti çoğu zaman sözü edilmeyen, konuşulmayan, boyun eğilen ve kısmen normalleştirilmeye çalışılan bir sorun. Hem flört şiddeti hem de flört şiddetinin bir türü olarak boy gösteren dijital şiddet alanında çalışmalar yapan Psikolog Serap Duygulu’nun da belirttiği gibi, flört şiddetinin konuşulmamasının en büyük nedenlerinden biri ilişkinin varlığının hoş karşılanmayacağı düşüncesi. “Ülkemizde flört konuşulan bir konu olmadığı için doğal olarak bunun şiddeti de konuşulmuyor. Aslında toplumumuzda şiddetin diğer türleri de pek konuşulmuyor, çünkü şiddete uğrayan taraf utanç ya da korku duyduğu için bu durumu çevresindekilerle paylaşmaktan çekiniyor. Şiddeti yapan taraf ise çoğu zaman yaptığını kabul etmiyor. Bizim toplumumuzda flört etmek çoğu aile tarafından zaten doğal bir süreç olarak kabul edilmediği için kişiler bu esnada partnerlerinden gördükleri şiddetten söz etmekten korkuyor.” Duygulu’ya göre partnerlerinin varlığından söz etmeyen bireyler, yaşadıklarını anlatmıyor veya olduğu gibi aktarmıyor. “İki insanın evlenmeden ya da ortak bir hayatı paylaşmaya başlamadan birbirini tanıması ilişkilerin uzun ömürlü ve sağlıklı olması için büyük bir adım. Fakat ülkemizde bir kadın ve erkeğin evlilikten önce birbirini baş başa tanıması, flört etmesi ya da birlikte yaşaması hâlâ çok hoş karşılanan bir durum olmadığı için kişiler birbirlerini tanımayı gizli gizli sürdürüyor. Bu gizlilik durumu da kişileri beraber oldukları insan ve yaşadıkları hakkında yalan söylemeye itiyor.”

 

 

Önceki Yazılar

YURT DIŞINDA ÇALIŞMAK, MUTLULUK GETİRİR Mİ?

Sonraki Yazılar

“KENDİMLE BAŞA ÇIKAMIYORUM”

Bir cevap yazın