gestalt-terapisi

GESTALT TERAPİSİ

 

 

Gestalt Terapisti Gonzague Masquelier’e göre, yeni bir tanışmaya doğru yol almadan önce, “Duygusal hayatımızdaki eski yaraları, hala çok aktif olan ve diğerine yer açmamızı engelleyen üzüntü, kızgınlık, öfke gibi bloke duyguları temizlemek gerekir”. Geçmiş toksiklerin arasında, Gestalt terapisinde içselleştirme denilen mekanizmayla, çocuklukta kötü deneyimler sonucu miras aldığımız veya entegre ettiğimiz yanlış veya sınırlayıcı inançlar da bulunur. “Bu inançlar erkekler veya kadınlar hakkında genellemelerden çift hayatı veya cinsellik üzerine önyargılara kadar uzanır. Sahip olduğumuzu düşündüğümüz eksikliklerimiz veya yetersizliklerimiz hakkında kesin fikirlerimizi de içerir” diyor Masquelier. Sadece varlıklarının ve verdikleri zararların farkına varmanın kişiyi onlardan kurtarabileceğini de ekliyor. Ancak, geçmişin hayaletleri etkisiz hale getirildikten ve frenler kaldırıldıktan sonra, arzunun ikiz kardeşi korkuyla yüzleşmek geriye kalır. Bernard-Elie Torgemen, korkunun tanışma sürecinde merkezde yer alan bir unsur olduğunu söylüyor. Hem “kolaylaştırıcıdır” hem de engelleyicidir. Torgemen’e göre, korku üç seviyede hareket eder: Gerçeklik (Ona nasıl yaklaşmalıyım? Nasıl davranmalıyım?), hayal (Gelecek sefer ona şunları söyleyeceğim, bunları teklif edeceğim) ve son olarak düşlem (Erkek veya kadın bende şu arzuyu, hatırayı veya imajı uyandırıyor). Herkesin kendi hikayesine göre korku, karşılaşmaya kapıyı açabilir veya kapayabilir. Peki, bu durumda edinilecek en iyi tutum nedir? “Bedenine ve duyularına odaklı kalmak” diyerek devam ediyor Bernard-Elie Torgemen. “İlişkiye giren sadece bilinçdışı değil aynı zamanda bedenlerdir de. Duygusal ve entelektüel açıdan güzel bir tanışma eğer diğerini bedensel seviyede, burnumuzla, tenimizle hissetmiyorsak, kısır hale gelebilir. Beden, aşk şölenine davetli bir yabani gibidir, ona kendini ifade edebileceği ve bizimle konuşabileceği bir alan bırakmak gerekir.” Bu en azından anlık olarak kontrolü bırakmayı kabul etmemizi, ayrıca kesin beklentilerimizi ve ideal partnerimiz hakkındaki fazla katı kriterlerimizi de terk etmemizi gerektirir. “Düşünülenin aksine kusurları, mükemmel olmayan yönleri, diğerinin tekilliklerini bulmak söz konusudur. Sürprizler, zenginlikler açısından doğurgan bu gediklerde aşk yapılır. Günümüzde herkesin diğerinde aslında methedici bir ayna aradığı narsisist savaşa bir son verilmeli” diyor Torgemen. Diğerine açılmak, aynı zamanda hoşa gitmeme ve kendine dair belli bir imajı sarsma riskini almak anlamına geliyor. Sosyal, hatta kökensel veya dinsel kriterleri sarsarak veya daha basitçe, kendini şaşırtarak. Boşanalı iki sene olan 41 yaşındaki Ercan, geçen yaz kendi yaşında “esmer ve güzel yuvarlak hatlara sahip” bir kadınla evlenmiş; oysaki öncesinde sadece genç, Avrupai tipli uzun boylu, açık tenli kadınlardan etkileniyormuş. “Lara’ya aşık olduğumu kendime söylemem beş ayımı aldı. Yanımda olmadığında her şey bana karmaşık ve soluk görünüyordu. Benimle beraber arkadaşlarımın da sevgisini kazandı, evimden yakınlarıma kapısı açık gerçek bir yuva yaptı; her anlamıyla güzel ve soğuk olan eski eşimle hiç yaşamadığım bir durumdu.” Psikolog Rose-Marie Charest, gerçek bir aşk karşılaşmasının her zaman dışsal ve içsel sarsıntıya sebep olduğunu belirtiyor. Aşk, güçlü bir şekilde dönüştürücüdür. “Sadece var olanlara eklenen yeni bir bağ değil, aynı zamanda bir yaratıcılık deneyimidir. Gerekli olarak bireysel toprakların üzerine çıkan, kurulacak yeni bir coğrafyadır.” Charest’e göre, bir tanışma sadece tekil kimliğimizden yola çıkarak ikimize ait yeni bir kimlik oluşturabiliyorsak ilişkiye dönüşebilir. Ne diğerinde kendini eriterek ne de onu kendine katarak, ancak onunla temas halinde yeni bir şey üreterek… Davranışta, inançlarda, düşünce tarzında… Bu her insanın en azından bir süre için emin olduklarını ve alışkanlıklarını parantez içine almasını, kendi tarafından ve diğeri tarafından şaşırtılmaya izin vermesini gerektirir. “Bazı tanışmaların, insanın kendindeki en iyiyle temasa geçmeyi sağladığını söylemek mümkün” diyor Rose-Marie Charest. Genellikle arzuyu ve kendine güveni engelleyen korkularla veya tekrarlanan senaryolarla nefes alamayan, nadasa bırakılmış, beklemede olan “daha iyi” bir benlik.

 

 

Önceki Yazılar

GENÇ İŞSİZLİĞİ

Sonraki Yazılar

KİŞİSEL EMNİYET “BALONLARIMIZ”