geride-kalanlar (3)

GERİDE KALANLAR

 

 

İntihar genel anlamıyla zor bir konu. Özellikle bir yakınını intihar sebebiyle kaybeden kişiler haklı olarak bu deneyimi çok ağır bir şekilde yaşayabilirler. Bir intihara doğrudan veya dolaylı olarak tanıklık etmek beraberinde öfke, suçluluk veya utanç gibi birçok zor duyguyu da getirebilir. Yaşanan ağır olsa da, bu ağırlığı kaldırmanın tek yolu kişinin yaşadıklarına dair konuşabilmesidir. Uzman klinik psikolog ve psikoterapist Ferhat Jak İçöz tam da bunu sağlamak adına, geride kalanların deneyimleri üzerine yazıyor. Bunun için de sizlerden gelen soruları elinden geldiğince açık ve net bir şekilde cevaplandırmaya çalıştı.

Yakın bir arkadaşım intihar etti. Nasıl oldu da onun bu raddeye geleceğini anlayamadım?

Maalesef etrafımızda olup biten her şeyi algılayamıyoruz, göremiyoruz; hele ki bu olup bitenler başkalarının iç dünyalarında olup bitiyor ve bizimle hiçbir şekilde paylaşılmıyorsa. Arkadaşınızın veya bir yakınınızın aslında ne kadar umutsuz hissettiğini ve hayattan vazgeçtiğini anlamak, çoğu zaman onlar intihar edene kadar mümkün olmayabilir. Lütfen bu konuda kendinize yüklenmeyin. Şöyle düşünmenizi öneririm; yakın arkadaşınız içinden geçtiği döneme dair sizi haberdar etmek isteseydi, intihara dair düşüncelerini sizinle paylaşırdı. Bununla beraber, intihara dair düşüncelerini, niyetini paylaşmayan kişilerin hem yaşadıklarını hem de kararlarını kendilerine sakladıklarını düşünmekteyiz. Kısacası, size herhangi bir şekilde müdahale edecek bir alan bırakmayan kendisi, anlayamayan siz değilsiniz. Bazen sarsıcı olaylarla karşı karşıya kaldığımızda, o kadar derinden yaralanırız, o kadar inanmak istemeyiz ki, geçmişe hemencecik dönüp olaylara müdahale ettiğimizi hayal edebiliriz. Örneğin aklınıza arkadaşınızın geçmişte size söylediği cümleler gelip, bunların birer mesaj olduğunu düşünüp bu mesajları aldığınızı ve duruma müdahale ettiğinizi hayal edebilirsiniz. Ancak unutmayın ki, arkadaşınız size hiç açıkça dile getirmedi. Yakın bir arkadaşınızın intiharının ardından kendinizi nasıl anlayamadığınız veya engelleyemediğiniz konusunda suçlu hissedebilirsiniz. Başta zor olsa da kendinize lütfen böyle bir konuda “suçlunun” olmadığını hatırlatın, ne siz ne de o suçlu değil.

Annem ben küçükken intihar etti. Üzerinden seneler geçmiş olmasına rağmen bunun için ona hâlâ öfkeliyim. Bu öfkem sizce bir gün geçecek mi?

Öncelikle çok zor bir deneyimin içinden geçiyorsunuz. Böylesine sarsıcı bir kaybın üzerine birbiriyle çelişen deneyimler yaşayabilirsiniz. Söylemesi kolay ama yapması hiç de kolay olmasa da bu çelişen duyguların, düşüncelerin, hislerin hepsine kulak vermeye çalışın ve onlara sahip çıkın. Sıklıkla bu duygulardan biri de yoğun bir öfke olabilir. İntihar etmiş bir yakını olanlar kendilerini, intihar eden kişi tarafından terk edilmiş hissederler. Bu terk ediliş, sanırım terk edilişlerin en derinidir, çünkü bir boyutta anneniz aranıza ölümü sokmuş oldu, kendini kavuşulması imkânsız bir konuma taşıdı. Sorunuzun cevabına gelecek olursam, evet, öfkeniz bir gün azalacak. Ama bunun için öncelikle öfkenize sahip çıkmanız, onu olduğu şekilde kabul etmeniz gerekiyor. Aslında öfkenize sahip çıkmak için de öfkenize iki ayrı yoldan yaklaşmanız lazım. Birincisi, bırakın öfkeli yanınız ne diyorsa desin, kendini ifade etsin. Öfkenizi yazıya dökün, ses kayıtları alın, kendi kendinize konuşun; sizi sakince dinleyecek yakınlarınıza ve arkadaşlarınıza öfkenize dair konuşun. Öfkeniz ifade buldukça dağılmaya, başka duygulara dönüşmeye başlayacaktır. Öfkenize yaklaşmanın ikinci yolu da burada devreye giriyor. Öfke, kendimizi çok güçlü hissettiğimiz bir duygudur. Bir şekilde sınırlarımız aşıldığında, hakkımız olan verilmediğinde, kısacası hâlâ yapılacak bir şey varken öfkeyle kalkıp, bir şeyler yapıp, hayatı kendimiz için daha adil hale getirmeye çalışırız. Ancak bazen de yapacak hiçbir şeyin kalmadığı durumlarda kendimizi çok öfkeli hissederken buluruz, tıpkı sizin annenize duyduğunuz öfkede olduğu gibi. Bu bize sanki hâlâ yapacak bir şeyler varmış hissi verir. Öfkelisiniz, çünkü muhtemelen kaybınıza şu an bu boyuttan ulaşabiliyorsunuz. Öfkeniz ifade bulup dağıldıkça, annenizi kaybetmeye dair diğer duygularınızı da yaşamaya başlayacaksınız; yas, hüzün, üzüntü, pişmanlık, suçluluk gibi. Kayıplarımızla yaşamayı ancak kaybımıza dair deneyimlediğimiz tüm duygulara ulaşabildiğimizde öğrenebiliyoruz.

İntihardan bahsederken neden sesimizi alçaltmak zorundaymışız gibi hissediyoruz? İntiharın bu kadar tabu olarak algılanması yasımızı paylaşmamıza engel oluyor.

Kesinlikle katılıyorum. Ancak bunun sebebini gerçek anlamıyla anlayabildiğimiz noktada yasımızı paylaşmanın ve tutmanın önündeki önemli bir engel kalkabilecektir. Öncelikle yas, tek başına tutulacak bir şey değildir. Yaslarımızı, diğerleriyle paylaşarak tutabiliriz. Bu açıdan sorunuzu çok değerli buldum. Bununla beraber intihar etmiş bir yakına sahip olmak, toplumun çoğu kesimince beraberinde damgalanma korkusunu da getirir. Bu görüşe göre, intihar etmiş bir yakınınız varsa, ailenize, arkadaş grubunuza ve en nihayetinde size dair de bir şeyler ters demektir. Tam da bu görüş nedeniyle, intihar eden bir yakına sahip olmak utanılacak ve hatta saklanması gereken bir şey haline gelir. Gerçeğin ise bununla uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. İntihar etmiş bir yakına sahip olmanın utanılacak hiçbir yanı yoktur. Öte yandan, hiç intihar etmiş yakını olmayanlar bile intihardan bahsederken tam da söylediğiniz gibi seslerini alçaltmaya meyil edebilirler. Bunun da sebebinin intiharı gizemli, korkulacak bir şey gibi görmeleridir diye düşünüyorum. Neredeyse yüksek sesle konuşulursa konuşanın başına gelecek bir lanetmiş gibi algılandığına sıklıkla rastladım. Tam aksine, intihar gayet iyi anlaşılmış bir seçim, bir davranıştır. Gizemli hiçbir yanı, lanet gibi başımıza musallat olacak hiçbir özelliği yoktur. Ancak toplumsal olarak rahat konuşamadığımız için gizemini korumaya devam ediyor olabilir.

Çocuğum yıllar önce intihar etti. Kendimi suçlamadan geçirdiğim bir gün yok. Bu duygu hayatım boyunca peşimi bırakmayacak gibi hissediyorum.

Yaşadıklarınız gerçekten çok zor olmalı. İntihar eden tam da çocuğunuz olduğu için suçlu ve sorumlu hissetmek, en yakın, en ulaşılabilir, en kolay hissettiğiniz hisler olabilirler. Bununla beraber çocuğunuzun intiharına dair daha çeşitli, daha çelişkili ve daha karmaşık hisleriniz de mevcuttur. İçinde olduğunuz duruma tüm karmaşıklığıyla temas edebildiğiniz takdirde yasınızı tutmaya başlayabileceksiniz. Ancak daha önce de belirttiğim gibi bu söylemesi kolay, yapması ise zorlu ve uzun sürecek bir süreç. Bu yazdığımın nasıl geleceğine dair riski üstlenerek, çocuğunuzun intiharında sorumluluğunuzun da olabileceğini not etmek durumundayım. Çocuğunuzun kaç yaşında olduğunu bilmiyorum ama yaşça daha küçük yakınlarımıza (çoğu zaman çocuklarımız oluyorlar ama yeğenler, kuzenler, torunlar da belki bu gruba dahil edilebilirler) karşı olan sorumluluğumuz, yetişkin yakınlarımıza olandan biraz daha fazladır. Bunları yazmamın amacı sizi kesinlikle suçlamak değil, lakin intiharda bir suçlu veya kurban yoktur. Ancak gerçeğe her boyutuyla temas edebildiğimiz noktada kısıldığımız yerden çıkabiliyoruz. Bu nedenle, duruma dair sorumluluğunuza olduğu kadar öfkenize, hüznünüze, üzüntünüze, acınıza ve kaybınıza temas edebildiğiniz sürece yasınızı tutabileceksiniz.

Aile geçmişimizde intihar eden biri var. Kendimi ne zaman kötü hissetsem aklıma o geliyor. Ben de bir gün aynı şeyi yapmaktan korkuyorum. Sanki bir aile laneti gibi hissediyorum.

Öncelikle intiharlar aile laneti değildir ama aile dinamiklerine dair önemli bir veridir. Bu korkunuzun ne kadar yerinde olup olmadığını ancak bir ruh sağlığı çalışanına danışarak öğrenebilirsiniz. Sadece sorunuzdan yola çıkarak size dair kesinlik içeren bir değerlendirme yapmam hatalı olacaktır. Ancak şu kadarını söylemekte fayda var; ailenizde intihar eden kişi psikiyatrik bir bozukluktan mustarip değildiyse ve kendi seçimiyle intihar ettiyse, çok daha az endişe edebilirsiniz. Psikiyatrik bir bozukluktan mustarip olmadığımız durumlarda, anlamadan ve seçmeden intihar etmeyiz. Böyle bir durumun söz konusu olmadığı kişiler, bir süreç içerisinde yavaş yavaş hayattan ümitlerini kaybederler, hayata dair yatırımlarını çekerler ve en nihayetinde bir seçim olarak intihara yönelirler. Bu gidişat dışarıdan anlaşılmasa da, intihar eden kişi ne yaptığının farkındadır. İntihar hepimiz için bir seçenek, ancak bir parça oyunun gidişatını beğenmeyip, tüm kartları ve taşları fırlatıp oyun masasını terk etmeye benziyor. Bazı ailelerde “masayı terk etmek” sık tekrar eden bir döngü olarak karşımıza çıkar. Bu tip ailelerde yeni nesiller kendilerinden önce gelen nesillerden intiharı bir hayatla başa çıkma yöntemi olarak öğrenebilirler. Ancak önemli olan oyunda, yani hayatta kalıp kendimize iyi gelen bir yaşam inşa etmektir (yine söylemesi kolay, yapması zaman ve emek isteyen bir cümle).

Son söz

Bütün bu sorulara yanıt verdikten sonra altını çizerek not etmek isterim ki intihara doğrudan veya dolaylı olarak tanıklık etmek, intihar nedeniyle birini kaybetmek, her koşul altında zorlu ve derinden yaralayan bir deneyimdir. Zorlu olmasının sebebi tam da bahsettiğim üzere beraberinde çok karmaşık, çok katmanlı bir duygular silsilesi getirmesidir. Bu nedenle bu sorularda veya cevaplarında kendinize yakın bir şeyler bulduysanız veya bu yazıyı okumak iyi gelmediyse, en kısa zamanda güvenilir bir ruh sağlığı çalışanına başvurmanızı öneririm.

 

 

Önceki Yazılar

TUTKU BİTTİKTEN SONRA NE YAPILMALI?

Sonraki Yazılar

RÜYA VE BEYİN ARASINDAKİ İLİŞKİ