kararsızaşk anasayfa

GERÇEKTEN SEVMEK İSTİYOR MUYUZ?

 

 


Aşk, seni o kadar çok seviyorum ki… Peki, bundan emin miyiz? Duygusal bağı duygusal bağımlılık olarak gören bir toplumda hala âşık olmaya, diğerinin sınırlarımıza girmesine izin vermeye, kendimizi “unutmaya” hazır mıyız?

Kimi haftada en az üç gece dışarı çıkıyor; aşkları bazen birkaç hafta, bazense birkaç ay sürüyor. “Yoruluyorum ve çok kısa süre sonra boğuluyorum” diyorlar. Kimiyse çok sık âşık olmuyor, o yüzden de endişelenmiyor. “Yalnızken kendimi iyi hissediyorum ve zaten aşk için zamanım yok” cümlesi size de tanıdık geldi mi? Çünkü iş hayatı, arkadaş gezmeleri ve pilates dersleri arasında aşka çok da yer kalmıyor. 35 yaşındaki Hande de böyle mutlu olduğunu söylüyor. Türkiye’nin medeni durum haritasına baktığımızda, 2015 yılında yaklaşık 21 milyon bekâr bulunduğunu görüyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre bunlardan 16 milyonu hiç evlenmeyenlerden oluşuyor, diğerleri ise boşanmış ya da eşini kaybetmiş. Durumlarını kabul edenlerin sayısı ise gittikçe artıyor ve çevrelerindeki kişilerin onlara imrendiklerini söylüyorlar. “Evli arkadaşlarım zamanlarını yükümlülükleri hakkında şikâyet ederek geçiriyorlar. Benim özgürlüğümü kıskanıyorlar. Çift hayatının ve aşkın benim jenerasyonumun istediği idealleri temsil etmeye devam ettiğinden o kadar da emin değilim. Kendimle ilgili yeterli derecede uğraşım var. Yani bir de ek olarak bir başkasına ihtiyacım yok.” diyerek yalnızlığından memnuniyetini dile getiriyor, 40 yaşındaki Neslihan.

KAÇINILMAZ BİR HİS
Bu tutumlar kişinin kendine odaklı olduğu . “Potansiyelinizi ortaya çıkarın”, “en iyisi olun”, “kim olduğunuzu bulun”, “kendinizle yakınlaşın!” gibi çağdaş söylemlerle mükemmel bir uyum içinde. Bununla birlikte, bu yönde hareket etmek tanışmaları kolaylaştırmıyor, çünkü “Âşık olmak; savunmayı düşürmek, kendiyle ilgilenmeyi bırakmak ve diğerinin iç dünyamızın merkezi olmasını kabul etmek anlamına geliyor” diyor Psikiyatr ve Psikanalist Patrick Lambouley. Duygunun ortaya çıkabilmesi için, kendimizden ayrılmamız ve dünyamızın diğeriyle dolmasına izin vermemiz gerekiyor. “O ne yapıyor? Ne düşünüyor? Nerede?”… Bunlar kendimize odaklıyken sorulması imkânsız sorular. Ayrıca, en iyisi olmamız gerektiğinin sürekli öne çıkarıldığı bir dünyada egemenliğimizi kaybetmeyi nasıl kabul edebiliriz? Bazıları için âşık oldukları kişi tarafından reddedilme riskine girmek mümkün değil. Bir diğerine bağımlı olmaktan, unutulmaktan ve küçük görülmekten o kadar korkarlar ki âşık olmak yerine sevilmeyi tercih ederler. Aşk onlara tehlikeli bir duygu gibi görünür. Bu yüzden vazgeçmeyi tercih ederler ve bu durumu başka şeylerle telafi etmeye çalışırlar. Örneğin, iş hayatına yatırım yaparlar ya da hiyerarşide üst sıralara tırmanırlar… Bu durumda artık kalplerimizin donduğunu söyleyebilir miyiz? Tam olarak değil, sinyaller çelişkili. “Ruh eşi” piyasası yükselişte! Tanışma siteleri, sosyal ağlar, bekârlar arasında iş çıkışı kokteylleri, hızlı tanışma seansları… Psikologlara göre, divandaki monologların önemli bir kısmını yalnızlık ve ruh ikizi arayışı oluşturuyor. Eğer acı ve hayal kırıklığı varsa bunun sebebi en başta hepimizin sevmek ve sevilmek için var olması. Psikanalist Pauline Prost, bu noktada “yapısal olarak eksik” olduğumuzu söylüyor. “Doğası gereği insanın hayatta kalmak için doğumdan itibaren diğerine ihtiyacı var.” İyi beslenmiş ve bakılmış olsa bile yeni doğmuş bir bebeğin sevgi almadan ve vermeden hayatta kalamadığını birçok deney ortaya koydu. Ancak aşırılıklara dikkat! Prost’a göre, çocuklara aşırı duygusal yatırım yapmak, gelecekteki sevme kapasitesinin gelişiminde tahribat oluşturabilir. “Bazı yetişkinler çocukluklarında o kadar sevgiyle şımartılmıştır ki kendilerinde âşık olmaya izin veren bir eksiklik, içsel boşluk hissi bulunmamaktadır. Ebeveynleri onlara kendilerini o kadar çok adamışlar, o kadar haz ve tatmin içerisinde yüzdürmüşlerdir ki sonrasında duyguya kapılarını kapatırlar.” Erol 38 yaşında ve “avlanmaya” çıktığını söylüyor. En az haftada bir kere. “Esmer, sarışın, kumral… Tinder’da tanışıyorum veya barda.” Ama bazı akşamlar “onlarsız olmak” istiyor. Yorulmuş ve biraz tadı kaçmış. “Giderek daha sık isimlerini karıştırıyorum. Her şey çok karışık. Bazen hepsinin birbirine benzediğini ve hep aynı şeyin olduğunu düşünüyorum.” Parti sonraları sabaha karşı evine yalnız dönmekten bıktığını, âşık olmak ve “farklı birini” bulmak istediğini ancak bunun gerçekleşmediğini söylüyor. Psikiyatr ve Psikanalist Didier Lauru, birçok danışanın boşluk fikrine katlanamadığını gözlemlemiş. “İnternet ve partiler bir gecelik ilişkileri kolaylaştırıyor. Ancak ilişkileri temelde cinsel ve tüketici bir mantıkla bağdaştırdığımız andan itibaren, sevgi şansı sıfırdır, çünkü duygular için hiçbir yer kalmamıştır.” Âşık olmak için boşluk devrelerine, yalnız ve melankolik dönemlere, “gri”, üzgün, sıkıcı bölümlere ihtiyaç vardır. Ayrıca sürekli bir insandan diğerine geçenlerin ve düşüncelerini, günlerini çılgınca meşgul edenlerin bu duyguyu deneyimlemeleri oldukça zor.

İNATÇI MİTLER
“Genel fikir, aşkın cinsel uyumda zafere ulaştığı, bunun mutluluğun ufku olduğu düşüncesidir. Ancak bu her gün seanslarda yalanlandığını gördüğüm sahte bir kanıt” diyor Pauline Prost. Arzu ve duygu düzensizce birleşir. Toplumlardaki evrime ve cinsel özgürleşmeye rağmen bazıları hâlâ sevgi ve cinselliği birbirine bağlayamıyor. Prost’un açıkladığı gibi, “Aşk ve sevginin ortak noktası eksikliktir, arzu amacını bilmemesiyle onlardan ayrılır. Arzu başıboş dolaşır. Aşkın işleyişi bize diğerinin arzu nesnemiz olduğuna inanmamızı sağlar”. Başka bir deyişle arzu ok, aşk ise hedeftir. Psikanalist Prost, bu hedefin hareketli olduğunu savunuyor, çünkü eksikliğini duyduğumuz ve aradığımız obje artık yoktur. Bebeklikte var olmuş bu obje, annemizin göğsü, kolları, gözümüzün içine bakan gözleridir. Çocukluğun bu ilk dönemini bize anımsatan ve bizi ters yüz edense, bir işaret veya fiziksel özellik sayesinde âşık olduğumuzda arzu nesnesini tekrardan bulduğumuza inanmamızdır. Ancak fantezilerin yıkılmasıyla birlikte ilk etapta birleşmiş sevgi ve arzu birbirinden ayrılır. Sonrasında bazıları çok hızlı bir şekilde yanıldıklarını, diğerinin kendileri için doğru erkek ya da kadın olmadığını söyler. Fantezi düşüşünü kabul etmekten çok partner değiştirmeyi tercih ederler. Psikoterapist ve Filozof Nicole Prieur’e göre, tanışmalarda ideal aşk arayışı bir saplantı haline gelmiş bulunuyor ve rasyonalize edildiği kadar da tahribata sebep oluyor. “Aşkın bir evlilikte pastanın üzerindeki ‘kiraz’ olduğu dönemde, aşk halini -yakışıklı prensi, güzel prensesi- rüyalardaki gibi, yani daha çok gerçekdışına, erişilmez bir dünyaya ait bir şey gibi bekliyorduk. Bugünse, aşk iki kişi arasındaki tanışmada en önemli nokta, hatta temeli ve asılsız koşulu olarak ortaya koyuluyor. Aşk hali sadece somutlaşması gereken bir gerçek değil, aynı zamanda danışanlarımın mutlaka ulaşmak istediği bir ideal. Ve gerçek bir şartname hazırlıyorlar: ‘Gözleri böyle, gülüşü ise şöyle olmalı, işte o zaman gözlerimden kelebekler uçacak…’ Oysaki kelebekler tam olarak ne beklediğimizi bilmediğimiz zaman, tahmin edilemez olandan ortaya çıkarlar.” Burada anlaşmazlık, aşkın tesadüf ve sürpriz yanının, küçük psişik düzenimizi rahatsız edecek her şeyin reddinden de kaynaklanıyor. Kuşkusuz, umutsuzca diğeriyle bir olma serabındayız, füzyonel bir illüzyon, psikolojik ve bedensel birlik arıyoruz, ancak kendimizi güvende olduğumuz alanlarda çok sarsmamak koşuluyla. Küçük konforlardan feragat etmeyi kabul etmeden aşkla karşılaşmak imkânsızdır. Sonuç olaraksa, “Günümüzde bilinçli ya da bilinçsiz olarak, âşık olmamızı engelleyebilir miyiz?” sorusuna, psikiyatr ve psikanalistlerin hepsi üzücü bir şekilde “Evet” cevabını veriyor.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

KAYGIDAN NASIL KURTULURSUNUZ?

Sonraki Yazılar

SİZE KÖTÜ BİR HABERİMİZ VAR. FOMO OLDUNUZ!