genc-issizligi

GENÇ İŞSİZLİĞİ

 

 

Sağlıklı insan, anlamlı bir üretimi olan ve başka insanlarla yakın bağ kuran kişidir. İş, insana sadece hayatını devam ettirmek için ekonomik güvence sağlamaz, aynı zamanda kimlik ve itibar kazandırır, bağ kurma ve kendini geliştirme imkânı verir. Hayattaki varlık sebebiyle yaptığı iş arasında köprü kuran kişiler anlamlı bir hayat yaşarlar. İnsanın yaptığı işten aldığı zevk, o işten kazandığı parayı harcarken aldığı zevkten fazlaysa yaşam doyumu yüksek olur.

TÜİK verilerine göre, 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde Türkiye’de toplam işgücünün %55’i çok düşük eğitim düzeyindedir. Yüksek eğitim ve fakülte mezunları arasında işsizlik %12.5 oranındadır ve bu grup içinde kadın işsizliği daha yüksektir. Diğer taraftan, 15-29 yaş arasındaki grup içinde “ne eğitimde ne işte ve ne de yetiştirmede” (NEİY) olanların sayısı 4 milyon 520 bindir. Türkiye’de resmi işsiz oranı %11.6, bu yaş grubunun içindeyse %22.3 düzeyindedir. Sosyologların “sosyal moloz” adını verdikleri bu kitle kırgın, küskün, akla ve pozitif bilime isyan eden, hamasetle beslenen bir gruptur ve ülkenin geleceği için büyük tehlike oluşturur. Bunun nedeni, rekabet ederek kendini geliştirmek yerine ilişki kullanarak, torpil arayarak öne geçmeye ve “hakkı olmayanı almaya hakkının olduğuna” inanmasıdır.

Özel üniversitelerin açtıkları kontenjanlarla yüksek eğitim görenlerin sayısında büyük artış oldu. Gerek kamu, gerek özel vakıf üniversitelerinin önemli bir bölümü son derece düşük nitelikte eğitim verirken, öğrencilerin büyük bölümü de öğrenmek ve gelişmek konusunda heyecan ve istek duymak yerine diploma sahibi olmayı tercih ediyor. Bu nedenle de, bu grupta yer alan gençlerin büyük bölümü hayata atılmayı erteliyor ve unvan kazanmak için ailelerinin bütçelerini de zorlayarak eğitime devam ediyor. Gençlerin diploma aldıktan sonra bekledikleri, eğitimlerine uygun bir işin kendilerine sunulmasıdır. Ancak hayatta kullanacakları hiçbir becerisi olmayan bu gençlere, diploma ne iş garantisi ne de statü sağlar. Bunun sonucunda çok sayıda genç haksızlığa uğradığı duygusunu yaşar.

Devletin açtığı kadrolara, kadronun sayısıyla orantılı olmayan sayıda başvuru oluyor. Diğer taraftan, hayatını devlet memuru olarak sürdürenlerin yaşam doyumlarının yüksek olmadığı bilinen bir gerçek. Devletin gençlere doğrudan iş sağlaması değil, iş kurmayı kolaylaştırması, genç girişimcilere kredi sağlayarak teşvik etmek gibi ülkede iş alanlarını genişletmesi beklenir.

2019-2020 öğretim yılında en yüksek üç kontenjan ilahiyat, siyaset bilimi ve kamu yönetimi ile hukuktur. Erhan Erkut hocanın tespitiyle, “Tüm dünya endüstri 4.0’ı konuşurken, ülkemizde en popüler üç üniversite programının bu sıralananlar olması çok düşündürücü bir durumdur”.

Gençler bir ülkenin umududur ve ülkenin geleceğini temsil ederler. Genç işsizliğinin yüksek olması iş piyasasında sunulan ücretin de çok düşük olmasına neden olur. Bu durum gençlerin işle ilgili yabancılaşma ve anlamsızlık duygusu yaşamasına neden olur. Çünkü ülkenin geleceğinde yer almak için sadece üniversite diplomasına sahip olmak yetmiyor.

İş hayatının içinde olan bir kişi olarak gençlere söyleyeceğim şudur: Birden fazla ciddi staj yapan, sektörü tanıyan, kendi imkânlarıyla dünyayı tanıma girişiminde bulunan, doğrudan ihtiyaç duymadığı sertifikalar alan, öğrenci kulüplerinde aktif görev yapan ve sivil toplum örgütlerinde hizmet edenlerin iş bulma şansı yüksektir.

PROF. DR. ACAR BALTAŞ (Klinik nörofizyoloji alanında tıp bilimleri doktoru, psikolog ve akademisyen kimliğine ek olarak kurumsal psikolojik danışmanlık alanında öncü.)

 

 

Önceki Yazılar

ANKSİYETE RAHATSIZ EDİCİ BİR HASTALIK

Sonraki Yazılar

GESTALT TERAPİSİ