film-onerisi-roma (1)

FİLM ÖNERİSİ: ROMA

 

 

Psikoterapist Tuğba Kocaefe, Roma filmini neden izlememiz gerektiğini üç maddede anlatıyor.

Yansıma. Film, Meksiko kentinin bir semti olan Roma’da geçiyor. 1971 yılı Meksika’sının siyasi ve toplumsal atmosferini kendi anıları çerçevesinden anlatan yönetmen, yansımaları hem somut hem de soyut olarak çokça kullanıyor. Cuarón’un bakıcısı Libo’ya adanan filmde, Libo’nun yansıması olan Cleo’yu izliyoruz. Birçok sahnede Cleo’nun yüzünü eşyaların yansımasında görürken, arkadan evin hanımı Sofi’nin sesini duyuyoruz. Köpek pisliğiyle kaplı garajın temizlenmesiyle, suyun yansımasında uçağın geçişini ve bir kadın öğrencinin kucağında devlet tarafından katledilen arkadaşını izlerken, bir sahne sonrasında anneanne Teresa’nın kucağında acılar içinde Cleo’yu seyrediyoruz. Yerle göğün, pislikle temizliğin, hizmetçiyle ev hanımının, mağrurla mağdurun ve süperegoyla idin iç içe olduğunu, aslında aynı olduklarını yani aynı amaca hizmet ettiklerini anlıyoruz.

Sıkışma. Filmde, somut olarak sıkışma ve boğulma sahneleri önemli bir yer kaplıyor. Dışarıdan gelen “Amerikan marka” arabanın garaja, hep dışarıda olan evin babası tarafından “zar zor” sığdırılmaya çalışılması filmin önemli sahnelerinden. Dışarısı zorla içeriye giriyor sanki. Başka bir sahnede, sevişmek yerini hemen dövüşmeye bırakıyor. Eril olan katlederek, taciz ederek, yıkarak içeriye giriyor. Tüm bunların karşısında, içeride olan, içe alan ama tahrip edilmiş dişil, kendine alan açmak için aynı yola başvuruyor: Sofi’yi eşinin arabasını zorla iki kamyonun arasına sıkıştırmaya çalışırken izliyoruz.

Ölüm/kayıp. Kayıp, ölüm ve hatta katliam net bir şekilde izleyiciye sunuluyor. Ailenin babasının manevi kaybı, sevgilinin kaybı, doğumun ve yaratıcılığın kaybı, adaletin kaybı… Yönetmen, sekanslarda bu kayıpları tüm çıplaklığıyla göstermek istiyor, bize de bu kayıpların perdesindeki duygularla yüzleşmek kalıyor. Filmdeki kadınların kayıplara terk edilmesi gibi, biz de bu duygulara terk ediliyoruz. Yas perdesinde çoğu duygu alevleniyor, fakat en kuvvetlisinin “öfke” olduğunu görebiliyoruz. Olayları çıplaklığıyla izlerken hem öfke duyuyoruz hem de hiç beklemediğimiz anda Cleo’nun “İstemedim” sözcüğüyle sessizliğin altındaki öfkeyi görüyoruz

 

 

Önceki Yazılar

DEĞİŞİME NEDEN DİRENİYORUZ?

Sonraki Yazılar

YENİ İNSANLARLA TANIŞIN!