Psychologies http://www.psychologies.com.tr Thu, 09 Apr 2020 08:00:52 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.4 http://www.psychologies.com.tr/wp-content/uploads/2017/03/cropped-32-32x32.png Psychologies http://www.psychologies.com.tr 32 32 Hayatı Bütünüyle Sevmenin Yolları http://www.psychologies.com.tr/hayati-sevmenin-yollari/ Thu, 09 Apr 2020 07:26:26 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=9993 Yaşamın tadını çıkarmak her zaman kolay değil, özellikle de bize güzel sürprizler yapmadığında. Oysa hayatımızın tekilliğinin ve geçiciliğinin bilincine vararak, onu bütünüyle sevmeye başlayabiliriz. Bizden ve hayattan keyif alma becerimizden bahseden sihirli bir hikâye: Hayali bir ülke olan Krakozhia’dan gelen Viktor Navorski, kendini bir gün New York’taki JFK Uluslararası Havaalanı’nın transit alanında sıkışmış bulur. Tutuklanmasının kesin nedenlerini ve >>>

The post Hayatı Bütünüyle Sevmenin Yolları appeared first on Psychologies.

]]>
Yaşamın tadını çıkarmak her zaman kolay değil, özellikle de bize güzel sürprizler yapmadığında. Oysa hayatımızın tekilliğinin ve geçiciliğinin bilincine vararak, onu bütünüyle sevmeye başlayabiliriz.

Bizden ve hayattan keyif alma becerimizden bahseden sihirli bir hikâye: Hayali bir ülke olan Krakozhia’dan gelen Viktor Navorski, kendini bir gün New York’taki JFK Uluslararası Havaalanı’nın transit alanında sıkışmış bulur. Tutuklanmasının kesin nedenlerini ve onu bu durumdan kimin, ne zaman çıkarabileceğini bilmemektedir. Ona tahsis edilen alanda kalmak, kendi başına oranın dilini öğrenmek, beslenmek gibi zorluklarla karşı karşıyadır. Özgürlüğü ise, bu yerde yaşamak için elinden geleni yapmak olacaktır. Bu neredeyse Kafkaesk olan evrende, Navorski yavaş yavaş harika bir varoluş inşa eder: Araftaki diğerleriyle derin dostluk bağları kuracak, havaalanındaki şantiyeden bir iş kapacak ve bir kadını sevecektir. Cesaret, irade ve gözlem (etrafını saran dünyayı izleyerek ve onu çözmeye çalışarak çok zaman geçirir) sayesinde, absürt bir duruma düşen bu kahraman dolu dolu, mutlu ve ilham verici bir hayat yaşar.

Gerçek bir hikâyeden alınan ve Steven Spielberg tarafından beyazperdeye aktarılan “Terminal” (2004) filmindeki bu kahramanın yolculuğu, durumumuzun bir metaforudur. Viktor gibi, bilinmeyen bir zaman ve sebeplerle dünyaya fırlatıldık ve bununla başa çıkmak zorundayız.

Bazı insanlar, bu oyunu şaşırtıcı bir kolaylıkla, güzel bir enerjiyle ve durmadan yenilenen bir yaşam iştahıyla oynuyor gibi görünür, sorgulamazlar. Bazıları içinse zorlukların üstesinden gelmek daha zordur. Kendi hayatını sevmenin hazır bir formülü olmasa da, acaba bizi oraya hangi yollar ulaştırabilir?

Zorluklar ve tekillikler

Bir beden, bir doğum yeri, bir meslek… Antik Yunanlıların, dünya düzenini koruyan kader tanrıçaları Mireler’e insanların hayatına iyilik ve kötülükleri dağıtma rolünü atfetmeleri gibi, her birimizin “verilmiş” bir hikâyesi var. Ancak, doğduğumuzda, oyunun başında sahip olduğumuz kartlar ve sonrasında herkese gönderilen imtihanlar ve fırsatlar hiç de eşit olarak dağıtılmıyor.

Sonuçta hiç kimse “zengin, güzel ve sağlıklı olmaktansa; fakir, çirkin ve hasta olmayı” tercih etmez. Doğruya doğru.

Oysa maddi veya fiziksel koşullar, yaşamaktan mutlu olma yeteneğini garanti etmiyor. Psikoterapistler, onlara rahatsızlıklarını anlatanların nezdinde bunu her gün doğrulama fırsatı buluyorlar. Varlıklı hatta mal-mülk, rahatlık ve güvenlik bolluğu olan toplumlarda, depresyon oranının son 50 yılda tehlikeli bir şekilde arttığının görülmesi de bunun bir kanıtı değil mi? Bize her zaman uymayan ideal kriterleri kendilerine norm belirlemiş kusursuz hayatlardan çok uzakta, bir de bizimki var. Ancak, hayatın hem kıymetini bilmenin hem de tadını çıkarmanın sırrı, kendine özgü tatlarının ve pürüzlerinin farkına varmakta saklı. Peki, bu kusurları ve bize verilmiş hikâyeyi tam da kendimizi gerçekleştirmek için dayanabileceğimiz destek noktalarına dönüştürebilsek, nasıl olurdu?

Kabul yolu

Antik Yunan filozofları, Nietzsche veya Swâmi Prajnänpad gibi Hint bilgeleri, kaçınılmaz bir ilk adım olduğunu düşünürler: Gerçeği tamamen kabul etmek ve olanla yetinmek. Herhangi bir pes etme içermeyen bu görüş sayesinde, bizim elimizde olanlarla bize bağlı olmayanları ayırt etme kapasitemizi artırabiliriz; “Hayatımın aşkıyla karşılaşmadım ama harika arkadaşlara sahibim” veya “Üniversiteye giremedim ama kendi şirketim var” ifadelerinde olduğu gibi.

İşte tam da burada büyük bir paradoks mevcut. Sınırlarımızı bilmek, bize belli bir özgürlük kazandırır, çünkü o zaman, hayatımızı daha iyi hale getirmek için hâlâ mümkün olan değişiklikleri ve kararları belirleyebiliriz. Başka bir varoluşu hayal etmek veya fantezisini kurmak ise, çoğunlukla kendine ket vurmaya sebep olur ve hareketsizliğe mahkûm eder. Bir başka deyişle, hayatını hayal etmektense, hayallerini yaşamak daha iyidir.

Zamanın öğretileri

Hayatınızı sevmek için izlenecek bir diğer doğru yol ise, onun kırılgan ve değerli olduğunun farkına varmanızdır. Çocukluk çağında ve dahası ergenlikte, bize verilen zaman sınırsız ve sonsuz, yaşam enerjisi ise tükenmez görünür. Bazıları kendini bu “yaşam kapitalini” israf ederken bulur. Bu yıllar aşırılıklar, riskli davranışlar ve büyük savurganlıklar dönemi olarak yaşanabilir.

Bir gün, yolun ortasında, ölümün sadece diğerlerinin başına gelmediğinin farkındalığı doğar. Genetikçi Albert Jacquard, “Hayattan tekrar zevk almak, zaman ırmağına geri dönmektir. Ailevi kutlamalara dönüşen doğum günlerinden ziyade, mevsimlerin dönüşümü ve sıklıkla kışın, soğuğun, rüzgârın geri dönüşü, zamanın bize çizdiği sınırların farkına varmamızı sağlar” der.

O zaman hayatı sevmek, tıpkı bir çocukla yaptığımız gibi, onunla ilgilenmek değil midir? Kalan zamanımızın farkındalığı bizi ilerlemeye doğru iten bir motora dönüşür ve bazı seçimler artık kaçınılmaz olur. Hayatımızda istemediklerimizi değiştirmek için kendini dayatan kararları sonunda alırız; terapiye başlamak, mesleki danışmanlık almak gibi…

Şimdiki zamanda var olmak

Şimdiki zamanı tatmak ve ondan gerçekten faydalanmak, istediklerine sahip olamama kırgınlığı ve ideal bir hayata dair öngörüler sona erdiğinde mümkün olur. Varoluş o zaman kendini yakalanacak veya reddedilecek bir fırsatlar silsilesi olarak sunar: Şu ilanıaşkın vakti şimdidir, çünkü yarın belki diğeri bu kadar yakın olmayacaktır; iş değiştirmek için ihtiyacınız olan şu eğitimin de…

Böylece hayatın bize dayattığı zorluklar içerisinde, özgürlük ve nefes anlarına yer açabiliriz. Psikanalist Jacques Arènes, “Özne, tabii ki de varoluş nehrinin yatağını, sihirli bir şekilde, akışın güçlü ve zorlu olduğu noktalarda değiştiremez, ancak gün geçtikçe bir tanıdıklık ve gizli bir ortaklık hissi içerisinde belirlenen yolu derinden izleyebilir” diyor.

Önemli bir geçiş yapmaya ne dersiniz? Sıklıkla dış koşullara bağlı olan “hayatını sevmek” tutumundan, sadece “yaşamayı sevmeye” geçmek. Farklı bakış açılarına rağmen, varoluşun mayasını tadabilmek ve sevmeyi bilerek yaşayabilmek önemlidir: Macera, belirsizlik, iyi ve kötü sürprizler ve hatta zorluklar, bu varoluş hissini korumak için sürdürülen mücadeleler. Viktor Navorski için olduğu gibi, varılacak hedef veya amaç önemli değildir, heyecan verici olan yolculuğun kendisidir.

The post Hayatı Bütünüyle Sevmenin Yolları appeared first on Psychologies.

]]>
Hata Yapmak Nedir? Hatalar İnsana Neler Öğretir? http://www.psychologies.com.tr/hata-yapmak-nedir-hatalar-insana-neler-ogretir/ Thu, 09 Apr 2020 06:52:32 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=11649 “İnsan potansiyelini konfor alanının dışına çıkarak anlayabilir” Nedir hata yapmak? Yapılan hatalar kendine ve yaşama dair neler öğretir insana? Psikolog ve yazar Prof. Dr. Acar Baltaş hataların yaşamımıza beklenmedik katkılarını anlatıyor. Bazı insanlar, “Hayatta bazı hatalarım oldu” der. Oysa hayatın bir kullanma kılavuzu yoktur. Bu doğrultuda, “hayatta hata yapmak”tan bahsedilebilir mi? Hayatta hata yapmamak söz konusu değildir. Hata >>>

The post Hata Yapmak Nedir? Hatalar İnsana Neler Öğretir? appeared first on Psychologies.

]]>
“İnsan potansiyelini konfor alanının dışına çıkarak anlayabilir”

Nedir hata yapmak? Yapılan hatalar kendine ve yaşama dair neler öğretir insana? Psikolog ve yazar Prof. Dr. Acar Baltaş hataların yaşamımıza beklenmedik katkılarını anlatıyor.

Bazı insanlar, “Hayatta bazı hatalarım oldu” der. Oysa hayatın bir kullanma kılavuzu yoktur. Bu doğrultuda, “hayatta hata yapmak”tan bahsedilebilir mi?

Hayatta hata yapmamak söz konusu değildir. Hata yapmadan insanın potansiyelinin sınırlarını tanıması mümkün olmaz. “Ben hayatımda hiç hata yapmadım” diyenler konfor alanının dışına çıkmamış insanlardır. “Pişmanlığım yok” diyenlerse kendilerine karşı dürüst davranmamıştır. Hayal kırıklığı ve pişmanlık insanı hatası üzerine düşünmeye yönlendirir ve yapmış olduğu hatayı öğrenme fırsatına çevirmek için eşsiz bir imkân sunar. Hayal kırıklığının önemli bir yararı da kişinin gerçekleştiremeyeceği hayal ve hedeflerinin arkasında zaman kaybetmesini önlemesi, daha gerçekçi beklentiler oluşturabilmesidir.

Bir kişi yaptığı bir hatayı “deneyimden öğrenme fırsatı” olarak görürken, bir diğeri “başarısızlık” olarak değerlendirebiliyor. Bu farklılık nereden kaynaklanıyor?

İnsanı geliştiren hatalar ve başarısızlıklardır. Önemli olan, istemediği türde sonuca ulaşan insanın, “Ben bundan ne öğrendim?” sorusunu sormasıdır. Büyük çoğunlukla başarıyla zehirlenmiş bir kuşak yetişiyor. İnsanlar başarılı olurlarsa değerli olacaklarına inandıkları için, başarısızlık bir değersizlik ve felaket olarak algılanıyor. Başarısızlığı değersizlik olarak kabul edenlerin, başkalarını veya dışlarındaki koşulları suçlamaları sebebiyle olumsuz deneyimlerinden ders çıkarmaları da mümkün olmuyor.

Nietzsche’ye ait olan, günümüzde popüler kültür tarafından benimsenmiş “Seni öldürmeyen güçlendirir” sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Hatalar insanı güçlendirir mi?

Başarı konusunda anahtar özyeterliliktir. İnsanların özyeterlilik sahibi olmasının yolu düşmek, kalkmak, yeniden denemek, yardım istemekten geçer ve soruna farklı bir açıdan yaklaşarak yapılan mücadele sonucunda kazanılır. Hiç şüphesiz hataların niteliği önemlidir. Gençlerin yapabileceği ve hayatlarını gölgeleyecek hatalar, uygun olmayan maddelere bağlanmak ve ergenlik döneminde çocuk sahibi olmaktır.

Ders çıkarılan hatalar insanı olgunlaştırır ve sağlıklı bir ego gelişimini destekler. Bu sayede, kişi hayatı zorluklarıyla kabul ederek daha rahat kucaklar ve çevresindekilerin başvurduğu bilgece bir derinlik kazanır.

İnsanlar “yanlış” evlilik yapmaktan, “yanlış” mesleği seçmekten korkabiliyor. Oysa insanın bu alandaki tercihlerini, zaman alsa da, değiştirme hakkı ve şansı vardır. Neden “kalıcı” görülebiliyorlar?

İnsan hayatında iki önemli karar verir. Birincisi, mesleğini seçmektir; çünkü meslek seçimi gerçekte hayat biçimini seçmektir. İkincisiyse, hayat arkadaşını seçmektir. Birinci kararı ailenin ve çevrenin “başkaları ne diyor” düşüncesinin etkisinde kalmadan vermek önemlidir. İkinci kararı da duygusal ve cinsel çekimin zirveye çıktığı sırada, hormonların etkisinde kalmadan vermek uygundur. Çünkü bu alanlarda yapılan hataların telafisi mümkün, fakat maliyetlidir.

1921 yılında Stanford Üniversitesi psikologlarından Levis Terman’ın başlattığı, sonrasında Howard Friedman’ın sürdürdüğü, katılımcıların çocukluktan yetişkinlik dönemlerine takip edildiği uzun süreli bir araştırma yapılmıştır. Araştırmanın ortaya koyduğu önemli bir bilgi, kişilik ve meslek uyumunun uzun yaşamı garanti etmediği oldu. Terman grubunun birçok üyesi ideallerinde olmayan işleri yapmışlar ve buna rağmen başarılı olmuş ve doyumlu bir hayat yaşamışlardır. Buna karşılık, mükemmel bir meslek edinenlerden bazıları mesleklerinin zorlukları nedeniyle sağlıksız davranışlar geliştirdikleri için sağlıklarını riske atmışlardır. Anlam duygusu buldukları, önemli saydıkları bir işte çalışanlar, hayatın ve işin kolayına kaçan, baskıdan uzak duranlara kıyasla verimli ve başarılı olur, sağlıklı ve uzun yaşarlar. Dolayısıyla, mesleki kararları yalnızca doğru-yanlış ekseninde yorumlamaktansa, insanın yaptığı işle kendinden daha büyük bir amaca hizmet ettiği inancını ne ölçüde yaşadığını sorgulaması önemlidir.

Peki ya eş seçiminde?

Eş seçimindeyse en büyük yanılgılardan birisi, insanların belirli özelliklere başkalarından daha çok değer verdiklerine inanmalarıdır. Müstakbel partnerlerinde hangi özellikleri aradıkları sorulduğunda; kibarlık, duyarlılık, sevecenlik, kollayıcılık gibi genel özellikler ağır basar. Bu beyanlarda bulunanlar, kendilerinin bu tercihlerinde özel olduklarını düşünürler. Oysa bu arayış neredeyse dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.

Kadın-erkek ilişkileri konusunda uzman sosyal psikoloji profesörü Eli J. Finkel, %56’sının romantik ilişkiler sürdürdüğü 41 yaş ortalamasına sahip bir grup üzerinde bir araştırma yaptı. Sonucunda, kişilerin beyanlarıyla yaptıkları seçimler arasındaki ilişkinin zayıf olduğu ortaya çıktı. Birçok beyanda sözü geçen kimyasal uyumun sadece sözde kaldığı anlaşıldı. Sözlü beyanlar, kişinin kahvesini şekerli mi, sade mi tercih ettiğini söylediği durumlarda geçerlidir. Ancak bu ön beyanlar partner seçimi gibi hormonların harekete geçirdiği duygu dünyasında fazla değer taşımaz.

Aileye gelirsek, anne-babalar kendi yaptıkları hatalardan çocuklarını korumak istiyorlar, bu sebeple hayatlarını yönlendirebiliyor ve fazla koruyucu davranabiliyorlar.

Bugün anne-babalar her yerde “iyi ebeveynlik” konusunda bilgi bombardımanı altında kalırken, çocukları da evin içinde ve dışında uyaran yağmuru altında yaşıyor ve bu durum çocuk yetiştirmeyi olması gerektiğinden daha karmaşık hale getiriyor. Bunun sonucunda anne-babalar yanlış yapmamak adına çocuklarının hayatına çok fazla karışıyorlar. Çocukların yaptığı her davranışa “yapma”, yapmadığı her davranışa da “yap” diyerek onları mükemmel birey yapabileceklerine inanıyorlar. Bu tutumun altında sevgi ve korku gibi birbirinin içine geçmiş iki duygu yatıyor. Çocuklarının başarılı olamayacağı korkusu onlara duyulan sevgiyle birleşip hayat karşısında güçlenmelerini engelleyecek müdahalelere yol açıyor.

Bu durumda ebeveynlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Özellikle iyi eğitimli kadınlar, anneliği üniversite veya iş hayatındaki başarıyla özdeşleştirebiliyorlar. Sonuç olarak çocuklarını kurdukları bir işin veya kurumsal hayatta kendilerine koydukları en tepeye çıkma hedefinin bir parçası olarak görüyorlar. Onların başarısını veya başarısızlığını kendi performanslarının, hatta özdeğerlerinin bir yansıması olarak algılıyorlar.

Sadece üst gelir grubundaki aileler değil, orta ve onlara özenen alt orta gelir düzeyindeki aileler de imkânlarını en üst düzeyde zorlayarak çocuklarına her türlü fırsatı sunmayı birinci derecede görevleri sayıyor. Oysa çocukların hayatını ileri derecede kolaylaştırmak, onların sorumluluk alanında olan görevlerin hepsinin anne-babalar veya evdeki yardımcılar tarafından yapılması çocukları hayat karşısında güçsüz ve beceriksiz bırakıyor.

Çocuklara yaşam becerisi kazandırmak için süper anne ve baba olmaya ve çocuğun her ihtiyacı olduğu anda yanında bulunmaya gerçekte ihtiyaç yok. Bunun için çocukları çok fazla korumamak, onlara fazla müdahalede bulunmamak ve ellerini bırakmak yeterli. Anne-babaların yaptıkları hataların nitelikleri önemli. Bu nedenle, çocuklarıyla kurdukları ilişkilerin kalitesi ölçüsünde onları yönlendirmeleri mümkün olabilir. Bu ilişkide en önemli gelişim çocukları ailenin refahına değil, hayatına ortak ederek sağlanabilir.

Ayrıca, sadece başarılı olması sonucu değerli olacağına inandırılan çocuk, büyüdüğü zaman kendisi için yaşar, gerisini de umursamaz. Eğer bir çocuk aile sofrasında, “Bu hafta kime iyilik ettin? Bu hafta hangi arkadaşına yardımcı oldun? Sahip olduğun için mutluluk duyduğun ne var?” sorularına muhatap olursa, vicdan gelişimi ve kendisinden başkalarını da düşünmek konusunda bir farkındalık kazanır. Böyle bir çocuk dünyayı değerli ve yaşanılır kılanın parayla sahip olunan şeyler olmadığını bilir. Aileler de böylece “dünyada en iyi olacak bir çocuk yetiştirmek” gibi imkânsız bir hayalin peşinden gitmek yerine “dünya için iyi olacak bir çocuk yetiştirmek” gibi çok daha gerçekçi ve hayırlı bir amaca yönelirler.

Hata yapmaktan korkmak maddi manevi birçok fırsatın kaçırılmasına sebep olabilir mi?

Türk kültüründe korku büyük çoğunlukla küçültücü bir duygu olarak kabul edilir. Oysa son derece insanca bir duygudur ve kişinin malını, canını ve itibarını korumasına yardım eder. Kişi, kendisini tehdit eden bir durumda hızla karar vererek, ünlü “savaş ya da kaç” tepkisini gösterir. Korkusu olmayan bir insan her türlü tehlikeye açık olur.
Buna karşılık kaygı, gerçek tehdidin varlığıyla değil, beklentisi sonucu ortaya çıkar. Yarışmaya girmek, zaman baskısı altında iş yapmak, sınanmak, denetlenmek kişide kaygı yaratır. Hata yapma konusunda duyulan kaygı, insanın gelecek beklentisiyle ve “başkalarının onu nasıl göreceği” sorusuna atfettiği önemle ilişkilidir. Özgüven bu dış değerlendirmenin cevabını verir ve başarıya bağlıdır. Başarılı olduğu zaman kendisini değerli hisseden, çevre tarafından “iyi, doğru, değerli, güzel, yakışıklı” olarak değerlendirilen kişi, başarısız olduğu zaman kendisinin “kötü, yanlış, değersiz ve hatta çirkin” olduğunu kabul etmek zorundadır. Bunu içe sindirmek kolay değildir.

Ancak her türlü işte başarılı olmak için belirli bir düzeyde kaygı gereklidir. Böylelikle kişi uyanık, enerjik, dikkatli ve disiplinli davranır. Akıl ve ruh sağlığı açısından güçlü insanlar geleceğe umutla bakar, enerjilerini olmuş olana değil olacak olana odaklayan olumlu bir tutum içinde olur, mücadele içinde kazandıkları yılmazlık sebebiyle özyeterlilik geliştirirler.

Hata yapmadan başarılı olma imkânı var mı? Özgüven burada bir rol oynuyor mu?

İnsanın kendine duyduğu güven ve yetkinlik, Amerikan psikolojisinin etkisi altında kalarak dünyayı ve Türkiye’yi etkilemiştir. Kendine güven soyut bir inanç, yetkinlik ise somut çıktıları olan yeterliliktir. Ne yazık ki bu iki özellik birbirine karıştırılır ve kendine güvenin yeterli olacağı gibi gerçekçi olmayan bir çıkarıma neden olur.

Elde edilmek istenen sonuçlara kararlılıkla ve düzenli uygulamayla ulaşılır. Köklü değişiklikler zaman içinde disiplinli uygulama sonucunda gerçekleşir. Disiplin ilkelerde, hedeflerde ve performans ölçütlerinde tutarlılıktır. Bir anlamda oluşturulan ritüellere uyarak hayata yansır. Bu süreçte başarısızlıklar kaçınılmazdır. Her insan, her kurum, her takım, her ülke başarısız olur. Önemli olan başarısızlıkların öğrenme fırsatı olarak görülmesi ve denemeye devam edilmesidir. İnsan potansiyelini konfor alanının dışına çıkarak anlayabilir.

Sonuç olarak insan üzülmeyi bir kenara bırakarak hatalarını nasıl kabullenebilir ve onları deneyim olarak içselleştirebilir?

Evrim açısından değerlendirildiğinde, bugün yaşamaktan hoşlanmadığımız ve kaçındığımız olumsuz duygular olmasa, canlılığı sürdürmek mümkün olmayabilirdi. Olumsuz duygular sadece varlığımızı sürdürmek açısından değil, aynı zamanda, kendimizi iyi hissetmemizi sağlamak için de önemli bir işleve sahip.

Kendinden emin olmak ve yaptıklarının doğruluğundan hiç şüphe duymamak iyi bir şey değildir. Tam tersine, kişinin kendisiyle ilgili biraz kuşku duyması, yaptıklarına eleştirel bir gözle bakması, olumsuz geribildirimler için çevresindekilere biraz fırsat vermesi iyi bir şeydir. Bunun sonucunda insan kendisini gerçekten geliştirebilir. Başarı kadar başarısızlığın da hayatın bir parçası olduğunu kabul eder. Başarısızlıkları nedeniyle başkalarını suçlamak yerine, başarısızlıklarından ders çıkartır ve başarısız olanlara karşı empati geliştirir.

Böyle bir insan hep iyi ve mutlu olmak zorunda olmadığını bilir. Hayattaki hüzün ve mutsuzlukların da yaşamın bir parçası olduğunu kabul eder. Böylece üzüldüğü ve kendini iyi hissetmediği için ayrıca mutsuz olmaz. Bunun için başkalarını suçlamaz. Üzüntü ve başarısızlığının tadını yalnız kalarak çıkartır ve imkân varsa bunları gelişim için fırsatlara çevirir. Bunun sonucunda da derinleşir ve bilgelik kazanır.

Bir sonraki aşama başkalarının hatalarından öğrenmek midir?

Yakın çevremde son yedi yılda beş defa el değiştiren bir marketi devralan yeni sahibiyle konuştuğumda, dükkânı hava parası vermeden ve çok ucuza aldığını, bankadan kredi alarak borçlandığı takdirde, biraz masrafla burasının bayağı iyi iş yapacağını söylemişti. Sohbeti biraz derinleştirdiğimde, bundan önceki beş işletmecinin başarısızlık nedeni üzerine hiç düşünmediğini öğrendim.

Bu durumu Kahneman, “ortada olanı görmek” olarak tanımlar. Heath Kardeşler ise buna “projektör etkisi” adını verirler. Sadece ortada olanı gören veya projektör etkisi altında olan kişi dört noktada hata yapar. İlki, sadece kendi amacına odaklanır, bilinen ve geçerli verileri görmez. İkincisi, başkalarının beceri ve girişimlerini göz ardı eder. Sonucunda başkalarınca bilinen ve ortada olan ihtimaller göz ardı edilir. Üçüncüsü, geçmişi açıklamak ve geleceği öngörmek konusunda kendi becerilerine güvenir, kontrolü dışındaki öğelerin ve şansın rolünü hesaba katmaz. Her şeyi kontrol edebileceği yanılgısı içinde olur. Dördüncüsü de, bildiğine odaklanır ve sonucu etkileyebilecek bilmediği veya öngöremeyeceği faktörleri göz ardı eder ve aşırı güven yanılgısını yaşar.
Odağımızı kontrol edebildiğimizi düşündüğümüz olaylarla sınırladığımızda, etki alanımız dışında yaşananları göz ardı ederiz. Yeni kaynaklardan gelen bilgiye açık olmak, dünyadaki eğilimleri ve rekabet ortamını yakından izlemek, gelişim alanlarımızı tanımak ve bu alanlarda bize destek verebilecek insanları çevremizde tutmak, ortada olanın dışındakileri de görmemizi sağlar.
Sonuç olarak söylemek gerekirse, hayatı değerli kılan çekilen sıkıntılar ve bunların üstesinden gelmek için verilen mücadeledir. Bir hayatın içinde acı, üzüntü, hayal kırıklığı, başarısızlık yoksa o hayat boş bir hayattır. Böyle bir hayatın hikâyesi de olmaz.

Acar Baltaş (Klinik nörofizyoloji alanında tıp bilimleri doktoru, psikolog ve akademisyen kimliğine ek olarak, kurumsal psikolojik danışmanlık alanında öncüdür. “Stres ve Başaçıkma Yolları”, “Bedenin Dili”, “Hayalini Yorganına Göre Uzat”, “Akılsız Duyguların Cezasını Kararlar Çeker” de dahil birçok kitabın yazarı.)

The post Hata Yapmak Nedir? Hatalar İnsana Neler Öğretir? appeared first on Psychologies.

]]>
Stresle İlgili Doğru Bilinen Beş Yanlış http://www.psychologies.com.tr/stresle-ilgili-dogru-bilinen-bes-yanlis/ Wed, 08 Apr 2020 07:42:04 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=12275 Stres kelimesi karşımıza o kadar çok çıkıyor ki anlamını bildiğimizi sanıyoruz. Ancak yanılıyoruz; edindiğimiz yanlış bilgileri değiştirme zamanı. 1. BİR İYİ, BİR DE KÖTÜ STRES VARDIR Nasıl iyi kolesterol, kötü kolesterol diye bir ayrım yoksa iyi ve kötü stres diye bir şey de yoktur. Bu yanlış bilginin arkasında, gerilim kaynağı olarak olumsuz stres ile iyi yaşam kaynağı olarak >>>

The post Stresle İlgili Doğru Bilinen Beş Yanlış appeared first on Psychologies.

]]>
Stres kelimesi karşımıza o kadar çok çıkıyor ki anlamını bildiğimizi sanıyoruz. Ancak yanılıyoruz; edindiğimiz yanlış bilgileri değiştirme zamanı.

1. BİR İYİ, BİR DE KÖTÜ STRES VARDIR

Nasıl iyi kolesterol, kötü kolesterol diye bir ayrım yoksa iyi ve kötü stres diye bir şey de yoktur. Bu yanlış bilginin arkasında, gerilim kaynağı olarak olumsuz stres ile iyi yaşam kaynağı olarak olumlu stres ayrımını yapan Kanadalı endokrinolog Hans Selye var. Günümüzde ise potansiyelimizi açığa çıkaran düşük dereceli stres ve bu potansiyeli yok eden kronik stres arasında bir ayrım yapılıyor. İlki, şimdiki zamanda başımıza gelen belli bir duruma hızlı çözüm bulmak için oluşan gerilimdir. Kurtuluşumuzun bağlı olduğu uyum sağlama gereksinimini karşılar. Bu anlamda olumlu bir tepkime söz konusudur. Ne zaman ki bu tepkime devam eder, stres o zaman “olumsuza” dönüşür. Kronikleşen stres fiziki ve zihinsel savunmamızı yok eder ve bizi hastalığa veya depresyona sürükler.

2. STRESİ ÖNLEMEK İÇİN ÖNGÖRMEK GEREKİR

Teoride çekici bir fikir gibi duruyor, ancak ne yazık ki gerçek hayatta karşılığı yok. Peki, neden? Birbirini tamamlayan iki sebep yüzünden. Tanımı itibarıyla stres, ani gelişen ve sadece şimdiki zamanda ömrü olan bir olaya karşı verilen tepkidir. Gözünüzde canlandırmanız için bunu kafanıza düştüğünü görmediğiniz bir tuğla gibi düşünebilirsiniz. Çok basit olarak sebebi, bunu göremeyecek olmanızdır. Yani stres söz konusu olunca, öngörmek mümkün olmayan bir eylemdir. Kaldı ki öngörmek temelde bizim açımızdan olumsuz bir kavramdır. En kötü olasılıkla başa çıkmak insan doğasında var olan bir şeydir. Bu uyumluluk olumsuz ihtimalleri saf dışı bırakmayı mümkün kılar. Olası stres kaynağı olayları sürekli öngörmeye çalışmak, halihazırda stres sebebidir. Üstüne daha fazlasını eklemeye gerek var mı? Üstelik buna sürekli kafa yormak, her şeyi kontrol etme takıntısını artırır ve beklenmeyen olaylar kaçınılmaz olarak başınıza geldikçe, stresi büyüten bir güçsüzlük hissi üstünüze çöker. Yani şimdiki zamanın gerçekliğinde kalmak esastır ve bu, rasyonel davranmanın, öncelikleri belirlemenin, bazı seçimler yaparken bazı şeylerden de vazgeçmeyi kabullenmenin tek yoludur. Psikiyatr Patrick Légeron şöyle diyor: “Başımıza gelen olumsuz olaylara daha bilgelikle yaklaşalım.”

3. STRES SAVAŞMAMIZ GEREKEN BİR DÜŞMANDIR

Fransız Stres ile Mücadele Enstitüsü’nün (IFAS) kurucusu psikiyatr Éric Albert şöyle diyor: “Stres yaşamazsak, dünyaya uyum yetimizi kaybederiz.” Bedeni esnekleştiren fiziki egzersizler gibi stres de zihinsel, davranışsal ve duygusal esnekliği sağlar. Bu gerilim hissi olmadan sorunlu durumlara tepki veremeyiz; örneğin doktor randevusu almak ve randevuya icabet etmek gibi, çünkü neticede bir sağlık sorunumuz vardır. Bu hayati ve bir o kadar da doğal enerji kaynağını saf dışı bırakmanın yollarını aramak lüzumsuz ve faydasızdır. Stresle savaşmak için boşa kürek çekmek yerine üzerine düşünülmüş bir şekilde harekete geçmeyi öğrenmek daha akıllıca olur. Bu, eziyet çekmeyi durdurmanın ve devamlı olarak tepkili olmamanın en etkili yoludur.

4. STRES KALITIMSALDIR

Strese kalıtımsal olarak yatkın olmak illa stresten daha çok etkileneceğimiz anlamına gelmez. Epigenetik araştırmalar bize gösteriyor ki çevresel etmenler ve şahsi geçmişimiz genlerimizin özelliklerini göstermesine yol açabileceği gibi göstermemesine de sebep olabilir. Serotonin oranı düşük olan yani kalıtımsal olarak strese yatkın kişiler, duygusal kırılganlıklarına uygun bir hayat tarzı edinebilir ve fazla baskı yaratan olayların içine girmekten kaçınabilir. Aksine çok yüksek oranda serotonin hormonu salgılayan ve strese dayanıklı olan kişiler ise fütursuzca risk alma ve kendilerini stres yaratan her türlü durumun içine atma eğilimindedirler ki bu durum onların erken tükenmesine yol açabilir. Kısacası, hayat şartları strese yatkınlığımızı ciddi şekilde etkiler.

5. BU HER ŞEYDEN ÖNCE PSİKOLOJİK BİR SORUNDUR

Psikoterapist Thierry Janssen, “Bu yanılsama fiziki stres ile psikolojik stresi birbirinden ayırma hatasından kaynaklanıyor, halbuki ikisi birbirine bağlı” diyor. Gerçekte stres hep aynı çalışma tarzına sahiptir. Stresi çeşitlendiren şey, onu harekete geçiren olayın doğasıdır. Bu, psikoloji açısından bakacak olursak iş hayatından kaynaklanabilir, fiziki olarak ise sokaktaki bir gürültü olabilir. Zihinsel bir stres yaşamak fiziki gerilimi doğurur. Sinirli bir insan karnında hareketlenmeler hisseder, kalbi sıkışır ve omuzları gerilir. Ses kirliliği önce fiziki bir tepki yaratır, sonra gürültü devam ederse, sinir hali ve bıkkınlık hatta depresyon gelişir. Janssen şöyle diyor: “Güçsüzlük hissi ağırlaştıkça, stresi psikolojik bir sorun olarak görme eğilimi gösteririz, sanki ona açıklama bulsak karşı koyabilirmişiz gibi. Kendimize bir nevi, ‘Strese sebep olan psikolojik mekanizmayı çözersem, buna çözüm de bulurum’ deriz.”

The post Stresle İlgili Doğru Bilinen Beş Yanlış appeared first on Psychologies.

]]>
Ruh Sağlığımızı Korumak için Neler Yapmalı? http://www.psychologies.com.tr/ruh-sagligimizi-korumak-icin-neler-yapmali/ Wed, 08 Apr 2020 06:19:11 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=4252 Kendimizle ilgilenmek ve hoşgörülü olmak ruhumuza iyi geliyor. Keyif aldığımız şeyleri yapmak, hayatı ertelememek ve kendimize vakit ayırmak da ruh sağlığımızı korumak için yapmamız gereken şeyler arasında…  Yrd.Doç.Dr. Onur Okan Demirci, “Kendimiz de hata yapabiliriz başkaları da. Herkesin hata yapabileceğini bilmek ve buna göre davranmak bize iyi gelir” diyor ve ruh sağlığı için bazı tavsiyelerde bulunuyor. Belirsizliğe katlanın: >>>

The post Ruh Sağlığımızı Korumak için Neler Yapmalı? appeared first on Psychologies.

]]>
Kendimizle ilgilenmek ve hoşgörülü olmak ruhumuza iyi geliyor. Keyif aldığımız şeyleri yapmak, hayatı ertelememek ve kendimize vakit ayırmak da ruh sağlığımızı korumak için yapmamız gereken şeyler arasında… 

Yrd.Doç.Dr. Onur Okan Demirci, “Kendimiz de hata yapabiliriz başkaları da. Herkesin hata yapabileceğini bilmek ve buna göre davranmak bize iyi gelir” diyor ve ruh sağlığı için bazı tavsiyelerde bulunuyor.

Belirsizliğe katlanın: Her şeyin öngörülebilir olması beklentisinde olmak içsel huzursuzluğu artıracaktır. Gelecekten yüzde yüz emin olma şansımız yoktur.

Esnek olun: Katı, önyargılı ve değişmez prensipler mutlu olmanızın önündeki en büyük engellerden biridir.

Sorumluluklarınızı bilin: Duygu, düşünce ve davranışlarınızın sorumluluğunu kendi üzerine almak erişkinliğin bir parçasıdır. Her olumsuzlukta başkalarını, dünyayı veya kaderinizi suçlamaktan vazgeçin.

Engellenme eşiğinizi yüksek tutun: Sağlıklı bireyler değiştirebilecekleri koşullar ve durumlarla ilgili aksiyon alırlar, değiştiremeyeceklerini kabullenir veya buna dayanırlar. Çünkü zorluklarla başa çıkmanın yolu ya mücadeleden, ya katlanmaktan, ya da ayrışmaktan geçer.

Gerçekçi beklentiler içinde olun: Ulaşılamaz hedefler koyup hayal kırıklığına uğramaktansa küçük hedefleri adım adım geçmek veya gerektiğinde hedef değiştirebilmek umutsuzluğa iyi gelir.

Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin: Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın, başkalarının yorumlarına göre kendi değerinizi ölçmeyin ve kendinizi başkalarına kanıtlamak için uğraşmayın.

İnsanlarla etkileşimde bulunun: Bir insanın sadece kendi ekseni etrafında dönmemesi, kişilerarası ilişkilerini sıcak tutması bireyi daha mutlu kılar.

Toplumla ilgilenin: Toplumun bir parçası olmak bireyi daha rahat, daha güvende ve daha mutlu hissettirir. Toplumsal ahlaki değerlere göre davranmak; hem kendi haklarını, hem de başkalarının haklarını korumak, toplumun sürekliliğine az da olsa katkıda bulunmak kişinin refah duyumsamasına da yardımcı olur.

The post Ruh Sağlığımızı Korumak için Neler Yapmalı? appeared first on Psychologies.

]]>
Zihni ve Bedeni Rahatlatan Uygulamalar http://www.psychologies.com.tr/zihni-ve-bedeni-rahatlatan-uygulamalar/ Tue, 07 Apr 2020 10:59:10 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=14293 Koronavirüs salgını stres ve kaygıların artmasına neden oldu. Tüm bu kaygıları azaltmanıza yardımcı olacak, zihninizi ve bedeninizi rahatlatacak birkaç uygulama yazdık. 1. Olumsuz düşüncelere odaklanmayın Yataktan kalkmadan önce, yaşamınızda neler olduğunu, nelerin değiştiğini hatırlamaya çalışın. Evet, sabah olumsuz düşüncelerin daha çok düşünüldüğünü biliyoruz. Sizin burada yapmanız gereken şey dikkatinizi olumlu şeylere çevirmek olmalı. Her sabah aynı uygulamayı tekrar >>>

The post Zihni ve Bedeni Rahatlatan Uygulamalar appeared first on Psychologies.

]]>
Koronavirüs salgını stres ve kaygıların artmasına neden oldu. Tüm bu kaygıları azaltmanıza yardımcı olacak, zihninizi ve bedeninizi rahatlatacak birkaç uygulama yazdık.

1. Olumsuz düşüncelere odaklanmayın

Yataktan kalkmadan önce, yaşamınızda neler olduğunu, nelerin değiştiğini hatırlamaya çalışın. Evet, sabah olumsuz düşüncelerin daha çok düşünüldüğünü biliyoruz. Sizin burada yapmanız gereken şey dikkatinizi olumlu şeylere çevirmek olmalı. Her sabah aynı uygulamayı tekrar etmeye çalışın. İradeli olabilirseniz, sabahları daha pozitif bir başlangıç yapabilirsiniz.

2. 5 dakika meditasyon

Her sabah, kendinize sadece beş dakika ayırarak rahatlayabilirsiniz. Sessizlik ve düşüncelerinizi kısa bir süre akışa bırakmak kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olacak. Meditasyon sayesinde farkındalığınızı artırabilirsiniz. Meditasyon çeşitleri ve uygulamaları için tıklayın.

3. Egzersiz yapın

Gevşeme hareketleri, koşu (evinizde), dans veya top oyunları… Alanınızın uygun olduğu her egzersizi yapmayı deneyebilirsiniz. Bedeninizi ancak bu şekilde rahatlatabilirsiniz. Egzersizlerinize aile üyelerinizi de dâhil ederek daha eğlenceli bir hale getirebilirsiniz. Egzersiz öncesi ve sonrasında nasıl hissettiğinizi analiz etmeye çalışın. Birçok araştırma, egzersizlerin ruhu iyileştirdiğini söylüyor.

4. Medyayla ilişkinizi azaltın

Ekrana bağlı bir biçimde yaşamak, stresin ve endişelerin artmasına neden olabiliyor. Günde sadece birkaç dakikanızı medyada geçirin. Geri kalan zamanlarınızı farklı bir şekilde değerlendirin.

5. Oyun oynayın

Çocukken oynamayı en sevdiğiniz oyun hangisiydi? Ya da o zaman yapmayı çok isteyip de yapamadığınız şey neydi? Sizi en çok neler mutlu ediyordu: kendi kendinize şarkı söylemek veya çizim yapmak mı? Peki, bunları tekrar yapmak istemez misiniz? Şu an bolca vaktiniz var, çocukluğunuza dönebilmek için muhteşem bir fırsat olduğunu düşünüyoruz.

The post Zihni ve Bedeni Rahatlatan Uygulamalar appeared first on Psychologies.

]]>
İşyerinde Aşk http://www.psychologies.com.tr/isyerinde-ask/ Tue, 07 Apr 2020 09:14:14 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=14289 İşyerinde biriyle ilişki yaşamanın risklerini ve sağlıklı bir denge kurmanın yollarını uzman mesleki psikolog Nazire Uzer anlatıyor. İş hayatında aşk yaşamayı güzel ya da çirkin, doğru ya da yanlış diye bir sınıflandırılmaya koyamayız. Ancak işyerinden biriyle ilişki yaşamanın dikkat gerektiren bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal hayatta yaşanan ilişkiden çok farklı sorumluluklar, sınırlar ve sonuçları barındırır. İş hayatında aşk >>>

The post İşyerinde Aşk appeared first on Psychologies.

]]>
İşyerinde biriyle ilişki yaşamanın risklerini ve sağlıklı bir denge kurmanın yollarını uzman mesleki psikolog Nazire Uzer anlatıyor.

İş hayatında aşk yaşamayı güzel ya da çirkin, doğru ya da yanlış diye bir sınıflandırılmaya koyamayız. Ancak işyerinden biriyle ilişki yaşamanın dikkat gerektiren bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal hayatta yaşanan ilişkiden çok farklı sorumluluklar, sınırlar ve sonuçları barındırır. İş hayatında aşk eskiden bir tabuydu. Son yıllarda üst düzey yöneticiler, işyerinde aşk yaşayan çalışanların motivasyonunun, iş veriminin ve işyerine bağlılıklarının artacağına dair bir inanç geliştirdi. Bu inanç çiftlerin ilişkinin en başındaki heyecanı baz alınarak ortaya çıkmış olabilir. Çünkü ilişkinin kaçınılmaz gerçeği olan tartışmalar, kıskançlıklar, kişisel çıkarlar ve ayrılıklar yaşandığında, işyerinde neler olup bittiği pek dile getirilmez. Aynı işyerinde çalışan çiftlerin verimliliği bir kenara, diğer çalışanlarla olan ritmin ve güven ilişkisinin bozulması riskiyle karşı karşıyadırlar.

Riski asgariye indirmek için neler yapılabilir?

Mahremiyetinizi kaybetmeyin.

Mola ve yemeklerde sevgilinizle olup iş arkadaşlarından uzaklaşmayın.

Özel yaşamınızdan işyerinde bahsetmeyin.

Kıskançlık gerekçesiyle iş arkadaşlarınızla aranızı bozmayın.

Partnerinizin çıkarları için iş etiğine uymayan davranışlarda bulunmayın.

Ayrılık yaşadığınızda işinizi değiştirmek zorunda kalabileceğinizi bilin.

Kısacası, işyerinde aşk ne yüreklendirilip desteklenecek ne de yasaklar konularak önlenecek bir şey. İlişkiniz yoksa iş çevrenizden bir partner arayarak kendinizi zora sokmayın, ancak aşk öyle bir anda geliverirse de tadını çıkarın. Ve ilişkiniz için en baştan önlemler almayı unutmayın.

The post İşyerinde Aşk appeared first on Psychologies.

]]>
Sanal Müzeler http://www.psychologies.com.tr/sanal-muzeler/ Tue, 07 Apr 2020 09:06:32 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=14286 Google Arts & Culture Dünya çapında 2500’ün üzerinde müze ve galeri ile anlaşması olan Google Arts & Culture’ın Koleksiyonlar başlığını tıkladığınız zaman önünüze New York’taki MoMA’dan Guggenheim’a, Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’nden Paris’teki Louvre Müzesi’ne şu an salgından dolayı kapıları ziyaretçilere kapalı olan birçok önemli müzeye anında ulaşabilirsiniz. Dünyaca ünlü koleksiyonların yer aldığı bu müzelerde gezerken zamanın nasıl geçtiğini >>>

The post Sanal Müzeler appeared first on Psychologies.

]]>
Google Arts & Culture Dünya çapında 2500’ün üzerinde müze ve galeri ile anlaşması olan Google Arts & Culture’ın Koleksiyonlar başlığını tıkladığınız zaman önünüze New York’taki MoMA’dan Guggenheim’a, Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’nden Paris’teki Louvre Müzesi’ne şu an salgından dolayı kapıları ziyaretçilere kapalı olan birçok önemli müzeye anında ulaşabilirsiniz. Dünyaca ünlü koleksiyonların yer aldığı bu müzelerde gezerken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. artsandculture.google.com

The post Sanal Müzeler appeared first on Psychologies.

]]>
İçinizdeki Yazarı Dışarı Çıkarın http://www.psychologies.com.tr/icinizdeki-yazari-disari-cikarin/ Tue, 07 Apr 2020 08:17:21 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=14283 Tara Kitap okuyucularını yepyeni bir deneyimle tanıştırıyor. Korona günlerinde içindeki yazarı dışarı çıkarmak isteyenler için bu yazarlık deneyimi tam size göre ! Yeni tip Koronavirüs (Covid-19)  nedeniyle evde kaldığımız bu dönemde sosyal medyada geçirdiğimiz zamanlar daha çok arttı. Bununla birlikte ne yazık ki önü kesilemeyen bilgi kirlilikleri de aldı başını gidiyor. Bu günleri hem kaliteli zamana çevirmek hem >>>

The post İçinizdeki Yazarı Dışarı Çıkarın appeared first on Psychologies.

]]>
Tara Kitap okuyucularını yepyeni bir deneyimle tanıştırıyor. Korona günlerinde içindeki yazarı dışarı çıkarmak isteyenler için bu yazarlık deneyimi tam size göre !

Yeni tip Koronavirüs (Covid-19)  nedeniyle evde kaldığımız bu dönemde sosyal medyada geçirdiğimiz zamanlar daha çok arttı. Bununla birlikte ne yazık ki önü kesilemeyen bilgi kirlilikleri de aldı başını gidiyor. Bu günleri hem kaliteli zamana çevirmek hem de yazmanın iyi gelen tarafını keşfetmeniz için Tara Kitap,  kitapseverlere blog yazarı olma imkânı sağlıyor.

Siz Yazın Tara Kitap yayınlasın 

Haftalardır süren ev yaşantısı hepimizi yepyeni deneyimlerle tanıştırırken evdeki hayatımızı da aslında yeniden keşfetmemizi sağladı. Alıp kenara koyduğumuz eşyalar, uzun zamandır okunmayı bekleyen kitaplar, aile ile geçirilen uzun uzun vakitler, kişisel bakımlar, ev düzenlenmeleri ve evde çalışma tarzı gibi birçok şey deneyimliyoruz. Peki bütün bunlar hayatımızın bir parçası olurken neleri nasıl yaşadığımızı kayda almayı daha sonra geriye dönüp baktığınızda bir anı bırakmayı hiç düşündünüz mü? Tara Kitap, yaşadığınız her anı ölümsüzleştirmek için size yepyeni bir yazarlık deneyimi sunuyor. Yazdığınız yazılar tarakitap/tarablog’ta yayınlanma fırsatı buluyor.

#EVDEKİYAZAR’ın sesini dinle

Yazmak kimi insana çok zor gelir. Oysa tanıdığınız en önemli yazarların bile ilk yazı yazma denemeleri düşündüğünüzden berbat taslaklardan oluşmaktadır. Bu nedenle öncelikle yazdığınız her hikâyenin sadece size ait olduğu ve en iyi sizin anlatacağınızı bilmelisiniz. Sonrasında konular zaten kendiliğinden gelecektir. ‘Ne yazacağımı bilmiyorum’ diyenler için bir öneri; ‘Öncelikle tek bir şeye odaklanın, bir kuş, bir kişi ya da bir eşya. Sonra onu anlatmaya başlayın. Size hissettirdiği, onu nasıl gördüğünüz gibi başlangıçlarla yazının devamı gelecektir. Peki yazılarınızın yayınlanması için ne yapacaksınız: Öncelikle yazınızı #evdekiyazar etiketiyle info@tarakitap.com adresine göndereceksiniz. Daha sonra yayınevinin editörleri tarafından değerlendirmeye alınan yazınız redakte edilerek yayına hazır hale getirilerek getirilecek ve tarakitap/tarablog ta yayınlanacak.

 Kim bilir belki de bu yazılar bir gün bir kitaba dönüşür. Neden sizin de o kitapta bir yazınız olmasın?

The post İçinizdeki Yazarı Dışarı Çıkarın appeared first on Psychologies.

]]>
BaNN Art & Design Karaköy’de http://www.psychologies.com.tr/bann-art-design-karakoyde/ Mon, 06 Apr 2020 15:04:51 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=14273 Tasarıma önem veren, sanata ve zanaate dokunmaktan keyif alan herkesin vazgeçilmez noktası olan BaNN Art & Design, sürekli yenilenen koleksiyonları ile severlerine, İstanbul’da tarihin ve sanatın buluştuğu nokta olan Karaköy’deki ‘’lifestyle’’ – ‘’concept’’ mağazasında hizmet veriyor. Dünya çapında tanınmış tasarım alanında önemli isimlerin, yarattığı cam, seramik, deri, pirinç, bronz gibi farklı materyallerden oluşan parçalar, ev, iş yeri, otel >>>

The post BaNN Art & Design Karaköy’de appeared first on Psychologies.

]]>
Tasarıma önem veren, sanata ve zanaate dokunmaktan keyif alan herkesin vazgeçilmez noktası olan BaNN Art & Design, sürekli yenilenen koleksiyonları ile severlerine, İstanbul’da tarihin ve sanatın buluştuğu nokta olan Karaköy’deki ‘’lifestyle’’ – ‘’concept’’ mağazasında hizmet veriyor.

Dünya çapında tanınmış tasarım alanında önemli isimlerin, yarattığı cam, seramik, deri, pirinç, bronz gibi farklı materyallerden oluşan parçalar, ev, iş yeri, otel gibi geniş yelpazede tercih ediliyor. AnnaTorfs, GillesCaffier, VanessaMitrani, Guaxs, Julia Atlas, Rina Menardi, Riviere ve daha birçok markanın tamamı el üretimi objeleri, sürekli yenilenerek mağazada yerini alan tasarımlar arasında.

Tasarımın sadece ‘’mekanlar için obje’’ ile sınırlı olmadığına inanarak yola çıkan BaNN Art & Design, özel tasarımlar, takılar ve birbirinden farklı ve kullanışlı yaşam ürünleri ile mağazaya ziyareti daha da keyifli hale getiriyor. Diana Broussard, KaterinaPsoma, CelesteMogador , AndresGallardo, IreneHussein , OrgeTulga ve daha birçok dünyaca ünlü tasarımcının özenle seçilmiş parçaları BaNN Art &Design’ın Karaköy’deki mağazasında yer alıyor.

BaNN Art & Design ekibi mekanlara sanat danışmanlığı yapmasının yanı sıra mağazada Türk ve yabancı ressam ve heykeltıraşların işlerine ev sahipliği yapıyor. ‘Dokunulabilir sanat’, & ‘ulaşılabilir sanat’ kavramı BaNN Art &Design’da her gün her saat yaşanıyor.

En ufak bir objede dahi, el işçiliği, ustalık, emek ve sevgi ile yaratıldığını hissettiren BaNN Art & Design devamlı yenilenerek, ailesine eklediği yeni markalar ile ister yaşam alanlarınızı yenilerken, ister kendinize veya sevdiklerinize hediye alırken Karaköy’deki mağazasında sizleri bekliyor

The post BaNN Art & Design Karaköy’de appeared first on Psychologies.

]]>
Koronavirüs Salgını Ruh Sağlımızı Nasıl Etkiliyor? http://www.psychologies.com.tr/koronavirus-salgini-ruh-saglimizi-nasil-etkiliyor/ Mon, 06 Apr 2020 12:24:03 +0000 http://www.psychologies.com.tr/?p=14269 Türkiye Psikiyatri Derneği Telepsikiyatri Çalışma Birimi Koordinatörü psikiyatr Dr. Hakan Karaş, bu dönemde online terapilerin önemini anlatıyor. Koronavirüs salgını nedeniyle insanlar yüz yüze psikoterapi görüşmelerinden uzak duruyor. Diğer yandan salgın, insanların hastalıkla, yakınlarını kaybetmekle ve muhtemel ekonomik zorluklarla ilgili stres seviyeleri de artıyor. Bu dönemde yaşanan ruhsal sorunlar olağan dışı bir yaşantıya verilen tepkilerden oluşuyor. Bu duruma Devam >>>

The post Koronavirüs Salgını Ruh Sağlımızı Nasıl Etkiliyor? appeared first on Psychologies.

]]>
Türkiye Psikiyatri Derneği Telepsikiyatri Çalışma Birimi Koordinatörü psikiyatr Dr. Hakan Karaş, bu dönemde online terapilerin önemini anlatıyor.

Koronavirüs salgını nedeniyle insanlar yüz yüze psikoterapi görüşmelerinden uzak duruyor. Diğer yandan salgın, insanların hastalıkla, yakınlarını kaybetmekle ve muhtemel ekonomik zorluklarla ilgili stres seviyeleri de artıyor. Bu dönemde yaşanan ruhsal sorunlar olağan dışı bir yaşantıya verilen tepkilerden oluşuyor. Bu duruma Devam Eden Travmaya Stres Yanıtı (DETSY) deniliyor. DETSY bir ruhsal bozukluk tanısı değil, olağanüstü duruma verilen işlevsel, uyuma yönelik stres yanıtıdır. Salgının getirdiği bu stres olağan durumlardan daha çok psikoterapi ihtiyacı doğuruyor. Bu noktada hem terapistler hem de danışanlar/ hastalar online terapiyi tercih ediyorlar. Online terapinin etkisiyle ilgili bilimsel kanıtlar gittikçe artmasına rağmen birçok psikoterapist bu konuya temkinli yaklaşıyordu. Salgının etkilerinden biri de online terapiyle ilgili önyargıların kırılması oldu. Salgında en güvenli yöntem olan online terapi bir süreliğine daha öncelikli olacak gibi görünüyor.

The post Koronavirüs Salgını Ruh Sağlımızı Nasıl Etkiliyor? appeared first on Psychologies.

]]>