et-yemekten-vazgecebilir-miyiz

Et Yemekten Vazgeçebilir Miyiz?

Daha düne kadar güç ve sağlık sembolü olan, mutfakların vazgeçilmezi et yemekleri artık soru işaretleri doğuran bir konu. Etle ilgili mitlerin ne kadarı doğru? Peki, bütün dengemiz bozulmadan et yemekten vazgeçebilir miyiz?

Özellikle kırmızı et, milyonlarca vejetaryen tarafından en çok reddedilen proteinler listesinin tepesinde yer alıyor. Yıllar önce patlak veren deli dana hastalığının bunda bir rolü olsa da her şeyi buna bağlamak yanlış olur. Eski çağlarda zevk ve sefa düşkünlüğüyle ilişkilendirilen et tüketme arzusu, artık biraz da hijyen takıntısı yüzünden düşüşe geçti. Beslenme tarzı değiştirmekten çok, sağlıklı ete ulaşılabilirlik artık kafalarda soru işareti.

Yeni bir beden ve zihin hijyeni arayışına girmemiz bizi “mutsuz” yemekleri yemeye mi itiyor? Cevap her ne kadar kesin ve net bir “evet” olmasa da gün geçtikçe daha fazla sayıda insan et yemeklerinin tüketimini düşürüyor. Evde günlük hayatında et yemeyip sadece sosyal ortamda et tüketenlerin ve sosyal medyada büyük ses getiren “Meat Free Monday” (Etsiz Pazartesi) akımını takip eden kişilerin sayısı gün geçtikçe artıyor.

Hayat kaynağı

Ete kayıtsız kalmak imkânsız. Et yemek her zaman karışık ve şiddet içeren, tiksinti veya önlenemez bir arzuyla ilişkili duyguları tetikler. Dr. Jean-Marie Bourre, etin asla nötr veya önemsiz bir ürün olmadığını ifade ediyor ve ekliyor: “Et imgesi bazı dönemlerde pis kabul edilirken, bazılarında hayat kaynağı ve güç olarak kabul ediliyor. Tarih boyunca yasaklama ve sınırlandırmalara konu olmuştur.” Üstelik bu mevzunun bütün dinlerde bahsi geçiyor. İslamiyet ve Musevilik domuz tüketimini tamamen yasaklıyor. Hintliler danayı kutsal kabul ediyor. Hıristiyanlar ise Paskalya yortusundan önceki haftaya denk gelen Kutsal Cuma günü her türlü hayvan etini yasaklıyor ama Paskalya’da kuzu ve Noel’de hindi tüketiyorlar. Çünkü hindi dini bayramların sembolü olmasının yanı sıra uzun süre bir zenginlik göstergesi olarak algılanmış. Ancak 20. yüzyılın sonunda bu durum şiddetli bir değişiklik gösterdi. Et, daha kolay ulaşılabilir oldukça lüks ürün kategorisinden yavaş yavaş çıkmaya başladı. Yeni bir hayat tarzı arayışında olan zengin kesimse ete sırt çevirmeye başladı.

Orantısız porsiyonlar

Diyetisyenler kırmızı eti çok fazla yağ içermekle suçluyor ve kilo artışını önlemek için sınırlı tüketimi öneriyorlar. Tabii ki bir tavuk göğsü, kırmızı etten daha az yağ içeriyor. Ama bir dilim bonfile, deriyle kaplı tavuk budundan daha az yağlıdır (Yüzde 4’e karşı yüzde 13 gibi bir oran). Başka bir deyişle, sevdiğimiz kırmızı etten gönül rahatlığıyla tüketmeye devam edebiliriz. Ancak kuzu pirzola gibi yağlı etler yemek yerine rozbif veya tranç gibi yağsız bölümleri tercih edebilirsiniz. Kuzunun bazı bölümleriyse yüzde 15 gibi yüksek yağ oranına sahip. Bütün lezzetinin yağından kaynaklandığını savunuyorsanız, kalp ve damar sağlığınızı tekrar düşünün. Beslenme uzmanı Jacques Fricker, araştırmalara göre enfarktüs gibi bazı kardiyovasküler hastalıkların aşırı kırmızı et tüketime bağlandığını ifade ediyor. Akdeniz ülkelerindeki düşük kalp hastalıkları oranı ve yüksek oranda fast food tüketimine sahip olan Amerika’nın enfarktüse yakalanan hasta sayısı, zaten bunu kanıtlar nitelikte. Tükettiğimiz yağın sadece yüzde 5’ini kırmızı etten alıyoruz. Kalan yüzde 95’lik oranı tereyağı, sıvıyağ, şarküteri, süt ürünleri veya hazır gıdalardan temin ediyoruz. Bütün hastalıkları nasıl sadece kırmızı ete bağlayabiliriz?”

Kırmızı ete çok ciddi bir suç daha atılıyor; o da kanserle ilişkili olması. Dr. Harri Vainio, “Araştırmalar, kırmızı et ve şarküteri ürünlerinin kalın bağırsak kanserine sebep olduğunu gösteriyor” diyor ve kırmızı et tüketiminin sınırlandırılmasını öneriyor. Günümüzde bir kişinin protein tüketiminin, kilosu başına 1 gram olması tavsiye ediliyor. Yani 60 kiloluk biri günde 60 gram protein tüketmeli. Jacques Fricker ise günlük bir porsiyon (çocuklar için 50 gram, yetişkinler içinse 100 gram) et, balık veya yumurta tüketimini tavsiye ediyor. Ancak haftada en az üç defa balık tüketilmesini de öneriyor.

Dengeyi yakalayın

Dr. Jean-Marie Bourre insanın hem etçil hem de otçul olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Lakto-ovo vejetaryen diyet de insanlara uygun ama bunu besin değerlerine hâkim, dengeli bir beslenme programı oluşturabilecek kişilerin uygulaması daha uygun olur.” Bir vejetaryenin düşünmeden yemek yemesi imkânsız, çünkü besin değerlerini hesap ederek öğününü oluşturmak zorunda. Oysaki kırmızı et için bu geçerli değil, çünkü zaten tek başına birçok ihtiyacımızı karşılıyor. Üstelik sebzelerden alınan demir, etten alınan demire göre vücudumuz tarafından yüzde beş ila 10 arası daha az emiliyor.

Yine de vejetaryenler üzerinde yapılan araştırmalar kafa karıştırıyor. Kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, hipertansiyon, hormonal kanserler, kolon kanseri veya kemik erimesi gibi hastalıklara yakalanma riskinin vejetaryen olmayanlara oranla daha düşük olduğu saptandı. Peki, vejetaryen olmak hepimizin kaderinde mi var? Beslenme Uzmanı Dr. Jean-Michel Lecerf şöyle diyor: “Vejetaryen beslenmenin faydaları sadece et yasaklandı diye ortaya çıkmıyor, aslında daha dengeli bir beslenme planı uyguladıkları için fayda sağlıyorlar.” Bütün olay dengeleme, seçme ve çeşitlendirmede bitiyor. İyi ve temiz yemek yemek için çaba harcamamız gerektiğini en azından artık biliyoruz.

Hijyen endişesi

Ete sırt çevirenlerin tek sebebi artık sadece sağlık riskleri değil. Hayvanların yetiştirilme ve kesilme koşullarını göz önünde bulundurarak, hayvanların yaşam hakkını destekliyor ve “katliam” ortağı olmayı reddediyorlar. Bazı vejetaryenler ise kasap dükkânına bile giremediklerini itiraf ediyor, çünkü hayvanı o anda kafalarında canlı gibi gördüklerini belirtiyorlar.

Beslenme alanında uzman Sosyolog Jean-Pierre Poulain, et yiyen kişilerin yaşam ve ölüm ikilemi yaşadıklarını söylüyor ve ekliyor: “Et yeme ihtiyacı ve bunun için bir hayvanın can vermesi arasındaki ahlaki düşünceler anksiyeteye sebep olabilir.” Hayvanların gittikçe daha fazla insanlarla dost olmasından yola çıkan bazı psikanalistler ise, bilinçdışı kanibalizm korkusundan bahsediyor. Aynı zamanda et tüketen kişiler, hayvanın aslında var olmadığı ve tabağında bulunan etin herhangi bir geçmişi olmadığı illüzyonuna da kapılabiliyorlar.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2017 yılında kırmızı et üretimi bir önceki döneme göre yüzde 14, bir önceki yıla göre de yüzde iki oranında azaldı. Toplam kırmızı et üretimi için sadece kesimhanelerde üretilen kırmızı et miktarı ise 113 bin ton olarak gerçekleşti.

Okuma Önerisi

“Hayvan Yemek”, Jonathan Safran Foer, Siren Yayınları

“Tabağındaki Yüz”, Jeffrey Moussaieff Masson, Paloma Yayınevi

“İnsan Neden Vegan Olur?”, Gary L. Francione, Anna Charlton, Metropolis Yayıncılık

 

 

Önceki Yazılar

Nostalji: Geçmişe Özlem Duymak

Sonraki Yazılar

Kadınlar Cinsellikle Ne Kadar Barışık?