duygusal-zekanizi-guclendirmenize-yardimci-olacak-alti-oneri (1)

DUYGUSAL ZEKÂNIZI GÜÇLENDİRMENİZE YARDIMCI OLACAK ALTI ÖNERİ

 

 

Çocukluk döneminde yaşadığımız duygusal deneyimler, yaşam boyunca davranışlarımız üstünde etkili oluyor. Duygusal zekânızı geliştirerek, özel hayatınızdan iş yaşamınıza, sağlığınızdan toplumsal ilişkilerinize birçok alanda iyiye doğru bir fark yaratabilirsiniz.

ABD’li psikolog Daniel Goleman “Duygusal Zekâ” isimli kitabında, güçlü sosyal ve profesyonel ilişkiler kurmamızı sağlayacak becerileri ele alıyor. Goleman öncelikli olarak; kendinin farkında olmaktan (“Duygularımın bilincindeyim”), irade gücünden (“Duygusal bir sarsıntıdan hızlıca çıkabiliyorum”), motivasyondan (“Hayal kırıklıklarına ve engellere rağmen ısrarla çabalıyorum”), empatiden (“Başkasının bakış açısından bakabiliyorum”) ve hırçınlıktan uzak davranışlardan (“Her durumda uygun davranış kodlarıyla harekete geçiyor veya tepkimi gösteriyorum”) bahseder. İşte tüm bu beceriler duygusal zekâmızın ne kadar gelişkin olduğuyla doğrudan ilgilidir.

Yazarın çizdiği yolu takip ederek birçok araştırmacı ve uzman bu konuyu ele aldı. Bunlardan biri de yaşam koçu ve yazar Preston Ni. Goleman’a birçok atıfta bulunduğu kitap ve makalelerinde Preston Ni, üzerinde çalışmamız gereken ve hayatımızda fark yaratacak altı noktayı vurguluyor. İşte tavsiyeleri:

1) Karamsar tutumdan uzaklaşın

Diyelim ki iyi durumda olmadığınızı bilen bir arkadaşınız var, ama sizin halinizi hatırınızı hiç sormuyor. Onun size sandığınızdan daha az önem verdiğine hükmedebilir veya mantığınızı kullanarak ihtimalleri değerlendirmeyi seçebilirsiniz. Belki arkadaşınız da çok yoğun bir dönemden geçiyordur. Gelecek günlerdeki davranışı, onun sizi aramaması hakkında size daha net bir fikir verecektir. Birkaç gün beklerken içinizi ferah tutabilir ve bu duruma tarafsızca bakma becerisi geliştirebilirsiniz. Böylece yanlış anlaşılmalara ve dile getirilmeyen kırgınlıklara mahal verme riski oldukça azalır. Her hâlükârda şunu aklınızdan çıkarmamalısınız: Pozitif duyguları beslemek, her ne kadar iyimser karakterimizi öne çıkarsa da bizi savunmasız bırakabilir. Bu yüzden, ölçülü iyimser olmakta fayda var.

2) Reddedilmekten daha az korkun

Reddedilmekten korkmak, görüşümüzü ve olayları tartma yeteneğimizi bulanıklaştırır. Özfarkındalığımızı etkiler, ilişkilerimizi zorlaştırır ve zayıflatır, kendimizi her daim stresli hissetmemize sebep olur. Her konu ve sorun için kullandığımız genel geçer tek bir stratejiye takılıp kalmaktansa, seçeneklerimizi artırmak daha iyi olacaktır. Dışlanma ve reddedilme korkusunu yenmek için, ister tek başınıza isterseniz de bir uzman eşliğinde, beyin fırtınası yapmaktan daha iyi bir yol yoktur. Böylece başarı ve başarısızlık ihtimallerini belirleyebilir, duruma göre B, C ve D planlarınızı hazırlayabilirsiniz. Seçenek ve fırsatları çoğaltmak özgüvenimizi kuvvetlendirir, yaşadığımız stresi azaltır.

3) Üstünüzdeki baskıya rağmen sakin kalın

Tartışma sırasında veya zor bir durum içinde yaşadığınız baskıyı azaltmak için birkaç dakika ayırmanız yeterli. İlk olarak, ellerinizi ve yüzünüzü soğuk suyla yıkayın veya açık havaya çıkın. Serin hava kaygıyı azaltmaya yardımcı olur. Korku veya üzüntü hissetmeniz durumunda, hızlı ve yoğun birkaç aerobik hareketi yapabilirsiniz. Açık ofiste çalışanlar, kendilerini rahat hissetmiyorlarsa bu hareketleri tuvalette yapabilirler. Bunlar yaşam enerjinizi güçlendirir ve hızlıca özgüveninizi artırır. Bir diğer tavsiye ise, kendinizi kafası karışmış veya tıkanmış hissettiğinizde, olabildiğince uzağa bakmayı denemek. Panoramik görüş beynimize, olaylara geniş açıdan bakmayı hatırlatır. Mavi ve yeşil renklerin de beynimiz üzerinde benzer etkileri vardır. Ofise tıkılıp kaldıysanız bile bilgisayar ekranınıza okyanus veya orman fotoğrafı koymak sizi rahatlatır.

4) Hakkınızı koruyun

Kendinizi ifade etmek, ihtiyaçlarınızı dile getirmek, başkalarının hakkını yemeden kendi hakkınızı korumak ve saygı beklemek: Kararlılık olarak tanımlayabilecek bu kavramı Amerikalı psikolog Andrew Salter’a borçluyuz.  Duygusal zekânın bakış açısına göre bu tutum, başkasının hakkını yemeden kendini ifade edebilmek ve özsaygıyı korumaktır. Preston Ni de bu prensibi temel alarak XYZ metodunu uygulamanızı ve sizi rahatsız eden bir davranış olduğunda bunu dile getirmenizi öneriyor. Burada karşı tarafı suçlamadan davranışları somut olarak işaret etmeye özen gösterin. “Sen Z durumunda Y şeklinde davrandığında, kendimi X hissediyorum.” Yani; “Sen herkesin önünde beni eleştirdiğinde kendimi incinmiş hissediyorum.” Böylece özsaygı güçlenir ve içinde şiddet olmayan ilişkiler ve durumlar yaratılmasına yardımcı olur.

5) Tepkisel değil, tedbirli olun

Diyelim ki sinirli, narsisist veya pasif agresif tutum sergileyen çok zor bir insanla karşı karşıyasınız. Bu durumda zırhınız delinmez olmalı. Onun sergilediği baskın hareketlerle alanınıza girmesine, sizi yönlendirmesine müsaade etmemelisiniz. Karşınızdaki kişi kararlarınıza müdahale edememeli. Bu gibi durumlarda derin nefes alıp vermek ve 10’a kadar saymak beynimize olumlu mesajlar gönderir (“Sakinim”), böylece stres azalır. Bu yeterli olmazsa diyalogu kesmek veya ertelemek için bir yol bulmalısınız. Bir diğer yöntem ise kendi “çıkarınız” için empati yapmaktır. Kendinizi karşı tarafın yerine koyun ve onun bakış açısından olumsuz duygularının yoğunluğunun zayıf noktalarını görmeyi deneyin. Tabii karşı tarafı anlamaya çalışmak, onun yanlış davranışlarına hak vermek demek değildir. Keza onu anlamak hareketlerini affetmek anlamına da gelmez. Karşı taraftan bizimle konuşurken daha anlaşılır anlatmasını istemek, onu ters ters konuşmaktan uzaklaştıracak ve daha kibar konuşmaya yönlendirecektir. Agresiflikten uzaklaşıldığı takdirde gerçek bir diyalog mümkün olabilir.

6) Kalp sesinizle konuşun

Bir insanın veya durumun üzerimizde olumlu veya olumsuz bir etki bıraktığını dile getirmek, kalbimizden geçtiği gibi konuşmayı bilmek, yüreğimizden gelenleri söze dökmek, duygusal zekânın emaresidir. Bu demek değil ki her diyaloğa girdiğiniz kişiyle, iş ilişkileri dahil, devamlı “çok samimi” olacaksınız. Ancak böyle davranarak, insani yönünüzü ve hissiyatınızı kullanmış olursunuz. Her “teknik” diyaloğunuza bile bir tutam duygu katmak, yorum getirmek, bir anıyı anekdot olarak eklemek, o diyaloga bir ruh kazandırır. Preston Ni tam da bu noktada her ilişkiye ve konuşmaya dikkat kesilmenin, karşındakine kulak vermenin, konuyu ve konuştuğumuz kişiyi önemsemenin kıymetini vurguluyor. Ve buna “sevgi vitamini” adını veriyor. Kaliteli ilişkiler kurmak için bu vitaminlerin elzem olduğunu unutmayın.

 

 

Önceki Yazılar

KAYGIDAN KURTULMA REHBERİ

Sonraki Yazılar

YEŞİL MERCİMEK SALATASI TARİFİ