59cd79dd61361f159c077090

“DÜNYA BENİM İÇİN SİS PERDESİNİN ALTINDA…”


Size dünyanın sis ya da duman perdesinin ardındaymış, ya da iki boyutluymuş gibi göründüğü oldu mu? Bu gerçekdışılaşmanın nedeni depersonalizasyon bozukluğu olabilir. Zira bu bozukluğu yaşayan kişiler, kendilerine yabancılaşarak bedenine uzaktan bakıyormuş hissine kapılıyor ve gerçeklik duygularını yitiriyorlar. Tahmini olarak her 100 kişide bir rastlanan bu hastalığa tanı koymanın da hayli zor olduğunu belirtelim. Şimdi bu hastalığa yakalananları tanıma zamanı.

Sizi bu hastalıkla yaşamını sürdüren kadınlardan biri olan Sarah ile tanıştıralım. Oyunculuk yaptığından, rol yapmaya ve farklı duyguları yaşamaya aşina; ancak yetişkin hayatının büyük bölümünde duygusal olarak hissiz, duygulanma yeteneğinden de yoksun olarak yaşamış. Hatta “Çok değer verdiğiniz ilişkileriniz, ana kalitelilerini kaybediyor. Ailenizi sevdiğinizi biliyorsunuz ama bunu normal bir şekilde hissetmek yerine teoride biliyorsunuz” diyor.

Sarah’ın yaşadığı bu durumlar, demin anlattıklarımızdan tahmin edebileceğiniz üzere, az bilinen zihin sağlığı sorunlarından depersonalizasyon bozukluğunun bir sonucu.  Kendisi, bu dönemde üç kronik olay yaşamış. İlki de, bitirme sınavlarına çalışırken gerçekleşmiş. Yaşadıklarını da şöyle özetliyor: “Bir anda bir şeyler yandı sanki. Her şey çok yabancı ve tehditkar göründü. Birden bire apartmanınız ya da çok çok iyi bildiğiniz bir yer bir film seti gibi, eşyalarınız da dekor gibi görünüyor.”

Başkaları ise bedenlerini terk ettikleri korkutucu deneyimler yaşadıklarını, uzuvlarının artık kendilerine ait olmadığını hissettiklerini ve dünyayı düzmüş gibi, iki boyutlu gördüklerini anlatıyor. “Elimdeki kitabı okuyordum. Birden ellerim bir çizim gibi göründü. Fiziksel dünyayla benim algım arasındaki ayrılmayı hissettim” diyor.

Bu, her ne kadar az bilinse de nadir görülen bir bozukluk değil. Üç farklı araştırmaya göre her 100 kişiden biri bunu yaşıyor. Uzmanlar bunun obsesif kompulsif bozukluk, şizofreni kadar yaygın olduğunu ve onlarca yıldır tıbbi anlamda zihin hastalıkları arasında kabul edildiğini söylüyor. Tedavi edilmeyen hastalar, bu bozuklukla hayatları boyunca yaşamak zorunda kalabiliyor.

Peki, bu hastalık tıp fakültelerinde ne kadar anlatılıyor? Yanıtını, depersonalizasyon bozukluğundan muzdarip yeni bir doktor versin. Zira kendisi, aile hekimliği eğitimi sırasında ya da fakültede okurken de bu bozukluğun anlatılmadığını söylüyor. Hatta en az iki hastasına yanlış teşhis koyduğunu belirten doktorun meslektaşlarının çoğu da bunu duyduğuna inanmıyormuş.

İngiltere’de bu alandaki tek uzman kliniğin senede 80 hastaya bakma kapasitesiyle oldukça sınırlı kaynakları var. Ülkede bu bozukluğu yaşayan 650 bin kişinin olduğu sanılıyor. Teşhisin konması ise aylar ya da daha uzun sürdüğünü belirtelim.

İngiltere’de depersonalizasyon bozukluğunu tedavi eden tek uzman kliniğin başındaki Dr. Elaine Hunter 18 yaş altındaki hastaları geri çevirdikleri için üzüldüklerini söylüyor. Londra’nın güneyindeki uzman kliniği Depersonalizasyon Bozukluğu Servisi sadece 18 yaş üstü hastaları kabul ediyor ama bu hastalık genelde ergenlik çağında başlıyor.

 

Kaynak: Yazı, BBC Türkçe’nin haberinden derlenmiştir. 

 

 

Önceki Yazılar

ÇOCUKLARA CİNSEL BİLGİLER NASIL VERİLMELİ?

Sonraki Yazılar

HAFTADA 9 SAATİMİZ TRAFİKTE GEÇİYOR!

Bir cevap yazın