HOLLYWOOD, CA - MAY 21:  Actress Drew Barrymore arrives at the Los Angeles premiere of 'Blended' at TCL Chinese Theatre on May 21, 2014 in Hollywood, California.  (Photo by Axelle/Bauer-Griffin/FilmMagic)

DREW BARRYMORE


Drew Barrymore şöhretin basamaklarına adım attığında henüz küçük bir çocuktu. Erken gelen ün, anne ve babasıyla sorunlu ilişkisi, büyüdüğü ortam onu madde bağımlılığına ve intihara teşebbüse kadar götürdü. Yıldızı sönmeye yüz tutan ‘çocuk şöhret‘lerden biri olmak üzereyken yaşama yeniden tutunma kararı alarak sinemada yeteneğini göstermeye başladı. Bir aktris, yapımcı ve anne olarak adeta küllerinden yeniden doğdu. Artık yaşamıyla barışık ve mutlu bir kadın olarak iki kızının asla onun yaşadığı gibi bir çocuk yaşamasını istemediği söylüyor.  

22 Şubat 1975 Los Angeles doğumlu Drew Barrymore, seyircilerin kalbini daha yedi yaşındayken oynadığı ‘E.T.‘deki rolüyle çaldı. Sıkıntılı geçirdiği çocukluğu kısa sürede onu madde bağımlılığına ve kötü bir şöhrete itti ve bu onun kariyerini yıllarca olumsuz etkiledi. 1995 yılında kurduğu Flower Films yapım şirketi sayesinde, yetenekli bir aktris, model ve yapımcı olarak sektöre geri döndü.

Her şeyi aşırı ciddiye alma, iyiliği elden bırakma ve mizah duygunu koru. Ve asla mükemmel hissediyormuş gibi davranma

Şov dünyası geçmişi

Drew Blyth Barrymore, aktör John Drew Barrymore ve Jaid Barrymore’un (Ildiko Jaid Mako) çocuğu olarak dünyaya geldi. Aslında oyunculuk onun için genetik bir miras denebilir, çünkü soyağacında birçok oyuncu bulunuyor.  Büyükanne ve büyükbabası, hatta onların da ebeveynleri, yaşamlarını oyunculukla kazanıyorlarmış. Ünlü yönetmen Steven Spielberg ise Barrymore’un vaftiz babası. Bugünün yetenekli ve başarılı oyuncusu aslında küçüklüğünden beri rol yapma becerileriyle anılıyormuş. Annesi eşinden ayrıldıktan sonra, kızını daha küçücük bir çocukken seçmelere götürmeye başlamıştı. Güzel oyuncu henüz bir yaşındayken, bir köpek maması reklamında oynadı.

Yönetmenliğini Ken Russell’in yaptığı 1980 yapımı ‘Gerçeğin Ötesinde‘ adlı filmde oynadığında dört yaşındaydı. Onu yıldız yapan rolü ise yedi yaşındayken, ‘E.T.‘ filminde canlandırdığı sevimli Gertie karakteriydi. Filmden sonra NBC kanalındaki The Tonight Show’da Johnny Carson’un konuğu oldu ve Saturday Night Live adlı komedi programının en genç sunucusu unvanını aldı.

Ben özgür olmak istiyorum, her anlamda

Uyumsuz bir ergenlik

Kısa bir süre sonra Jaid, küçük kızını gece kulüplerine götürmeye başladı. Barrymore genç yaşta, Studio 54 ve China Club gibi dönemin en ünlü ve popüler mekanlarında alkol ve uyuşturucuyla tanıştı. Barrymore ilk başlarda partideki en genç katılımcı olmaktan hoşlandığını söylüyor: “Yetişkinler için Disneyland gibiydi. Ama ben de bunun bir parçasıydım.” Ünlü aktör Rob Lowe’nin 20’nci yaş gününde Jaid kızını gece kulübünde tek başına bırakarak kendi kendine eğlenmeye gitmiş. Drew o gece ilk defa bira içmiş ve bir erkekle öpüşmüş. Küçük parti kızı sonrasında düzenli olarak içki ve sigara içmeye başladı ve 12 yaşına geldiğinde artık kokain bağımlısıydı. Annesiyse bu düzensiz çocukluğun hiçbir anormalliği olmadığını düşünüyordu. Jaid bir keresinde şöyle demişti: “Dışarı hep ikimiz birlikte çıkıyorduk. Bence o zamanlar ayrılmaz ikiliydik…

Drew Barrymore ise yıllar geçtikten sonra o günleri şöyle değerlendiriyor: “Annem beni 80 yaşındaki teyzeler gibi giydirip sokağa çıkartırdı. Çocukluk fotoğraflarıma bakıyorum ve hiçbirisi evde çekilmemiş. Sanki hiç evde zaman geçirmemişim de hep sokaklardaymışım gibi. Bu benim en büyük eksikliğim oldu. Sanırım o yüzden artık beni evden çıkarmak için insanüstü bir güce sahip olmanız lazım.

14 yaşındayken Drew annesiyle yaşadığı bir kavgadan sonra intihara kalkıştı. “İntihara kalkıştım ama aslında ölmek istemiyordum” diyor ve ekliyor: “Kalıcı olarak dünyadan yok olmak istemiyordum. Beni o gece hastaneye götürdüler ve kurtardılar. Orada mantıklı bir karar vermek zorundaydım ve yaşamayı seçtim, çünkü mantıklı olan buydu.

 “Hayatımda olumlu bakış açısı ve neşe istiyorum

O geceden sonra 18 aylığına bir rehabilitasyon merkezine yerleştirildi ve bu deneyimini sonradan yazdığı ‘Little Girl Lost‘ adlı otobiyografik kitabında anlattı. Barrymore ilk başlarda oradan nefret etmiş ama şimdi o deneyim için minnettar. “Bana inanılmaz bir disiplin kazandırdı. Gerçekten bir kişisel gelişim eğitimi gibiydi, orada karanlık ve feci bir dönem geçirdim ama o uç disipline ihtiyacım vardı, çünkü hayatım normal değildi.” Rehabilitasyon merkezine girmek aynı zamanda Barrymore’a özgürlük kavramını tekrar düşündürmüş. “İnanın bir sene bir odada kapalı yaşadığınızda dışarı çıkmanın önemini daha iyi anlıyorsunuz. Kimse gökyüzünü benim kadar sevemez. Kapalı alanlardan o kadar korkuyorum ki bu klostrofobiden bile büyük bir korku. Ben özgür olmak istiyorum, her anlamda” diye anlatıyor. Ardından kendi evine çıktı, bir kafede işe girdi, kendi çamaşırını ve bulaşığını yıkamasını öğrendi ve birçok örneği olan ‘yitik çocuk şöhret‘ tuzağına düşmekten kendini kurtardı. Anne ve babasının sevgiye olan bakış açısını şöyle anlatıyor: “Annem hep ilerde birlikte olacağım kişinin günün birinde çekip gideceği gerçeğini kabullenmem gerektiğini söylerdi. Ona göre hepimiz yalnız doğduk ve yalnız öleceğiz. Ne annem ne de babam başka bir kişiyi eş, arkadaş, sevgili veya aile olarak göremeyen kişilerdi. Bu yüzden sevgiyle ilgili fikirlerim gerçekten berbattı.” Çocukluğunun bir bölümü, alkolik ve madde bağımlısı babasıyla kavga ederek geçti ve 14 yaşına kadar onunla konuşmadı. Sonrasında inişli çıkışlı ilişkileri devam etti ve Barrymore onunla bütün irtibatını kesti. Yetişkin ve başarılı bir kadın olduktan sonra Drew tekrar babasına ziyaretlerde bulunduysa da normal bir baba-kız ilişkisi yaşama umudu asla olmadı. 2001 yılında John Barrymore’a kanser teşhisi kondu. Kızı onunla tamamen barıştı ve bütün tedavi masraflarını üstlendi. Babası zorlu karakterinden asla ödün vermediyse de ölüm döşeğindeyken kızına, “Sen mükemmel bir insansın” dedi. Üç ay sonra John Barrymore öldü.

Sıkıntılar yaşayan, şiddete eğilimli çocuk imajı yüzünden gelen film projeleri azaldı. Düşük bütçeli filmlerde rol aldı. 1990 yılından itibaren, kötü kız imajını pekiştiren ‘Zehirli Sarmaşık‘, ‘Belalı Sevgili‘ ve ‘Amy Fisher’in Hikayesi‘ gibi filmlerde oynadı. 19 yaşındayken bir bar işletmecisi olan Jeremy Thomas ile kısa süreli bir evlilik yaptı. Bu beraberlik sadece üç ay sürdü ve güzel oyuncu gittikçe daha da tartışma yaratan davranışlar sergiledi: Playboy ve Andy Warhol’un Interview dergilerine çıplak pozlar verdi, Late Night Show adlı talk show programında soyunarak programın sunucusu David Letterman’ı şoke etti.

Tekrar ayağa kalkmasını bilmelisin

Değişen şöhret

Barrymore’un şansı 1995 yılında, Flower Films adındaki prodüksiyon şirketini kurmasıyla değişti. Whoopi Goldberg ve Mary-Louise Parker ile birlikte rol aldığı ‘Erkek Yok, Problem Yok‘ adlı filmde çok iyi bir performans sergiledi. O dönemde Rolling Stone dergisine verdiği röportajda şöyle demişti: “Şu anda çocukluğumu yaşıyorum, çünkü çocukken yetişkin gibi davrandım. Yine de içimde yaşlı ve yorgun bir kadın var. Fazlasıyla yaşadım ve görmem gerekenden fazlasını gördüm.” 1998 yılında ise Adam Sandler ile birlikte rol aldığı ‘Evlilik Öpücüğü‘yle romantik komedi filmlerinde çok iyi bir başrol oyuncusu olabileceğini kanıtladı. Bu akım Anjelica Huston’la birlikte oynadığı ‘Sonsuza Dek‘ ile devam etti. 1999 yılında ilk defa prodüksiyon koltuğuna oturarak, yine başrolünde oynadığı ‘Gerçek Öpücük‘ adlı filmde başarı kazandı. Sonraki yıl başrollerini Cameron Diaz, Lucy Liu ve Bill Murray’le paylaştığı ‘Charlie’nin Melekleri‘nde yine aynı zamanda yapımcı koltuğundaydı. ‘Charlie’nin Melekleri‘, şirketi Flower Films için iyi bir finansal kaynağın da başlangıcı oldu. Barrymore bir sonraki adım olarak yine başrolde Jake Gyllenhaal’le birlikte oynadığı ‘Donnie Darco‘yu çekti. Film büyük beğeni topladı ve hem türünün kült klasikleri arasına girdi hem de birçok bağımsız film ödülüne aday oldu.

2004 yılında Hollywood’daki Şöhret Yolu’nda Drew Barrymore’a bir yıldız verildi. Prodüksiyon şirketinden çıkan filmlerle ilgili Barrymore şöyle diyor: “Film çekerken depresif hikayeler anlatmak istemiyordum. Kendi kendini geliştirme ve iyileşmeyle ilgili filmleri seviyorum. Zaten hayatımda yeteri kadar kötülük yaşadım, o yüzden artık olumlu bakış açısı ve neşe istiyorum.

Sonraki birkaç sene hem Barrymore hem de şirketi Flower Films için yoğun geçti: ‘Aşk Kupası‘(2005), ‘Söz ve Müzik‘ (2007) ve ‘Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar‘(2009) çekildi.

Aynı zamanda 2007 yılında Cover Girl Cosmetics ve Gucci markalarının yüzü olduktan sonra modellik kariyerine de başarıyla devam etti. Aynı yıl People dergisinin “100 En Güzel İnsan” listesine girmeye hak kazandı. Hayatının ve işlerinin yoluna girmesiyle ilgili, “Mutlu olmak istiyorum ama mutluluğun çabalayarak kazanıldığını biliyorum. Mutluluk bir ödüldür. Öylesine ulaşabileceğiniz bir şey değildir. Sürekli savaşmalısınız” diyor. Bu yıllar içinde yine başka firmaların filmlerinde roller alan Barrymore 2009 yılında ilk yönetmenlik deneyimini ‘Fırlat Onu‘ adlı filmle edindi. Filmde Ellen Page ve Marcia Gay Harden’la birlikte rol aldı. 2011 yılında da Best Coast adlı grubun Our Deal adlı şarkısına birçok ünlü yıldızın bulunduğu bir klip çekti.

Son olarak Netflix’te yayınlanan Santa Clarita Diet adlı dizide yine başrol ve yapımcı olarak hem kamera önünde hem de arkasında görev alıyor. Dizi projesini kabul ettikten sonra duygularını şöyle anlatıyor: “Çocuklarıma bakmak ve onları güzel bir ortamda büyütmek için çalışmayı bırakmıştım. O yüzden işe geri dönmek beni endişelendiriyordu. Hayatımda karanlık bir dönemin tam ortasındaydım. Projeyi okudum ve beğendim. ‘Şu anda hayatım çok kötü gidiyor’ deyip her şeyi elimin tersiyle itemezdim.

Kimse gökyüzünü benim kadar sevemez

Özel hayat

1994 yılında Jeremy Thomas’la kısa süren evliliği sonrası Barrymore birçok ilişki yaşadı. 2000 yılında MTV’nin ilgi çeken komedyeni Kanadalı Tom Green’le nişanlandı, bir yıl sonra evlendiler, fakat altı ay sonra boşanma kararı aldılar. Bu ilişkisinden sonra ‘Seni Uzaktan Sevmek‘ adlı filmdeki rol arkadaşı aktör Justin Long ile ilişkisi oldu. İlişkileri medyada da yankı bulduğu için bir röportajında şöyle demişti: “Herkesin iyi veya kötü dönemleri olur, hayat bu ama kimse odak noktası olup hayatının tartışılmasını istemez. Ancak eğer göz önündeysen, seyredilmeye hazırlıklı olmalısın ve bunu en iyi şekilde yönetebilmelisin.

Ben özgür olmak istiyorum, her anlamda

Barrymore 2012 yılında aktör Will Kopelman’la evlendi ve 2012 yılında ilk çocukları Olive Barrymore Kopelman dünyaya geldi. Haute Living dergisine verdiği bir röportajda Drew Barrymore aile hayatını ne kadar sevdiğini açıkça ifade ediyor: “Bir çocuk daha yapmak için sabırsızlanıyorum. Ailem için tek istediğim eğlenceli ve güzel şeyler yapmak.” İkinci kızları Frankie Barrymore Kopelman 2014 yılında doğdu. Yeni bebeği dünyaya geldikten sonra çocuklarıyla ilgili söyledikleri insanın içini ısıtacak cinsten: “Çocuğunuzun size ilk bakışı, karakteri ve ilişkiniz hakkında çok şey söyler. Frankie’yi ilk kucağıma aldığımda başına buyruk, bağımsız olmak isteyen bir bakış gördüm. Oliver ise tam aksine, ihtiyaç duyan gözlerle bakıyordu. Farklılığı kabullenmeli ve çocuklarınızla ilişkinizi ona göre şekillendirmelisiniz.

Mutluluk bir ödüldür

İlişkileri inişli çıkışlı bir hal alan çift, 2016 yılında yollarını ayırma kararı aldılar. Eşinden ayrıldıktan sonra yaşadığı depresyonu gizlemeyen ve bu yüzden hızla kilo alan güzel oyuncu, katıldığı televizyon programında hamile olup olmadığını soran James Corden’e, “Hamile değilim, sadece şişkoyum!” diyecek kadar da kendiyle barışık. Boşanmadan sonra kötü günler geçirdiyse de Drew kendini tamamen çocuklarına adamış durumda. “Çocuklarımdan önceki hayatımı hatırlamıyorum bile. Uzak bir hayal gibi geliyor.” Anne olmayı çok sevdiğini ve daha genç yaşlarda doğum yapmadığı için mutlu olduğunu açıkça ifade eden Barrymore, aynı zamanda geçirdiği kötü hayat deneyimleri sayesinde aldığı dersleri çocuklarıyla paylaşıyor. Artık tek istediği çocukları için sevecen ve güvenli bir ortam yaratmak ve kendi sahip olamadığı aile ortamını kurabilmek. Sosyal medyada çok aktif olan Drew Barrymore çocuklarıyla, çalışırken veya sporda geçirdiği zamanları takipçileriyle paylaşarak çok büyük beğeni topluyor. En göze çarpan özelliği ise hayata pozitif bakışı: “Hayatta her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırsın ama bunu her zaman gerçekleştiremezsin. Bazen de berbat edersin. Tabii ki edeceksin! Yere düşeceksin ama tekrar ayağa kalkmasını bilmelisin. Sadece her şeyi aşırı ciddiye alma, iyiliği elden bırakma ve mizah duygunu koru. Ve asla mükemmel hissediyormuş gibi davranma.

Hazırlayan: Ceylan Özçapkın

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

NE YAPABİLİRİZ?

Sonraki Yazılar

BEYAZPERDE: KELEBEKLER