dort-sanatcinin-yaraticilik-sureci (4)

DÖRT SANATÇININ YARATICILIK SÜRECİ

 

 

Sanatın hayatı taklit ettiği düşünülür. Aslında Oscar Wilde’ın da dediği gibi, hayat sanatı taklit eder. Dört sanatçının yaratıcılık süreçleri sizlere de ilham olacak türde.

Hayat ve sanat arasında aracı konumda olan sanatçılardan hayata dair öğrenilecek çok şey var. Genel olarak yaratıcılık ismi verilse de aslında daha derin ve varoluşa dokunan bir kavram. Kariyerinde başarılı noktalarda bulunan dört sanatçıdan, yaratıcılık süreçlerini okuyucularımızla paylaşmalarını rica ettik. Yaratma eylemlerini, çalışma süreçlerini, sessizlikten mi yoksa kaostan mı beslendiklerini ve ilham kaynaklarını sorduk.

Bazen hayatın sorduğu sorulara yanıtlar sanatta saklıdır. Eserler, ipuçları veya yanıtlar içerebilir. Nancy Atakan’ın kendi yaşam öyküsünden öğelere eserlerinde yer vermesinden, kendimize baktığımızda hayata ve dünyaya dair birçok gerçekliğin bizzat içedönüşte yer aldığını sezebiliriz.

Nejat Satı’dan esinlenerek, hayatımıza dair gölgede kalanları keşfetmeye çalışabiliriz, kendimizi daha iyi tanımamızı sağlayacaktır. Jung’un bahsettiği “gölge” kısmımız da bu değil mi biraz? Her zaman, hatta çoğu zaman kolay değildir bu süreç.

Nezaket Ekici’nin açıkladığı gibi, insanın bazen içindekileri özgür bırakması gerekir. Bu da bir cesaret işidir. Bilinçdışının kapaklarını açmak insanı tedirgin eder, ancak sanat korkmaya gerek olmadığını gösterir.

Yuşa Yalçıntaş’ın bahsettiği söz ötesidir ve dilin sınırlarıdır insana biraz da bu tedirginliği veren. Freud’un “katarsis” olgusuyla söze dökülemeyendir; Lacan’ın ifade ettiği, gerçekliğin asla tam olarak kelimeye dökülemeyecek olmasıdır. Bütün bunlara şekil verebilen sanattır.

Öte yandan, sanatın mesajı ise basittir özünde. Ünlü “Düşünen Adam” heykelini yapan Fransız heykeltıraş Auguste Rodin şöyle ifade eder: “Bütün mesele, hissetmek, sevmek, ümit etmek, ürpermek, hayatta olmaktır.”

“Sanatta ve hayatta paylaşım önemlidir”

Nancy Atakan1946, Amerika doğumlu. Sanatçı, sanat öğretmeni ve tarihçisi, eleştirmen. Aidiyet, hafıza, cinsiyet politikaları konularında çalışan sanatçının eserlerinde sıklıkla otobiyografik unsurlar yer alıyor. Amerika, Avrupa ve Asya’da birçok ülkede eserleri sergilenen sanatçı, 1969’dan bu yana İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Yeni sergisi 27 Haziran’dan itibaren Salt Galata’da görülebilir.

“Sanatçı deneyim üretir. Bilimsel açıdan değil ama olaylara, fikirlere ve sorulara sezgisel yaklaşarak sanatsal araştırma yapar. Şansı ise reddetmez. Çoğunlukla mantıksal veya çizgisel düşünmez. Soru sorar ama sonuç bulmayı beklemez. Tabii ki sanat yapıtı üretmeyi amaçlar, ama önemli olan yaşadığı süreç ve fikirdir. Uygun bulduğu herhangi bir malzeme veya teknikle paylaşılacak düşünceler ortaya koyabilir. Yaşam için yeni modeller oluşturabilir ve deneyebilir. Yaşadıklarını, hissettiklerini, gözlemlerini ve okuduklarını birleştirir, sanat yaparak dünya ve yaşamı anlamaya çabalar. Sanatçı, kendisinin bildiği gerçeği bazen de hayal ve rüyalarla görselleştirebilir. Sanat yapıtları aynı zamanda bir nevi belgedir, yapıldığı günün psikolojiden politikaya sorunlarını yansıtır. Çalışırken ise amacım bir nesne yaratmak veya yaratıcı olmak değildir. Merak motive eder beni. Roman, felsefe ve bilim okurum, bir cümle, kelime veya fikir aklımda kalır. Sanatımı etkileyen iki yazar, Luce Irigaray ve Julia Kristeva olmuştur. Araştırma yaparım. İnsanlarla konuşurum, mülakatlar yaparım. ‘Mutlu tesadüfler’ önemli rol oynar, beklemediğim bir yerde bir malzemeye rastlarım. Benim gibi durmadan çalışan bir sanatçı için İstanbul harika bir şehir. Birisi bana, ‘Şehirde yürürken sanat yapıyorsun’ demişti, doğrudur. Aynı zamanda işbirliğini önemli bulurum; ama zordur, ‘benim değil bizim’ demek kolay değildir. Sanatta ve hayatta bence iki kişinin arasında geçen paylaşım önemlidir.”

“Vizyonları özgür bırakmanız gerekir”

Nezaket Ekici

1970 yılında doğdu. Almanya’da yaşıyor ve çalışıyor. Güzel sanatlar yüksek lisansını Prof. Dr. Marina Abramovic ile gerçekleştirdi. Eserleri Kanada Montreal Güzel Sanatlar Müzesi, Momentum Berlin ve Koç Vakfı Çağdaş Sanat Koleksiyonu gibi birçok ulusal ve uluslararası önemli koleksiyonda bulunuyor. Yüksek enerjili ve mizah dokulu performansları, fiziksel dayanıklılık ve acının sınırlarında yer alıyor. “Yaratma eylemi benim için bir maceraya atılmak, yeni şeyler öğrenmek, bilinmeyen bir dünyayı keşfetmek anlamına geliyor. Eğer sınırları aşmak istiyorsanız, buna zaman ayırmanız ve denemeniz gerekir. Ayrıca bu vizyonları, fantazyayı, adrenalini, oyunu, ciddiliği ve fanteziyi özgür bırakmanız demektir. Sanatçı olarak işim her zaman yeni fikirlerle gelmek. Bunu yapmak muazzam bir dayanıklılık, fiziksel ve zihinsel çaba gerektiriyor. Azim ve özellikle de bolca hayal gücü. En yüksek emir ise sabırdır; bugün bir fikir bulamazsam, umutsuzluğa kapılmam. Yaratıcı sürecime dair ise, kolay olmamakla beraber doğuştan gelen yaratıcılığı özgür bırakmanın öğrenilebileceğini düşünüyorum. Net görüntülere ve net bir estetiğe sahip olmayı amaçlıyorum. Gerçeğe dönüştürmek istediğim vizyonlarım var. Bir performans enstalasyonu eskizden yola çıkar, tasarım ve model yapımının yanı sıra teknik inşa ile birçok deneme ve yanılmayla gelişir. Performans o andan itibaren, o an içinde hayata geçmelidir ve izleyiciyle hemen buluşmalıdır. Yaratmak için hem sessizliğe hem de kaosa ihtiyacım var. Hayatım sürekli hareket halindedir. Zihnimde bazen beni yorabilecek kadar çok imaj uçuşur. Çocukluk hatıralarım, rüyalar, okumalar, müzeler, sinema, trenle yolculuk ve manzarayı bir film gibi seyretmek… Bunlar benim ilham kaynaklarımdır. Bunlardan daha çok da, farklı kültürler, dinler ve insanlarla tanışıp iletişimde olmak bana ilham verir.”

“Görünmeyeni gösterme isteğindeyim”

Nejat Satı

1982, İzmir doğumlu. Sanatçı, resim sanatında kullandığı yenilikçi teknikle tanınıyor. Türkiye’de Papko Koleksiyonu ve Vehbi Koç Vakfı Koleksiyonu gibi önemli sanat koleksiyonlarında eserleri bulunuyor. Yeni sergisi Pi Artworks İstanbul’da, 11 Temmuz’da açılacak.

“Yaratıcılık veya yaratma eylemi benim için bir kendini keşfetme halidir. Çalışmalarımı psikolojik dönemlerim üzerinden kurgularım. Yola çıkış noktam genelde estetik veya politik anlamda içsel hesaplaşmalarım olur. İşin özünde ise kendini anlatma isteğinin yanı sıra görünmeyeni, gölgede kalanı aydınlatma isteği vardır. Bir de tabii genel geçer olana farklı bakış açılarından baktırabilmek. Yaratma ve üretme süreçleri ise benim için çok farklı iki uçta yer alabiliyor. Örneğin yaratma kısmında, yalnız kalmayı ve sessizliği tercih ederim. Uzun doğa yürüyüşlerine çıkarım. Üretme aşamasında ise beni bir nevi ruhsal yolculuğa çıkardığını düşündüğüm, düşünmeme fırsat vermeyecek, beni eylemde sürükleyecek müzikler dinlediğim olur. Doğadan oldukça etkileniyorum. Gençliğimde Şamanizm üzerine okumalar yaptım, sanırım bunların etkisi hâlâ sürüyor. Son beş senedir şehir merkezinden uzakta yaşıyorum. Yıkılmış ve yok olmuş medeniyetlerin antik kentlerini ziyaret etmek, bu yok olma sürecini, sebeplerini bilmek, yıkıntıları ve muazzam yapıları gezmek beni yaratıcılık anlamında besliyor.”

“Yaratıcılık dil ötesindedir”

Yuşa Yalçıntaş

1985 doğumlu sanatçı İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Pi Artworks İstanbul’da 2016 ve 2019’daki iki solo sergisinin yanı sıra Viyana, Dublin, Berlin ve Helsinki’de grup sergilerinde yer aldı. “Yaratıcılığı özgün bir dil oluşturmakla bağlantılı görüyorum. Sanatçı, medyumu ne olursa olsun, bir yapıtı oluştururken birikiminden ve ilgi alanlarından bir araya getirdiği bir ‘kurguyu’ düzenler. Aslında, sonuçta görülen şey, zihin akışında dondurulmuş bir kare ya da bir kavramın yakın planı olabilir. İçinde yaşadığımız üç boyut, aslında sahip olduğumuz ‘dil’ ile birlikte çalışır. Bu noktada da dilin hem tanımlaması hem de bunu yaparken aynı anda tanımlanan şeyin kendiliğinden limitlenmesinden bir paradoks doğar. Üretilen eserde yaratıcılık ise sanatçının kavramlar ve nesneler arasındaki bu bağlantıları nasıl yaptığıyla bağlantılıdır. Bu kümenin alanı, sınırları, tanımlamalar, üstüne bindiği zemin ve geometri kadar bazı noktalarda dil ötesi, söz ötesi bölgelerin de önemli olduğunu düşünüyorum. Çalışma sürecimde ise sistemli olmayı doğru buluyorum. Sadece taslak aşamasında deneysel şeyler denemeyi de seviyorum. Daha çok mimari, kent mimarisi ve kökenlerle ilgili araştırmalar yapıyorum. Benim için önemli olan aslında en başta ‘kâğıdın boyutu’. Bu boyut, içerisindeki mimari yapının sınırlarını belirleyecek olan ana öge. Yani kâğıt, mekânın başlangıcı oluyor. Teknik çizim malzemeleri kullandığımdan ötürü her şeyi bir mimar gibi düşünüp tasarlamam gerekiyor ya da mimari ağırlıktaki düşünce biçimim, teknik çizim malzemeleri kullanmama neden oluyor.”

 

 

Önceki Yazılar

RUHUNUZU BESLEYİN

Sonraki Yazılar

SOKAK HAYVANLARINA GÖZ KULAK OLUN