annebebek

DOĞURDUĞUNA PİŞMAN MISIN?


Yazı: Şule ÖNCÜ

Psikoterapist, yazar,“Gertrude 2’ye nasıl bölündü?”, “Zaaf” kitaplarının yazarı

Son günlerde, çocuk doğurduğuna pişman olduğunu çeşitli kanallarla dünyaya ilan eden anneler, bunun sağlıklı bir beyan olduğunu savunuyorlar. Bebek bakmanın zorluklarından söz etmek doğal ve gerekli. Pişmanlık ilanı ise bambaşka bir konu.Annenin istemediği çocuk olmak, bir insan için üstesinden gelinmesi en zor durumlardan biridir. Bunu aile içinde ikinci ağızdan duyanlar bile derinden yaralanır ve hayatları boyunca bu yarayı taşırlar. “Doğurduğuma pişmanım” demek, üstelik bunu çocuğu tanıyan tanımayan herkese ilan etmek, çocuğu travmatize etmekten başka işe yaramaz. Çünkü pişmanım derken ve sürekli ne kadar sefil olduğumuzu anlatırken yaptığımız şey yakınmadır. Yakınmak aksiyon değil reaksiyondur. Yani, yakınan yol alamaz, durumunu değiştiremez. Daha da kötüsü çoğu zaman sırf yakındığı için, yakındığı durumun altında kalır.

Annelik kutsal ya da ayrıcalıklı bir varoluş değildir, bunda hemfikiriz. Ayrıcalıklı oluş bebeğe ve çocuğa özgüdür. Çünkü bebeğe 7/24 kesintisiz ilgi, sevgi, şefkat, hizmet gerekir. Bunu bir insan, tek başına yapamaz. Başka işte çalışmasa da yapamaz. Yapmaya kalkarsa elbette sefil olur. Modern annenin sorunu, bebeğiyle dört duvar arasında yalnız bırakılmışlığıdır. İsyan, o bebeği doğurmuş olma gerçeğine değil, bebekten (yani gelecekten) sorumlu birey olarak toplumsal yardıma azami ihtiyaç duyduğumuz halde sosyal ve ekonomik destekten yoksun kalmamıza, çalışma ve üretme kanallarımızın tıkanmış, babanın insafına bırakılmış, bebeğimizle birlikte tecrit edilmiş olmamıza isyandır aslında. O halde sistemin suçunu dünyaya gelmek konusunda tercih hakkı olmayan savunmasız bir canlının üzerine yıkmak niye?

Olgunlaşma, çocukları kendi gazabımızdan korumayı öğrenmekle başlar. Çocuğuna verdiklerinin kendisini eksilteceği yanılgısına kapılan annelerin gözünden kaçan önemli bir başka gerçek de şu ki; annelik, eksilten değil, bilakis çoğaltan bir deneyimdir. Çocuğunun gelişim aşamalarında psikolojik olarak ona eşlik edebilen (çocuğuyla birlikte yapan, olan ve hisseden) bir anne, çocuğu için yaptığı her şeyi aslında kendisi için de yapmış olur.

Eğitimli, donanımlı, entelektüel, kariyer odaklı bir kadının anne kimliği, yetişkinlik hayallerini eş ve anne olmak üzerine inşa etmiş bir kadının anne kimliğinden özellikle bir konuda komplikasyona daha yatkındır; kariyer odaklı kadın, bebeğine bakarken kaçırdıklarına / yapamadıklarına odaklanır. Kendine acımanın ve pişmanlık duygusunun kaynağı bu bakış açısıdır. Kapitalist sistemde annelik deneyiminin somut kariyer değeri yoktur çünkü. Dolayısıyla kariyer odaklı kadının anneliği, iç-dış bütün dengeleri alt-üst eden bir adaptasyon kırılmasıdır. Bütün kırılmalar gibi, yeniden yapılanma gerektirir. Sorun, yeniden yapılanmaya direnip eski eril yapıyı geri istemektedir.(Yetişkinlik hayallerini eş ve anne olmak üzerine inşa etmiş kadınların anne kimliğinin daha sağlıklı ve komplikasyondan bağımsız olduğunu kesinlikle kast etmiyorum).

Kadın erkek hepimizin yararına olacak çözüm, duruma rasyonel ve evrimsel perspektiften bakmak: Hayatın ilk üç yılı duygu dünyamız, kişiliğimiz ve davranışlarımız üzerinde son derece belirleyicidir. Dolayısıyla anne, bebeğe bakarken türümüzün en zor ve en önemli işini yapar; gelecek kuşağın psişik kodlarını belirler. Bunu yaparken hayatta ve dengede kalabilmek için de toplumsal desteğe gereksinim duyar.

Pişmanlık söylemiyle çocukları travmatize etmek yerine, anneye toplumsal destek sağlamak adına elimizden geleni yapalım. Bilimle, sanatla ve eylemle, kadın/anne/çocuk hakları için bilgi, duygu ve çözüm üretelim.

 

 

Önceki Yazılar

“TIKLAMAK” ALDATMAK MIDIR?

Sonraki Yazılar

SOSYAL FOTOĞRAFÇILIK

Bir cevap yazın