doga

DOĞAYLA BÜTÜNLEŞİN

 

 


Doğa yürüyüşü yapmak, seyahat etmek, bahçeyle uğraşmak… Doğayla bütünleşip kendinizi tam hissetmenizin yollarından bazıları. İçinize yaşam enerjisi veren derin bir nefes almak, dinginleşmek ve bütünleşmek için doğa en kadim ilacımız. Şehir hayatını bırakıp doğayla iç içe yaşamayı tercih eden Özlem, fotoğraf tutkusunun peşinden gidip tek başına seyahat eden Cenk ve kendini doğada bulan Serdar, bize doğayla dönüşüm deneyimlerini anlatıyor.

Serdar, 48 yaşında, Televizyon Programcısı ve Yapımcı

“Doğadayken, bedenimin çok daha iyi çalıştığını ve sağlıklı işlediğini hissedebiliyorum”

Bizim ait olduğumuz yer doğa. Yediğimiz, içtiğimiz, tükettiğimiz her şeyin kaynağı orası ve bütün duyularımız da dolayısıyla orada daha iyi çalışır halde. Şehirde sadece görsel ve işitsel duyularımız çalışırken, doğada aynı anda birçok işe odaklanabiliyorum. Bedenimin çok daha iyi çalıştığını, bedenim çalışırken iç organlarımın, hormonlarımın, salgı bezlerimin normal ve sağlıklı işlediğini hissedebiliyorum.
Bu benim bütün iç dünyamı ve çevremdekileri pozitif etkiliyor.

Doğaya resim sergisine gidiyor gibi gitmemek, onunla birlikte yaşamanın bir yolunu bulmak lazım. Her yönden beslendiğimiz ana kaynakla aramıza mesafe koymamak gerekiyor. Aramızdaki bu bağı onarabilirsek, hem biz kurtulacağız hem de doğa kurtulacak. Şehirde zaten insan çok, doğada insan kalmadı. Biz doğadan ayrıldık; hem biz acı çekiyoruz hem doğa. Çünkü oradan uzaklaştıkça bildiğimiz bir sürü şeyi, onunla ilgili, onu koruyabildiğimiz bir sürü şeyi unuttuk. İsmini bilmediğimiz, dokunmadığımız, tatmadığımız bir şeyi nasıl hatırlayıp koruyabiliriz ki? Onunla bağımız koptu. Biz, doğada soyu tükenen tür olan doğadaki insan yaşam kültürünü anlatmaya çalışıyoruz. Doğada yasayan insan, şimdiki insanoğlu için hayatın bütün ihtiyaçlarını karşılayan, ona yol gösteren, nelerin yapılması gerektiğini anlatan insandı. Şimdi biz tabiattan ayrıldık, orada yaşayan insanların hatıraları, anıları orada kaldı. Biz sanki doğada yaşayan insanlarla aramıza bir perde çekmişiz gibi, yeni, başka bir hayata başladık. Doğayla hiç temas etmeyen bir insan yaşantısına… Fakat bu çok uzun sürmeyecek. Bir zaman sonra insanoğlu yeniden doğaya yüzünü dönecek. Ama bir sürü şeyi de kaybetmiş olacak.

Bizler, fiziksel ve ruhsal sağlığımızı iyileştirecek yeni şeyler arıyoruz sürekli. Oysaki o hastalığı yapan sebepleri bulmak lazım. Psikolojik rahatsızlıklarımız, fizyolojik ve anatomik olarak hayatımıza yansıyor. Bütün bunların temel unsuru ise, insanın kendi iç dünyasındaki huzurlu yaşantısından ve doğadan uzaklaşması.

Özlem, 35 yaşında, İçerik Direktörü

“Doğa içimdeki saf çocuğu uyandırdı”

Bundan yaklaşık bir buçuk sene önce yaşamımı şehirden kırsala taşıdım. Bu kararı alırken; ufacık bir yağmurla birlikte trafikte geçen saatler, “acil” başlıklı maillerle zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım iş hayatı, gitgide kalabalıklaşan nüfusla birlikte artan negatif titreşimler, dört duvar arası, tüketim girdabı, çevre kirliliği gibi bahaneler büyük ölçüde etkili oldu. Ardından sorgulamalar başladı: “Ben aslında yağmurda yürümeyi severim ama ıslak ağaçların kokusunu içime çeke çeke. Çalışmayı, çalışkanlığı çok severim ama acele etmeden. Dört duvar arasını da severim ama sırtımı dağa, kolumu çimenlere yaslayabildiğimde. Tüketim bir ihtiyaç ama biraz da ürettiğimi tüketmeyi denesem? Çevreye nasıl daha az zarar verebilirim?”

Tüm oklar doğaya yakınlaşmayı gösteriyordu. Oradan öğrenecek çok şeyim olduğunu ve tüm bu bahanelerimin altında yatan, içimdeki çocuğu kaybetme korkusunu yenebileceğimi hissediyordum. Doğaya yakınlaştıkça da öyle oldu. Tertemiz bir havayı solumak nefes alıp vermenin ne olduğunu öğretti. Bir ağacın gövdesi katıksız bir sevginin, güvenli bir kucağın nasıl bir his olduğunu hatırlattı. Bir çiçeğin açılışı içimde alkışlar kopardı. Bir daldan meyve yemek karşılıksız verişin erdemini, teşekkür etmenin değerini anımsattı. Değişik bir kuş görünce 7’den 70’e herkesin aynı coşkuyla tepki vermesi içimi ısıttı. Saatlerce yıldızlara bakmak evrendeki boyutumu, konumumu, dertleri, tasaları bir daha sorgulattı. İçimdeki çocuk en saf heyecanıyla uyandı ve doğa ana onu her an yeni heyecanlarla ayakta tutuyor. Bir yandan da asla bir çocuk değilmişim gibi bana yavaşlamayı, sabretmeyi, yetinmeyi, şükretmeyi ve kendime dönmeyi hatırlatarak… Seslerindeki çeşitliliği ile dinlemeyi, renklerindeki çeşitliliği ile görmeyi; kendimi dinlemeyi ve kendimi görmeyi bana öğreten doğaya her an için teşekkür!

Cenk, 35 yaşında, Kimyasal Hammadde Distribütörü

“Bir kere geldiğimiz bu hayatı taşa, betona, arabaya değil, kendimize harcamalıyız”

İstanbul’da yaşıyorum. Şehir stresi, trafik, kalabalık, inşaatlar derken kendimi ve hayatımı sorgulamaya başladım. Dedim ki, benim hayallerim var ve yaş 35’e geldi, ufaktan hayallerimin peşinden gitmeliyim. Fotoğrafa hep ilgim vardı. Dünyadaki belli başlı fotoğraf noktalarını ve görmek istediğim yerleri belirleyerek kendime bir yol haritası çıkardım. Tek başıma arabamla İstanbul’dan Norveç’in en kuzeyinedoğru yola koyuldum. Yolculuğum Yunanistan, İtalya, Almanya, İsviçre, Norveç, Çek, Avusturya, Slovenya olarak bir buçuk ay sürdü. Fotoğraf tutkumun peşinden gitmek ve dünyayı keşfetmek için çıkmıştım bu yola ve amacımı kendimce tamamlayıp döndüm. Farklı kültürler, yerler, insanlar, tarih, sanat… Her gezip gördüğüm yer bana ayrı ayrı fikir, düşünce, vizyon ve bakış açısı kattı. Özgürlüğün ne kadar değerli bir şey olduğunu gördüm. Yaşadığım her şey bende bir tecrübe olarak kaldı. “Okuyan mı; çok mu gezen bilir?” derseniz, bana göre gezen, çünkü hayat koca bir kitap ve her insan da ayaklı birer kitap, görülen yerler ise aklında yer eden betimlemeler gibi. Bu hayatta önemli olan iç huzurunuz ve mutluluğunuz. “Beni ne mutlu ediyor?” sorusunu sorun kendinize ve sizi mutlu eden şeyi yapın. Bugüne kadar birçok şeyi denedim ama bana en çok zevk veren, hayatı bir fotoğraf karesinde ölümsüzleştirmek ve o kareden bir hikâye anlatabilmek oldu. Sizi geriye çekecek insanları değil, sizinle birlikte yürüyecek veya sizi ileri taşıyacak kişileri hayatımızda bulundurmalıyız. Kendinizi geliştirmek tamamen sizin elinizde. Bir kere geldiğimiz bu hayatı taşa, betona, arabaya değil, kendimize harcamalıyız.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

TAKILARINIZ SİZİNLE İLGİLİ NE SÖYLÜYOR?

Sonraki Yazılar

SOĞUK YARALANMASI DEDİKLERİ…