divan-saoirse-ronan (5)

Divan: Saoirse Ronan

 

 

“Geleceğin Meryl Streep’i” olarak anılan ve Oscar’a aday gösterilen en genç oyunculardan biri olan Saoirse Ronan, dokuz yaşından beri yer aldığı beyazperdede kendi özgünlüğünü çoktan kanıtladı. Hem ekran önünde hem de ekranın arkasında güçlü bir karakter inşa eden Ronan, insan hakları mücadelesinde de etkili bir aktivist olarak elinden geleni yapıyor.

Saoirse Ronan, Monica Brennan ve Paul Ronan’ın çocuğu olarak 12 Nisan 1994’te New York’ta doğdu. İnşaat işleri ve barda çalışarak geçimini sağlayan babası daha sonra New York’ta oyunculuk eğitimi aldı, annesi ise çocukluğundan beri oyunculuk sektörünün içindeydi. Ronan ve ebeveyni, o henüz üç yaşındayken, babasının doğum yeri olan Dublin’e geri döndüler. Tam bir Katolik olarak yetiştirilen Ronan’ın eğitim hayatı İrlanda’da başladıysa da okulda yaşadığı sıkıntılar nedeniyle özel bir öğretmen eşliğinde evde eğitim gördü.

Ronan’ın olağanüstü yeteneği genç yaşında kendini göstermeye başladı. Ona şimdiden “Geleceğin Meryl Streep’i” benzetmesini yapanlar dahi var. Oyunculuk kariyerine 2003 yılında İrlanda’nın ulusal kanalı RTÈ’de yayınlanan The Clinic dizisi ile başladı. Dokuz yaşından beri televizyon ve sinema dünyasının içinde olan genç oyuncu, çok erken yaşlarda pek çok başarılı ve usta isimle birlikte aynı yapımlar içerisinde yer alarak yeteneğini konuşturdu. Saoirse Ronan 2007 yapımı “Kefaret” adlı filmde aldığı rolle tüm dünyaya adını duyurmayı başardı. Henüz 13 yaşındayken rol aldığı bu performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildi ve Ronan böylelikle Oscar adaylığı olan en genç oyunculardan biri oldu. 2015 yılında rol aldığı “Brooklyn” adlı filmle ikinci kez Oscar adaylığını, Greta Gerwig’in yönettiği “Uğur Böceği” filmiyleyse üçüncü Oscar adaylığını elde etti.

Canlandırdığı rollerin kendine yakın olması Ronan için önemli bir detaydı. “Tamamen bencil bir bakış açısıyla, her zaman zekice yazılmış, çok yönlü, ilginç ve akıllı karakterleri oynamak istedim, çünkü bu karakterler beni yansıtıyordu. Çocukken bile bir kız kardeşi, kız arkadaşı veya bir sekreteri oynamak istemediğimi biliyordum. Yer alacağım projeleri seçerken bu benim için her zaman öncelik oldu.”

Canlandırdığı karakterler onun oyunculuğunu kanıtlaması için ne kadar önemliyse, sergilediği performans da bir o kadar önemliydi ve kendini şu cümleyle ifade ediyordu: “Bir kişinin deneyimini aktarırken ne kadar özgün olursanız, o kadar evrensel olur.” Saoirse Ronan oyunculuk kariyerinde kendini sürekli bir eğitim halinde hissediyor ve başarısını daha ileriye taşıyabilmek için çabalamaktan asla vazgeçmiyor: “Güçlü kadınlar kendi gelişimlerini kesinlikle kendileri sağlarlar”.  

Şuna kadar size onunla ilgili pespembe bir tablo çizmiş olabiliriz ama her zaman işler göründüğü kadar kolay yürümüyor. Saoirse Ronan’ın da sahne korkusu var ve yeni bir filme başladığında anksiyete sorunu yaşıyor. “Yeni bir projeye başladığımda, genellikle gergin oluyorum. Setteki ilk birkaç gün hiçbir şey yapamayacağımı hissediyorum. ‘Bu sefer yapamayacağım… Bu durumu nasıl yöneteceğime dair hiçbir fikrim yok’ diye düşünüyorum. Ama sonra sakinleşiyorum; kendimi evimde, bu yaratıcı sürecin bir parçası olarak hissediyorum. Bu ritmi diğer oyuncularla çalışarak yakalayabiliyorum.”

Saoirse, film endüstrisini çok iyi tanıyor ve oyunculuk dışında da tutkuları var. “Uğur Böceği” ve “İskoçya Kraliçesi Mary” filmlerinin yönetmenleri, ilk filmlerini çeken kadınlardı. Peki, Saoirse bir filmi yönetmek ister miydi? “Her zaman yapmak istediğim bir şey” diye cevap veriyor. “Diğer oyuncularla çalışmayı da seviyorum ama genellikle bana bir şeyler katanlar yönetmenler oluyor. Canlandığınız onların vizyonu.” Film çekimlerinin olmadığı zamanlarda İrlanda’da yaşayan Ronan, “Çalışmayı seviyorum, ama normal bir hayata sahip olmak da çok güzel. Arkadaşlarına, ailene ve yakınlarına daha çok sarılabiliyorsun” diyor.

Sımsıkı aile bağları

Ergenliği boyunca çalışma hayatında Saoirse Ronan’a ebeveyni, özellikle de annesi, çok destek oldu. Film endüstrisinden sevgiyle bahsedip bir sömürünün kurbanı olmadığını ifade etse de bazı rahatsız edici deneyimler de yaşamamış değil. Bir keresinde bir yönetmen Ronan’ın genç ve istekli olmasından faydalanarak onu riskli bir sahneyi canlandırmaya zorlamış. “Annem sete geldi ve dedi ki ‘Sahneyi ayrıntılarıyla planlamadığımız sürece bunu bir daha yapmayacaksın’. Yanımda böyle bir koruyucum olduğu için çok şanslıydım.”

Ronan’ın ailesi onun için koruyucudan çok daha fazlasıydı. Kariyerine erken yaşta başlamasının yarattığı bazı olumsuz etkilerden dolayı evde eğitim görmüştü, seyahatlerinde de akranlarıyla değil ailesiyle beraberdi. Hayatının bu noktasında sosyal bir boşluk oluşmuştu ve bu boşluğu doldurma konusunda ailesine güveniyordu. Belki de bugün annesine bu kadar düşkün olması bundan kaynaklanıyor. Annesi Saoirse için sadece güçlü bir koruyucu değil, kariyeri için onunla birlikte hareket eden iyi bir yardımcıydı. “Tek başıma çalışmaya başladığımda artık sığınabileceğim biri yoktu yanımda. Sanki o güven battaniyesini evde bırakmıştım.”

Aktris Ronan’dan aktivist Ronan’a

Ronan’ın çocukluğu İrlanda’nın hızlı bir demokratik değişim yaşadığı yıllara denk gelmişti. Katolik Kilisesi’nin devlet kurumları üzerindeki hâkimiyeti azalmaya başlamıştı, eşcinsellik ve boşanma yasal hale gelmişti, doğum kontrolü yaygınlaşmıştı. 2015 yılında, Ronan 21 yaşındayken, İrlanda seçmenleri %62 çoğunlukla eşcinsellerin evlilik hakkını onayladı. Saoirse Ronan o günleri “Dublin’in kuzeyinden geçerken herkes bayraklarını çıkartmıştı, sokak partileri yapılıyordu.

Yeni bir döneme geçtiğimizi hissediyorduk, uyanmış gibiydik” diyerek anlatıyor.

Ronan hareketli ve başarı hikâyeleriyle örülü kariyer hayatının yanı sıra toplumsal hak mücadelesinin de sıkı bir destekçisi olarak yaşamına başka bir ivme de kazandırdı. Özellikle İrlanda’da LGBTİ+ ve çocuk hakları üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarla aktivist yanını ortaya koydu ve toplumsal mücadeleyi hayatının bir parçası haline getirdi. 2015 yılında İrlanda’nın eşcinsel evliliklerin yasallaştırılması üzerine yapılan referanduma aktif olarak destekte bulundu. Bunun yanı sıra ulusal bir çocuk ve çocuk hakları koruma kuruluşu olan “Irish Society for the Prevention of Cruelty to Children”ın da önemli destekçilerinden oldu. Saoirse ayrıca, İrlanda’da özellikle ayrıştırıcı bir mesele olduğunu düşündüğü kürtaj özgürlüğü hakkında da fikirlerini paylaştı: “İnsanların benim hakkımda ne düşünecekleri umurumda değildi, kürtaj yaptırmak için yurtdışına seyahat eden insanlar tanıyordum ve bu, sesimi yükseltmem için yeterli bir sebepti.” Ronan’ın bu açıklamasından sadece birkaç hafta sonra İrlanda’da kürtaj yasağı ortadan kaldırıldı. “Çok gururluyum. Referandumda evet oyu vereceğini tahmin etmediğim kişiler vardı ama onlar İrlandalı kadınların haklarını onlara vermeyi seçtiler.”

Ronan, yalnızca hayatına doğrudan dokunan politik kaygılarla ilgilenmiyor. 2016 yılında Dublin’in merkezinde evsizlerin yaşadığı boş bir binanın yasadışı olarak devralınmasıyla ilgili desteğini dile getirmişti. Saoirse, bu dönemle ilgili şöyle söylüyor: “Politik bir düşünce yapısıyla büyüdüğümü söyleyemem. Fakat yaş aldıkça aktivistlerin yaptıklarına daha çok dokunmak ve onlara daha fazla destek vermek istiyorum.”

Kadın dayanışması

En belirsiz ve tedirgin hissettiğimiz anlarda bile potansiyelimizi ortaya çıkartabilmek için kendimizi yansıtabileceğimiz rol modellere ihtiyacımız var. Saoirse Ronan ve yönetmen Greta Gerwig, işte tam da böyle bir ilişkiye sahip; güçleri iç içe geçmiş durumda. Bu tür dayanışmalara genç kadınlar arasında oldukça nadir rastlanır. Ronan, Gerwig’in kendisine ilham verdiğini şöyle itiraf ediyor: “Toplumsal çalışmalarla ilgili çok farklı söylemler var. Özellikle genç insanlar için başka birinde kendilerini görmeleri oldukça önemli. Bu bir nevi yol almak. ‘Onlar yaptı, belki ben de yapabilirim’ demek. Hillary Clinton başkanlık adaylığını koyduğunda, Amerikalı kızlar üzerindeki etkisini bir düşünün. ‘Bunu yapan bir kadın daha önce görmemiştik. Bu, bizim de bunu yapabileceğimiz anlamına geliyor’ diye düşünmüşlerdi. Ve bunun gibi birçok nedenden ötürü Greta’yı muhteşem, tutkulu ve başarılı görüyorum. Sanırım demek istediğim, daha önce yapmadığım bir şeyi yaparken kendimi onda görebiliyorum.”

“Küçük Kadınlar” geri geliyor

Çoğumuz lise yıllarında küçük bir kentte yaşayan March ailesinin birbirinden farklı karakterlere sahip kızlarının hikâyesini anlatan Louisa May Alcott’un kitabı “Küçük Kadınlar”ı okumuşuzdur. Kız kardeşlerinin aksine bir oğlan çocuğunu andıran, evlilik, erkek arkadaş gibi konulara sırt çevirdiğini açıkça dile getiren, sadece okumak ve yazmak isteyen genç bir kadın olan Jo’nun hayat görüşü şudur: Kim neyi yapıyorsa, onun tam tersini yapmak. Saoirse Ronan, canlandırdığı Jo karakteriyle asi ve mücadeleci yaşam şeklini bu klasik uyarlamasına taşıyor. Önümüzdeki ay vizyona girecek olan uyarlamanın yönetmenliğini ve senaristliğini ise Greta Gerwig üstleniyor. Filmde Ronan’a Emma Watson, Meryl Streep gibi başarılı isimler eşlik ediyor.

Yazı: Hüma Kaya

 

 

Önceki Yazılar

Yalnızlıkla Başa Çıkmanın Yolları

Sonraki Yazılar

Anda Kalmanın Altı Yolu