divan-olivia-wilde (3)

Divan: Olivia Wilde

“Geleceği şekillendirme gücümüz var”

Ailesinden aldığı sağduyu mirasını çocuklarına aktaran Olivia Wilde, etik kozmetikten hayvan haklarına, politikadan belgesel yönetmenliğine hayata dokunacak pek çok işte yer almayı kendine görev edinen gerçek bir aktivist.

Olivia Wilde, 1984 yılında yapımcı Leslie Cockburn ve gazeteci Andrew Cockburn’ün kızları olarak New York’da dünyaya geldi. Ebeveyninin mesleklerinin bir sonucu olarak güçlü bir gazetecilik çizgisine ve eleştirel, analitik düşünce yapısına sahipti, ancak daha iki yaşındayken aktris olmanın hayallerini kurmaya başlamıştı. Entelektüel ve sorgulayan bir ailede büyümesi şimdiki mücadeleci ve muhalif karakterinin şekillenmesinde oldukça etkili oldu. Amcaları, teyzesi, kuzeni ve büyükbabası gazeteci ve yazardı. Hatta baba tarafından ataları köleliğin kaldırılmasını destekleyen politikacılardı.

Babası İrlandalı olduğu için hem ABD hem de İrlanda vatandaşı olan Olivia, İrlandalı yazar Oscar Wilde’a olan hayranlığının da etkisiyle soyadını lise yıllarında Wilde olarak değiştirdi. Normal eğitim hayatına devam etmekle birlikte sanat hayatının en önemli adımı olacak olan kararı verdi ve The Gaiety School of Acting’e başlamak için Dublin’e yerleşti. Oyunculuğunun ilk yıllarında çeşitli filmlerde rol aldı. Bir dönem oldukça popüler olan televizyon dizi “The O.C.”nin seçmelerine Marissa rolü için başvurmuş olsa da Alex Kelly rolüne seçildi ve tüm dünyada ün kazandı. Kariyerinde sıçrama yaratacak bir diğer televizyon yapımı ise “The House” oldu. Oyunculuğun yanı sıra yönetmenliğe de ilgi duyan Wilde, 2016 yılında yönetmenlik koltuğuna oturdu ve görüntü yönetmeni Reed Morano’yla birlikte Edward Sharpe and the Magnetic Zeros için bir müzik videosu yaptı. Daha sonra Amerikan rock grubu Red Hot Chili Peppers ile çalıştı ve “Dark Necessities” adlı şarkılarının müzik videosunun yönetmenliğini üstlendi. Son olarak da 2019’un Mayıs ayında vizyona giren “Booksmart” isimli gençlik filminde yönetmen koltuğuna oturarak bu alandaki rüştünü ispatladı ve eleştirmenlerden tam not aldı. Ayrıca film ve dizi kariyerinin yanı sıra pek çok bağımsız belgesel film projesinin yapımcılığını üstlendi ve ailesinden devraldığı gazetecilik mirasına küçük de olsa bir selam yollamış oldu.

Güçlü bir mücadeleci

Olivia Wilde hakkında bir diğer bilinmeyen şey de, 12 yaşından beri vejetaryen olması. Wilde, hayvan hakları konusunda tutkulu bir savaşçı. 2011 yılında hayvanlar üstünde test prosedürlerini yasaklayan bir güzellik markasıyla sözleşme imzaladığı için PETA tarafından ödüle layık görüldü. 2009 yılında tüm hayvansal gıdaların tüketimini bırakarak veganlığı seçti. Verdiği bir röportajında bu seçiminin nedenini şöyle açıkladı: “İşkence fabrikalarını boykot etme arzumun ötesinde, bitki temelli bir beslenme düzeni uygularken hem daha mutluyum hem de kendimi daha enerjik hissediyorum.”

Olivia’nın vejetaryenlikten vegan yaşam tarzına geçişi kolay olmadı. 2011 yılında “Butter” filminin setinde Alicia Silverstone ile tanıştı. Alicia, her gün vegan yemekler pişirdi ve bunları sette Olivia ile paylaştı. Bu deneyimi, “Hayatım boyunca kendimi daha iyi hissetmemiştim” diyerek açıkladı ve bu yeni yaşam tarzını denemeye karar verdi. Fakat veganlık kararını 2013 yılına dek uygulayabildi. Hamile kalınca veganlığa mola vererek beslenme düzenine hayvansal yiyecekler ekleme kararı aldı. Ancak o dönem oğlu Otis’i doğurduktan sonra vegan alışkanlıklarına dönmeyi planladığını açıklamıştı. Günümüzde ise kendini pesketaryen, yani balık ve deniz ürünleri yiyen, ancak diğer et türlerini yemeyen biri olarak tanımlıyor.

Wilde, ayrıca Haiti’de eğitim ve sağlık hizmetleri veren Artists for Peace and Justice ve Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) yönetim kurulu üyesi. Daha önce de siyasetin içinde yer alıp Barack Obama ve Hillary Clinton’ı destekleyen seçim çalışmalarında yer almıştı, hatta Hillary Clinton’ı desteklemesinde kadın olmasının etkisi olduğunu söylemişti. Daha sonra Gucci’nin eğitim, sağlık ve adalet açısından kadın hakları sorunlarını fonlamayı ve bilinçlendirmeyi amaçlayan Chime for Change hareketinin video klibinde yer aldı.

Wilde’ın kadın hakları mücadelesi bununla sınırlı değildi. Konuyla ilgili yazdığı bir yazıda şu sözlere yer vermişti: “Kadınların gücünü yok sayan cinsiyetçi söylemlerin varlığına alıştık. Doğruyu söylemek gerekirse, ciddiye alınmak için çok uzun zamandır kadınlığımızı saklamak durumunda bırakıldık. ‘Güçlü bir kadın’ denildiğinde, erkek gibi davranabildiği, kadınlara ihtiyaç duymadığı, onlardan ayrı durduğu anlamına geliyor. Eğer patriarki tarafından güven duyulan bir müttefik olacaksa, kendi cinsini kınamak durumunda kalıyor. Bu soyutlanma üstümüzde büyük bir baskı yaratıyor.”

Özel hayatı

Olivia Wilde ilk evliliğine karar verirken biraz aceleciydi. Henüz 19 yaşındayken İtalya’nın ünlü aristokrat Ruspoli ailesinin üyesi olan, sinemacı ve müzisyen Prens Tao Ruspoli ile 2003 yılında evlendi. Düğünleri Washington’da terk edilmiş bir okul otobüsünde bir çift şahitle gerçekleşti. Yıllar sonra verdiği bir röportajda bu törenle ilgili tamamen yalnız kalabilecekleri tek yer olduğu için orada evlendiklerini, çünkü bu evliliğin bir sır olduğunu söyledi. 2011’de ise Ruspoli ile uzlaşılmaz farklılıklar nedeniyle ayrıldıklarını açıkladı. Boşanmanın akabinde Olivia’nın aktör ve senarist Jason Sudeikis ile birlikteliği başladı, 2013’de nişanlandılar. Çiftin 5 yaşında bir oğlu ve 3 yaşında bir kızı var.

Güçlü bir aktivist olan Olivia Wilde, anne olmasıyla birlikte cinsiyet eşitsizliğine karşı daha duyarlı bir duruş edindi. “İhtiyacım olan sağlık hizmetlerine ulaşabilme ve seçimlerim üzerinde kontrol sahibi olma şansımın olduğunu fark ettiğimde, kadınların üreme sağlığıyla daha fazla ilgilenmeye başladım. Üreme sağlığı ve aile planlaması gibi kurumların üstünde her zamankinden daha çok durulması ve desteklenmeleri gerekiyor. Bir kız çocuğu sahibi olunca, bu konunun ciddiyetini daha da farkına vardım. Ben bu dünyadan ayrıldıktan sonra onun haklarına sahip çıkabilmesinin önemini anladım.”

Wilde için aile oldukça önemli. “Yetişkinlik döneminde, çocukluğunuzda sizi eğlendiren şeyleri geride bırakıyorsunuz. Anne olunca onları yeniden kucaklamayı öğrendim. Böylece işler tekrardan eğlenceli bir hal aldı. Örneğin yılbaşı ağacı almak bile önemli bir ritüel haline geliyor. 20’li yaşlarınızda yılbaşı ağacını önemsemezsiniz, yeni yıl akşamı sizin için sadece eğlence demektir. Ama çocuk sahibi olduğunuzda tekrardan çocukluğunuzdaki yılbaşı ruhunu geri kazanıyorsunuz.”

Olivia Wilde için annelik biyolojik bir bağın ötesinde çocuklarının karakter inşasını da içeriyor. Verdiği bir röportajda oğlu Otis ve kızı Daisy’yi kalıplaşmış cinsiyetçi klişelerden uzak yetiştirmeye çabaladığını söylemesinden bunu anlayabiliriz. Örneğin oğlu yerden ağır bir şey kaldırırken, babasının onu Wonder Woman’a benzetmesi, Olivia için çocuklarının babasına hayranlık duyma nedeni. Ama yine de oğlunun erkeklerin sevmesi gerektiği söylenen o mavi renge bağlı olduğunu hissettiğini ifade ediyor. Hatta oğlu kız kardeşinin bazı eşyalarının pembe olması gerektiğini ona söylemişti. Anne olmadan önce bu konuları çok fazla dikkate almadığını söyleyen Wilde, “Çocuklarımın kendilerini kız-oğlan gibi ikili kategorilere sokmaması için çaba harcıyorum” diyor.

Olivia, “Gelecek nesilleri şekillendirme gücümüz var” diyor ve ekliyor: “Ancak bunu yapmak için klişeleşmiş kalıplar değil, eşitlik ve empati gibi kavramları özümsediğimizden emin olmalıyız. Çocuklarımın kızların Batman, erkeklerin ise Wonder Woman olabileceklerini ve cinsiyet eşitliğinin tartışmalı veya politik olmadığını düşünerek büyümelerini istiyorum. Bu sadece sağduyu.”

Yazı: Hüma Kaya