divan-katie-holmes

Divan: Katie Holmes

Kendi gücüne inanan ve hayatının kontrolünü hep elinde tuttuğunu düşünen Katie Holmes, hayata dair pozitif bakış açısını nasıl taze tuttuğunu anlatıyor.

Katie Holmes, 18 Aralık 1978 tarihinde Toledo’da dünyaya geldi. Üç kız ve bir erkek kardeşi olan Katie, ailenin en küçük çocuğuydu. 14 yaşında bir modellik okuluna yazılarak şimdiki kariyeri için ilk adımı atmış oldu. İlk sahne deneyimi ise okul yıllarında bir müzikalde rol almasıyla gerçekleşti. Okulda başarılı bir öğrenciydi ve iyi bir dereceyle Columbia Üniversitesi’ne kabul edildi. Babası onun doktor olmasını çok istiyordu ancak Katie, eğitimini oyunculuk alanında sürdürmeye karar verdi. 1997 yılında Ang Lee’nin yönettiği “Buz Fırtınası” filminin kadrosunda yer alarak ilk profesyonel oyunculuk deneyimini yaşadı. Holmes’un kariyerindeki mihenk taşlarından en önemlisi ise 1998-2003 yılları arasında yayınlanan ve ülkemizde de çok sevilen gençlik dizisi “Dawson’s Creek”de canlandırdığı “Joey Potter” karakteriydi.

İstikrarlı ilişkiler

Katie Holmes’un aşk hayatındaki hamleleri genelde istikrarlı ilişkilerden yana oldu. 2000 yılında aktör Chris Klein’la tanıştı ve çift 2003’ün sonunda nişanlandı. Nişanlandıktan iki yıl sonra ise ilişkileri sona erdi. Chris’le yaşadığı ayrılıktan kısa bir süre sonra Tom Cruise’la tanıştı ve ilişkileri başladı. Katolik bir ailede yetişen Holmes, Cruise ile beraber olduktan kısa bir süre sonra Scientology tarikatının temelini oluşturan görüşlere dair eğitimler almaya başladı. Çift kısa bir süre sonra nişanlandı ve 2006 yılında kızları Suri dünyaya geldi. 18 Kasım 2006’da ünlü çift İtalya’nın Bracciano kentinde, 15. yüzyıldan kalma Odescalchi Kalesi’nde Scientology tarikatına özgü bir törenle dünya evine girdi. Katie Holmes, Tom Cruise’a olan aşkını sonradan şöyle ifade etmişti: “Henüz küçük bir kız çocuğuyken, odamın duvarında Tom Cruise’un posteri asılıydı ve bir gün onunla evleneceğimi hayal ediyordum. Sanırım her küçük kız düğünü hakkında hayaller kurar. Ben de hep Tom Cruise ile evleneceğimi düşünürdüm.” Yani hepimizin ergenlik çağlarında hayalini kurduğu beyaz atlı prens, Katie için gelmişti. Fakat bu peri masalı çok uzun sürmedi. Katie Holmes beş buçuk yıllık evliliklerinin ardından Tom Cruise’a boşanma davası açtı. Ayrılığın ilanının ardından Holmes’un, Cruise’un Suri’yi kaçıracağından endişe ettiği ve Scientology Kilisesi tarafından tehdit edilmekten korktuğu yakın çevresi tarafından yayılan söylentiler arasındaydı. Kızları Suri’nin velayeti mahkeme tarafından annesine verildi. Söylenene göre Suri babasıyla çok uzun bir süre hiç görüşmedi. Katie Holmes, boşanmanın ardından yaklaşık bir yıl sonra Jamie Foxx ile beraber olmaya başladı. Altı yıl boyunca sessizce devam eden ilişkileri geçen yıl bitti.

Korumacı bir anne

Katie Holmes kendisini bir aktris olarak tanımlıyor olsa da sahne ışıkları kapandığında onun için en önemli sıfat “anne”. Anne-kız ilişkisini evliliğinde yaşadığı olumsuzluklardan ve dış dünyadan korumak için çok çaba sarf etti ve kızı Suri’yi her şeyden uzak tutmaya çalıştı. “20’li yaşlarımda anne olduğum için mutluyum. Suri ile aramızdaki yaş farkının çok olmaması ilişkimize uyum getirdi. Biz birlikte büyüdük.” 2017 yılında verdiği bir röportajda oyunculuk kariyerini geri plana alarak ebeveyn olmaya odaklandığından bahsetmişti. “Benim için hayatımdaki en önemli kişi çocuğum. Benim onun yanında var olmam ve onun stabil, masum bir çocukluk dönemi geçirmesi çok önemli. Yaptığım şeyden çok mutluyum. Dünyada çocuğunuzun başarılı olmasını izlemekten daha iyi bir şey yok.” Çocukların büyüdükçe ebeveyninden uzaklaşmasına dair de olumlu bir bakış açısına sahip Holmes. “Bu olumlu bir şey, daha bağımsız olmalılar, ama bu bazen ebeveyn olarak kalbimizi kırabiliyor. Sonsuza dek bizimle kalmalarını istiyoruz, fakat onlar muhteşem varlıklar haline dönüşüyor ve biz de onlara ihtiyacı olan, elimizden gelen her şeyi vermek istiyoruz. Sonrasında yuvadan uçup kendi hayatını kuracak, bu benim için üzücü olmakla birlikte gurur verici bir şey. Çok özel bir kızım olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum. Onun annesi olmak benim için en büyük hediye ve ayrıcalık.” Holmes, kendini olumlu biri olarak tanımlayan ve hayattaki pozitifliğini yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen kaybetmeyen biri. “Hayattan zevk alıyorum ve macerayı seviyorum. Bu, benim en sevdiğim yönüm. Yeni insanlarla tanışmayı ve yeni şeyler deneyimlemeyi seviyorum. Her zaman yeni zorluklara da hazırım.” Tutkularını besleyen projeleri hayata geçirmekten zevk alan bir karakteri var, kamera arkası deneyimi de bu tutkularından biri. “All We Had” isimli ikinci filmini yönetirken geçirdiği her andan mutluluk duyduğunu ifade eden Katie, “Setteki herkesin işbirliği içinde olmasından, bir hikâyeyi bir araya getirmekten ve kendi perspektifimden anlatmaktan hoşlanıyorum. Bu beni harika hissettiriyor. Yaratırken mutluyum” diyor. Bu pozitif tutumunu bir tek Suri söz konusu olduğunda korumakta zorlandığını da itiraf ediyor. Son derece korumacı bir anne ve kızıyla alakalı konularda çok hassas olabiliyor. Bu ay vizyona girecek olan korku filmi “Brahms: The Boy II”de şeytani bir oyuncak bebeğin çocuğunu ele geçirmesinden korkan Liza karakterini canlandırmasıyla ilgili verdiği bir röportajda bunu açıkça ortaya koyuyor: “Her ebeveyn kötülüğün çocuklarını ele geçireceğinden endişe etmiyor mu? Bana göre bu bir metafor.”

Kendine şefkatli

Fiziğini her zaman koruyan Katie Holmes, sağlığı konusunda oldukça dikkatli ve bilinçli biri. Sağlıklı hayat tarzıyla ilgili püf noktaları şöyle paylaşıyor: “Haftada dört kere egzersiz yapıyorum, ancak çeşitlilik
benim için çok önemli, yoksa sıkılıyorum. Spinning, boks ve yogayı seviyorum. Arada bir dans dersi alıyorum. Kendi spinning bisikletim var, bu sayede zamanım olmadığında evde çalışabiliyorum, ama normal koşullarda spor salonuna gidiyorum. Bazen de kızımla birlikte çalışıyorum, kendimize ait rutinlerimiz var. Yine de onu benimle olmaya zorlamıyorum, çünkü bunun çok hoş bir şey olmadığını biliyorum.” Sporun yanı sıra kişisel bakımına da oldukça özen gösteren Holmes, “Kişinin kendine özen göstermesi önemli ve iyi bir şey. Masaj yaptırmayı seviyorum. Sabahları kendime 20 dakika zaman ayırıyorum ve beni sakinleştiren müzikler dinliyorum. Bu benim için bir tür meditasyon. Kendime sadece eğlenmek için zaman yaratıyorum. Bu, günümü güzelleştiriyor” diyor. Dengeli beslenmeye özen gösteren Katie, besleyici yönü zengin yiyecekler tüketmeye çalışıyor. Arada bir küçük kaçamaklar tabii ki yapıyor ama o yemeğin tadını çıkartıp telafiyi bir sonraki güne bırakıyor. Favori yemeği ise nachos, ancak tatlıya olan düşkünlüğünü yakın çevresinde bilmeyen yok. Sağlıklı beslenme ritüelleri arasında ise sabahları yeşillikler ve meyvelerle hazırladığı smoothie’ler, salata ve balık bulunuyor. “Makarna ve ekmek gibi karbonhidrat içeren yiyecekleri yememeye dikkat ediyorum, çünkü onlar beni çok miskinleştiriyor” diyor ve ekliyor: “Yemek yemeyi sevdiğim kadar yapmayı da seviyorum. Harika bir aşçı değilim ama yemek yapmak çok hoşuma gidiyor.” Hayatın her alanında istikrarlı biri olmasının sırrı ise Katie Holmes için “güven” sözcüğünde saklı. Bu mottosunu bir röportajında şöyle açıklıyor: “Kişinin kendine olan güvenini içinde büyütmek zorunda olduğuna inanıyorum. Hayatınızın belirli alanlarında iyi olabilirsiniz, ama sonrasında diğer alanlar için emek verip çalışmalısınız. Bir hedefe ulaşmak için odaklandığımda, kendime güvenim de bir o kadar artıyor. Çünkü o zaman ne yapmak istediğime dair zihinsel olarak organize olabiliyorum. Eğer bir şeylerden emin değilsem, oturup tam olarak ne yapmak istediğimi ve bunu nasıl başarabileceğimi tüm yönleriyle düşünürüm. Bir hedefi adım adım düşündüğümde, bana daha mümkün görünür. Bu da o hedefe ‘Yapamayacağım’ diye bakmak yerine daha rasyonel bir bakış açısına sahip olmama yardımcı oluyor.”

Herkes için iyilik

Katie Holmes’un kendi hayatını güzelleştirmek için gösterdiği çabanın yanı sıra başka insanların da hayatlarına dokunmak için yaptıkları göz ardı edilemez. Sosyal sorumluluk projeleri hakkında, “Gönüllülük hayatımın içine dahil ettiğim bir şey. Toplumun bir parçası olduğumun farkındayım ve yardım etmek için sığınma evlerini düzenli ziyaret ediyorum” diyen ünlü oyuncu, geçen yıl Suriyeli mülteci çocukların yaratıcı ifadelerini desteklemek ve travmalarını hafifletmek amacıyla kurulan Artolution ile Yunanistan’daki bir mülteci kampına gitti. Bu deneyimi, “Aydınlanmamı sağlayan bir ziyaretti bu. Dünyanın her yerinde çok sayıda mülteci var. Korkunç koşulları terk edip başka yerlerde yeni bir hayata sıfırdan başlamak için insanların gösterdiği dirayeti görmek inanılmazdı” diyerek anlatıyor. Holmes hayata dair pozitif bakış açısı ve yardımseverliğiyle hem birçok kişiye ilham kaynağı oluyor hem de sosyal sorumluluk projelerine destek vermeye devam ediyor.

Yazı: Hüma Kaya

 

 

Önceki Yazılar

Arkadaşımla Bir Gün Kitabı

Sonraki Yazılar

Günlük Cilt Bakım Rutini Nasıl Olmalı?