divan-jennifer-lawrence (1)

Divan: Jennifer Lawrence

Gençlik döneminde yaşadığı anksiyeteyi oyunculukla yenen, hiperaktif denebilecek kadar canlı bir karakteri olan Jennifer Lawrence, sıkı dostlukları önemsiyor ve çevresine enerji saçıyor.

Jennifer Shrader Lawrence, 15 Ağustos 1990 tarihinde Kentucky, Louisville’de doğdu. İki ağabeyi Blaie ile Ben, annesi Karen ve babası Gary’le şehrin dışındaki çiftliklerinde yaşıyorlardı. Jennifer amigoluk, çim hokeyi ve softbolla uğraşan atletik bir çocuktu ve büyüdüğünde doktor olmayı hayal ediyordu. Çocukluğunda mankenlik ve okul müzikallerinde oyunculuk yapmış olsa da aktris olacağını asla hayal etmemişti.

Lawrence’ın sanat hayatı 14 yaşında New York’ta ailesiyle birlikte tatildeyken keşfedilmesiyle başladı. Yabancı biri onun fotoğrafını çekmek istedi ve annesinden telefon numarasını aldı. Ertesi gün Lawrence’ın sahnelere ilk adımını atmasını sağlayacak olan deneme çekimi için aradılar. Bundan sonrası oldukça hızlı gelişti. Lawrence o dönem hakkında sonradan, “Ailemin desteği ve annemin oyunculuğun benim için ne kadar önemli olduğuna inancı olmadan hiçbir yere gelemezdim” diyecekti.

Beklenmedik bir anda başlayan kariyerinde tırmanışa geçen Lawrence o yazı New York’ta geçirdi. MTV reklamlarında ve 2007 yılında Lena Olin ile birlikte gerilim türündeki “The Devil You Know” filminde rol aldı. Bu film o dönem yaşanan bazı aksaklıklardan ötürü rafa kaldırıldı ve ancak 2013 yılında gösterime girebildi.

Kısa bir süre sonra Lawrence ve ailesi Los Angeles’a taşındı. 2010 yılında “Gerçeğin Parçaları” isimli filmde canlandırdığı rolle hem Akademi Ödülleri’nde hem de SAG Ödülleri’nde aday gösterildi. Jennifer’ın önüne yeni fırsatlar çıkmaya devam etti. Mel Gibson, Jodie Foster ve Anton Yelchin’le birlikte “Kukla” adlı yapımda yer aldı. Ayrıca, “X-Men: Birinci Sınıf”ta Mystique rolünü üstlendi. 2012 yılında “Açlık Oyunları” filmiyle şöhreti yakaladı ve “Umut Işığım” filmindeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandı.

Anksiyete ile mücadele

Lawrence’ın çocukluk çağında mücadele ettiği kronik anksiyetenin onu başarıya taşıyan etken olması oldukça şaşırtıcıydı. Bu psikolojik rahatsızlık günlük hayatını etkiliyordu. Ailesi içsel gerilimlerinin üstesinden gelmesine yardımcı olması ve okul hayatına daha iyi adapte olabilmesi amacıyla ona bir terapist buldu ve Jennifer Lawrence bir süre terapi gördü. Lawrence verdiği bir röportajda bu konuyla ilgili, “Çocukken tuhaf biriydim. Hiç kimseye sataşmazdım. Diğer çocuklardan daha zeki de değildim. Uyum sağlayamamamın nedeni bunlar değildi. Her zaman anksiyetem vardı. Okulun tatile girmesinden nefret ederdim. Okul gezilerini hiç sevmezdim, partiler daha da çok stres yaşamama neden olurdu” diyor. Lawrence, etrafındaki dünyayla yönelik tuhaf bir merak sergiliyordu. Annesi, okulda sahip olduğu bir nebze keyifli halin eve geldiğinde yaşadığı ankisiyetelerle baskılandığını fark etmişti. İşte tam da bu noktada Lawrence bu endişelerle baş etmenin bir yolunu bulmuştu: Oyunculuk. Lawrence, bir röportajında yaşadığı bu endişelerle ilgili, “Okulda sıkıntı yaşıyordum ve birçok sosyal kaygım vardı. Oyunculuk bu endişeleri ortadan kaldıran tek şeydi. Oyunculuğun beni ne kadar mutlu ettiğini fark edene kadar ne kadar kötü bir durumda olduğumu anlamamıştım” açıklamasında bulunmuştu.

Adalet peşinde

Lawrance, 2015 yılında Lena Dunham’ın feminizm ve politika üstüne yayınlara yer verdiği Lenny Letter adlı websitesinde “Why Do I Make Less Than My Male Co-Stars?” (Ben neden erkek meslektaşlarımdan daha az kazanıyorum?) isimli bir makale kaleme aldı. Sony’nin hacklenme skandalıyla birlikte “Düzenbaz” filminde beraber rol aldığı erkek oyuncudan daha az ödeme aldığını öğrenen Lawrance, daha yüksek bir ücret için pazarlık yapmadığından dolayı kendini suçladı. Bu durumu, “Sony skandalı ortaya çıktığında, sırf penisleri olduğu için benden daha fazla ödeme alan şanslı insanlardan çok daha az bir ücret aldığımı öğrendim. Bunun için Sony’ye değil, kendime kızdım. Ücret pazarlığında başarısız oldum, çünkü çabuk pes ettim. Açıkçası ihtiyacım olmayan milyonlarca dolar için mücadele etmek istemedim” diye açıkladı. “Direnmeden anlaşmayı kabul etme kararımın beğenilme arzusuyla ilgili olmadığını söylersem yalan söylemiş olurum. Zor ya da şımarık görünmek istemedim, çünkü yıllarca bu tavrıma karşı mücadele ettim. İstatistiklere dayanarak söylüyorum ki bu konuda mücadele eden tek kadın ben değilim. Bu şekilde davranmak için sosyal olarak koşullanmış durumda mıyız? Bu görüşlerimizi başkalarını rencide etmeden veya erkekleri ‘korkutmayacak’ şekilde ifade etmeye çalışmak kalıcı bir alışkanlığa dönüşemez mi?”

Lawrance bu makalesiyle birlikte, daha az sevilmek korkusuyla adaletsiz ücret dağılımına artık tahammül edemediğini duyurmuş oldu ve sektörde devam eden cinsiyetler arasındaki ücret uçurumları hakkında büyük bir farkındalık sağladı.

Hareketli özel hayatı

Yaşından dolayı da olsa gerek Lawrence’ın 20’li yaşların başında aşk hayatı oldukça hareketliydi. 21 yaşındayken “X-Men: Birinci Sınıf”ta rol alan Nicholas Hoult ile iki yıl süren bir ilişki yaşadı. Bu ilişkiden bir yıl sonra Coldplay grubunun solisti Chris Martin ile gelgitli bir birlikteliğe başladı. 2015 yazında ise bu ilişkinin bittiğini duyurdu. Akabinde, “Anne!” filminin yönetmeni Darren Aronofsky ile bir ilişki yaşadı. İlişkisinin bitmesinin ardından aralarında romantik bir bağ kalmamış olsa da arkadaş kalmayı başardılar. Lawrance yaşadığı ilişkiler ve sağlıklı ayrılıklarıyla gurur duyuyordu. Bu ilişkisiyle ilgili olarak, “‘Anne!’ filmini çekmeden önce harika bir arkadaşlığımız vardı. Ardından film için bir araya geldik. İş hayatının getirdiği ilişki romantizme dönüştü. İlişki bitip aşk sona erdiğinde ise aramızdaki saygı hâlâ yerli yerindeydi. Klişe göründüğünü farkındayım, ama birbirimize karşı hep iyiydik. Her zaman Darren için mükemmel şeyler yapmak istedim. Muhakkak tekrar çalışacağız, buna eminim” açıklamasında bulunmuştu. Lawrence yakın arkadaşı Laura Simpson vasıtasıyla tanıştığı New York’ta bir sanat galerisi olan Cooke Maroney ile olan ilişkisine ise 2018 yılında başladı ve bu yıl evlenme kararı aldılar. Evlenmeye tamamen hazır olduğunu söyleyen Jennifer Lawrance, Cooke benim en iyi arkadaşım, bu yüzden ona sonsuza kadar bağlanmak istiyorum” diyor ve ekliyor: “Neyse ki resmi evraklar bunun için var. Gezegen üzerinde en çok sevdiğiniz insanı buluyorsunuz ve sanki ‘ondan ayrılamazsın’ deniyor. Bu teklifi kabul etme sebebim de buydu.”

Çift, 19 Ekim’de Amerika’nın Rhode Island eyaletinde yakın arkadaşlarının katıldığı 150 kişilik görkemli bir düğünle evlendi.

Lawrance, dostluklarına da çok değer veriyor. Düğününde de onun mutluluğunu paylaşan Emma Stone, Brie Larson ve Amy Schumer’le sıkı bir dostluğu var. Tabii film endüstrisi dışındaki arkadaşlarının da hayatında önemli bir yeri var. “‘X-Men’in çekimleri, ‘Açlık Oyunları’nın da vizyona gireceği döneme denk geliyordu, bir anda herkesin dikkati bana çevrilmişti. O zamanlar en iyi arkadaşımla yaşamıyor olsaydım, ne olurdu bilmiyorum. Her gün eve geldiğimde, yaptığımız şey aynıydı; hayatlarımız ve erkekler hakkında konuşuyorduk. Böylece kendimi dışarıda olduğumdan daha rahat ve normal hissediyordum.” Bir başka röportajında ise, “Mutluluğumu arkadaşlarımdan ve ailemden alıyorum” diyerek dostluklarına verdiği önemi vurguluyordu.

Çıplaklık krizi

“Kızıl Serçe” filminde Dominika karakterini canlandıran Lawrance farklı bir yönünü keşfetti. “‘Kızıl Serçe’ içimdeki korkuyu açığa çıkardı, çünkü çıplak sahnelerim vardı.” Bu, Jennifer’ın beyazperdede üstesinden gelmeye çalıştığı ilk tabusuydu. “Sahneleri çıplaklık olmadan çekmeye çalıştım, ama bunun doğru bir şey olmadığını fark ettim, böyle yaptığım sürece karakteri layıkıyla canlandıramayacağımı anlamıştım.”

2014 yılında bilgisayarı hacklenen Lawrance’ın kişisel fotoğrafları çalınıp internete yüklendi. Yaşadığı bu talihsiz olayla ilgili endişesini şöyle paylaşmıştı: “En büyük rahatsızlığım insanların ‘Zaten filmlerinizde sizi çıplak görebiliyorlar, hacklenmekten neden şikâyet ediyorsunuz ki?’ demesiydi.” Kişisel fotoğraflarının internette yayınlanması ile rolü gereği elbiselerini çıkarması arasında büyük bir fark vardı. Jennifer Lawrance, sahnede çıplak olmasının kendi seçimi olduğunu ve bu yaşananın aynı şey olmadığını söylemiş, bu durumu “cinsel suç” olarak tanımlamıştı. Fotoğrafları internette yayınlayan kişi 18 ay hapis cezasına çarptırıldı.

“Açlık Oyunları” serisinin ikinci filmi çekilirken yönetmen Francis Lawrance, Jennifer Lawrence’a psikolojik açıdan destek oldu. Banyoda geçen, şiddet içerikli bir sahnede Jennifer endişeliydi ve onu Francis Lawrance rahatlatmıştı. “Çıplaktım ama giysilerim hâlâ üzerimdeymiş gibi doğruca gözlerime baktı. Aniden ben de kendimi rahat hissettim. ‘Oh, tamam’ dedim içimden. Sanki üzerimde giysilerim vardı. Francis ‘Burada herkes profesyonel, hepimiz işimizi yapıyoruz’ der gibiydi. Bu tek bakış beni sakinleştirmeye yetmişti. Beni asla çıplakmışım gibi hissettirmedi.” 2017 Jennifer Lawrance için gelgitli bir yıldı. Yılın ilk aksiliği Chris Pratt ile başrolünü paylaştığı “Uzay Yolcuları” filmine gelen olumsuz eleştiriler oldu. Filmin finansal anlamda başarısız olduğu söylenemezdi, dünya çapında 300 milyon dolarlık hasılat elde etti ve Jennifer’a 20 milyon dolar kazandırdı. Bu yüzden filme gelen sanatsal eleştirilerden pek de etkilenmedi. Haziran ayında, Kentucky’den New York’a uçmakta olduğu özel uçak çift motor arızası yaşadı ve acil iniş yapmak zorunda kaldı. Ne şans ki kimse yaralanmadan bu olay da atlatılmıştı. Lawrence bu korkunç deneyimin ardından, travma sonrası stres bozukluğu şikayetiyle yeniden terapiye başladı. Bu travmanın etkileri Jennifer Lawrance’ın peşini bir süre bırakmayınca, çareyi rahatlamak için Disney filmleri izlemekte bulmuş.

Ünlü oyuncunun yardımsever tarafına da değinmeden geçmemek lazım. 2015 yılında, istismara uğramış gençlere, zihinsel engeli olanlara ve tıbbi bakıma muhtaç kişilere yardım etmek amacıyla bağımsız hayırseverlik girişimleri, topluluk etkinlikleri, bağışlar ve açık artırmalar düzenleyen Jennifer Lawrance Vakfı’nı kurdu. Lawrance’ın 2020 yılında vizyona girmesi planlanan son projeleri arasında ise “Untitled Lila Neugebauer Project” ve “Mob Girl” isimli iki sinema filmi bulunuyor.

Yazı: Hüma Kaya