dert-ortaginiz-mi,-dert-kaynaginiz-mi-arkadas-iliskileri (4)

Dert Ortağınız Mı, Dert Kaynağınız Mı: Arkadaş İlişkileri

Sorunlarınızı bir arkadaşınızla konuşmak sizi rahatlatıyor mu, yoksa daha mı kötü hissettiriyor? Dertleşmek bizi bazen ferahlatırken, bazı zamanlarda da sorunların gözümüzde büyümesine neden olabilir.

Kendimizi çaresiz ve sorunların içinde boğulmuş gibi hissettiğimizde, telefonu elimize alıp “Haydi bir kahve içelim” dediğimiz, konuştuğumuzda rahatladığımız arkadaşlarımız vardır. Konuşmak sorunlarımıza farklı bir açıdan bakmamızı ve çözüme daha hızlı ulaşmamızı sağlayabilir. Fakat bazen de arkadaşlarımızla ortak sorunlarımızdan bahsetmek durumu içinden çıkılmaz bir hale sokabilir, öfkemizin veya mutsuzluğumuzun arttığını, problemlerin gözümüzde büyüdüğünü hissederiz.

33 yaşındaki finans uzmanı Elif, yakın arkadaşlarının birbirini nasıl etkilediğini şöyle anlatıyor: “İki bekâr arkadaşım Hülya ve Zeynep’le iş çıkışı yemek yiyip sohbet etmek için buluştuk. Gece boyunca ‘yanlış erkeklerle’ yaşadıkları  randevuları ve eski ilişkilerini masaya yatırdık. Hülya ve Zeynep’in olması gerektiği gibi birbirlerini deşarj ettiklerini, rahatlattıklarını düşünüyordum ama yanıldığımı fark ettim. Çünkü dönüş yolunda Hülya bana, ‘Zeynep yalnız yaşlanmaktan korkuyor. Bunun benim de başıma gelmesinden endişelenmeye başladım’ dedi. Zeynep’in bitmek bilmeyen kaygıları ve gelgitleri, Hülya’yı da olumsuz etkilemeye başlamıştı.”

Sorunlar büyüyebiliyor

Hülya ve Zeynep’in yaşadığı bu özdeşleşme eğilimine duygusal yansıma ya da duygusal aynalama deniyor. Beyinlerimizdeki ayna hücreler başkalarının nasıl hissettiğini anlamamızı sağlıyor. Yani hüzünlü bir film izlediğimizde ağlamamızın nedeni ayna nöronlarımız! Klinik psikolog Dr. Serap Altekin, “Ayna nöronlar bir yandan birbirimizi anlamamızı ve empati kurabilmemizi mümkün kılarken, diğer yandan da birbirimizin duygularından ve tepkisinden etkilenme, özdeşleşme eğilimini de beraberinde getiriyor” diye açıklıyor. Eğer dertleştiğiniz kişi samimi bir şekilde sizi gerçekten anlamak ve kendi çözümlerinizi bulmanızda destek olmak için dinleyebiliyorsa, sorduğu sorularla çözüm odaklı, yaratıcı ve yapıcı bir açıdan sorunu ele alabilmenize katkı sağlıyorsa, bu konuşmanın sizi rahatlatıp iyi hissettirme olasılığı yüksek. Ancak, benzer sorunları olan iki kişi sağlıksız bir şekilde iletişim kurduğunda o kişiye olan yakınlık derecemiz, problemlerimizi tekrar gün yüzüne çıkarabilir. Altekin, “Eğer dertleştiğimiz kişi bizi dinlemek ve anlamaktan ziyade, farkında olarak ya da olmayarak, bize kendi algısını empoze etme ve kendi duygusunu yükleme eğilimindeyse, bizim anlattığımız problem karşısında bizden daha kızgın, öfkeli ya da daha kaygılı, panik, çaresiz, umutsuz bir yaklaşım sergiliyorsa, o konuşmanın bizim için rahatlatıcı olması elbette beklenemez” diyor. “Bilakis, problemin gözümüzde daha da büyümesine neden olabilir”.

Hülya ve Zeynep, problemlerini ikiye katlamak yerine ikiye bölmek için birbirleriyle iletişim şekillerini gözden geçirmeliler.

Karşılıklı etkileşim

Peki, duygusal yansıma yaşadığınızı nasıl anlarsınız? Psikoterapist Ingrid Collins, kendimize sormamız gereken soruları şöyle sıralıyor: “Bu görüşmenin sonucunda kendimi tükenmiş mi, yoksa beslenmiş mi hissediyorum? Bedenimi dinlediğimde, kas gerilmeleri veya nefes alış verişimde değişiklik fark ediyor muyum? Cevabınız ‘Evet’ ise bedeniniz size zihninizin ne yapmaya çalıştığını itiraf ediyor demektir.” Klinik psikolog Dr. Serap Altekin, eğer konuşma sonrasında kaygı, gerginlik, kızgınlık ve öfke gibi duygularımızın arttığını hissediyorsak, en az iki ihtimalin söz konusu olduğunu vurguluyor. “Bu durumda, biz konuşma şeklimizle kendi duygularımızı yükseltmiş olabiliriz veya konuştuğumuz kişinin kaygı ve öfkesini sahiplenip onun duygularından fazlasıyla etkilenmiş olabiliriz.”

Yansıtma davranışı nasıl yok edilir?

Konuştuğunuz kişinin algısından ve tepkisinden fazlasıyla etkilenmiş hissediyorsanız ilk önce kendi duygularınızı tanımaya ve adlandırmaya çalışın. Karşınızdaki kişinin duygu ve tepkileriyle kendinizinkileri karıştırmayın.  Duygularınız hakkında dürüst olun ve duygularınızın işlemesini sağlamak için zihninizi serbest bırakacak aktiviteler yapın. Klinik psikolog Dr. Serap Altekin’e göre birinin bakış açısını ya da çözüm yolunu hiç sorgulamadan içimize almak ve olduğu gibi uygulamaya çalışmak, üzerimize olmayan bir elbiseyi zorla giymeye çalışmaya benziyor. “Oysa, herkes kendisi için en uygun, en doğru, en sağlıklı ve en işlevsel olan şeyi ancak kendisi bilebilir ve bulabilir. Bunun için de kendimize zaman ve alan tanımak önemlidir”.

Ayrıca diğer kişi, duygularınızı anlamada sizinle aynı aşamada olmayabilir. Konuşurken, “sen dili” yerine “ben dili” kullanın, “Anlattıklarını dinlediğimde kendimi böyle böyle hissediyorum” gibi. Böylece karşınızdaki kişiye duygularınızı yüklememiş ve onun savunma yapmasının önünü kesmiş olursunuz.

Konuşma sonunda kendinizi daha güçlü hissedin

Unutmayın ki duygusal yansıtma, endişelerinizi zor zamanlar geçiren birine eklemek ve onların sorumluluğunu almaktır. Bu iki taraf için de adil değildir.

Elif, Zeynep ve Hülya’yla geçirdiği geceyi düşündüğünde Zeynep’in “Hep haksızlığa uğruyorum” gibi ifadeler kullandığını, sık sık çaresizliğinden yakındığını ve geleceğiyle ilgili birçok umutsuz cümle kurduğunu söylüyor. Bu konuşmanın her iki tarafın da karamsarlığını artırmasına şaşırmamak lazım. 

Altekin, konuşma sırasında seçtiğimiz kelimelerin karşımızdaki kişinin duygusundan ve verdiği tepkiden bağımsız olarak, bizim o konuşmanın sonunda nasıl hissedeceğimizi etkileyen unsurlardan biri olduğunu vurguluyor ve ekliyor: “Kendimizi de daha aktif, çözüm arayan, farklı yollar deneyebilen ve bulabilen, daha önce de benzer ya da farklı problemler yaşamış, aşmış ve bugüne kendini taşımış bir insan olarak konumlandırdığımızda, o konuşmanın sonunda kendimizi daha iyi ve daha güçlü hissederek çıkmamız mümkün olur.”

Dertleşmek yetmediğinde

Sınırlarımızı gözden geçirmenin ve kendimize yeterince alan tanıyacak şekilde yeniden çizmenin önemli bir başlangıç noktası olacağını söyleyen Altekin, neyi, ne kadar, ne zaman ve kiminle/kimlerle paylaşacağımız üzerinde düşünmenin faydalı olacağını ifade ediyor.

Altekin, “Aynı konuları hep aynı insanlarla konuşmak ister istemez kendini tekrar eden kısırdöngüler yaratabilir; bir yandan zihinsel bir tıkanmaya diğer yandan da duygusal bir takılı kalma haline neden olabilir” diye uyarıyor ve  kısırdöngüyü kırabilmek için, mümkün olduğunca farklı insanlarla, farklı bakış açılarıyla temas etmemizi ve alternatif yaklaşımları değerlendirmemizi öneriyor.

Yakın bir arkadaşlarımızla sorunlarımızı paylaşmak ya da dertleşmek duyulduğumuzu ve desteklendiğimizi hissettirir. Ancak bu güven duygusunu her zaman dışarıda aramak yerine, ona kendi kaynaklarımızla da ulaşmanın yollarını bulabiliriz. Bunun için kendimize, “Ne hissediyorum, bana ne iyi geliyor, ne istiyorum, önceliklerim neler, neyi kesinlikle istemiyorum, neyi değiştirmek ve neye dönüştürmek istiyorum, bu deneyim bana ne öğretiyor, baş etmek için ne yapabilirim, başka neler deneyebilirim?” gibi sorular sorabiliriz.  

Eğer aynalanmasını istediğiniz bir fikriniz varsa, bunun için her zaman bir arkadaşa ihtiyacınız yok. Yaratıcı duygularınızı resim yaparak, ya da düşüncelerinizi hikâye yazarak keşfedebilirsiniz. Spor da benzer şekilde yardımcı olacaktır. Böylece, zihniniz boşalacak ve nasıl hissettiğinizi anlamaya başlayacaksınız.

Yazı: Hüma Kaya

 

 

Önceki Yazılar

Z KUŞAĞI İLE İLETİŞİM

Sonraki Yazılar

Bibliyoterapi: Aralık Ayında Okumanız Gereken Kitaplar