dedikodu

DEDİKODU VE SAMİMİYETSİZLİK NEDEN RAHATSIZ EDİCİDİR?

Ya da bu soruyu şöyle sorabiliriz: Dedikodu ve samimiyetsizlik kimler için daha çok rahatsız edicidir ve neden? Bazılarımız hakkımızda dedikodular olduğunu veya olabileceğini bilip etkilenmezken, neden bazılarımız için bu durum aşırı sıkıntıya neden olabiliyor?

İzmir’de üniversitede okurken, bir yandan da hobim olan müzisyenlik yapıyordum. Çaldığımız mekânların başında gelen Mavi Bar’da sahne aldığımız bir akşam, barın alt katındaki mutfağının bir köşesinde diğer müzisyen arkadaşlarla bir konuyu tartışıyorduk. Bizim müzik grubundaki bir ya da iki kişi başka bir gruptaki kişilerle sorun yaşıyordu. Nedeni ise diğer kişilerin bizim grubumuzdaki bazı kişiler için söylediği sözlerdi. Kulaktan kulağa bu sözler ilgili kişilerin kulağına kadar gelmişti. Tartışmanın bir yerinde ağzımdan şöyle bir soru çıkıverdi: “Arkadaşlar,haklısınız ama aramızda hakkında dedikodusunu yapmadığımız bir kişi var mı?” Hepimiz birbirimize baktık. Kısa bir sessizlik oldu. Ardından gülümsemeye başladık. Altı-yedi yıldır aynı topluluk içindeydik. Kendi grubumuzdaki kişilerde dahil arkasından laf etmediğimiz ya da hakkımızda konuştuğunu bilmediğimiz bir kişi bile yoktu. Buna rağmen bir aradaydık ve aynı ortamda eskisi gibi arkadaşlığımız ve ortaklığımız devam ediyordu.

Panik bozukluğu olan bir kişi için, önemsiz bir bedensel belirti bile yaklaşmakta olan korkunç bir hastalığın belirtisi olarak yorumlanır. Örneğin, derisinde küçük bir kızarıklık gören kişi, bunu bir deri kanserinin belirtisi olarak yorumlayabilir ve çok büyük bir korku yaşar. Bu tür bir rahatsızlığı olmayan kişiler için bu o kadar sıkıntı yaratmaz. Eğer devam ederse, uygun bir zamanda bir doktora göstermek üzere dikkatimizi hayatımızın diğer alanlarına verebiliriz. Panik bozukluğu olan kişiler ise o belirti hakkında internetten tonlarca bilgi toplamadan, ilk fırsatta doktorlarla görüşüp sayısız tetkikler yaptırmadan kendilerini rahatlatamazlar. Hatta bunları yapsalar da içleri rahatlamaz. Çünkü tehlikelere karşı dayanıksız olduklarına ilişkin derin inanışları vardır. Şema terapide, bu tür inançların olduğu düşünme ve duygulanma kalıplarına “dayanıksızlık şeması” adını veriyoruz.

Duygusal yoksunluk denen bir başka şemada ise diğer insanlarla ve yakın kişilerle sıcak ilişki kurulamayacağına dair inançlar bulunur. Onlar için diğer insanlar bencildir ve ayrıca bir başkası için özel olamayacaktır. Derisinde kızarıklık gören panik bozukluğu olan bir kişi gibi, duygusal yoksunluk şemasına sahip olan kişiler samimiyetsizlik, mesafelilik veya dedikodu yapılması gibi durumlarda aşırı sıkıntı duyarlar. İlişki konusunda kriterleri çok yüksektir. Bu nedenle, ufak tefek içtenliksizlerin, arkadan konuşmaların varlığında bile yoğun sıkıntı yaşayıp bu kişi veya kişilerle ilişkilerini sınırlar veya koparırlar. Sonuç, şemaya adını veren durumdur: Yakın ve sıcak duygular yaşamaktan yoksun kalmak.

Ağır durumlarda terapi kaçınılmazdır. Ancak daha hafif durumlarda, “gerçek ilişki” için belirlenmiş standartları düşürerek dedikodunun varlığını kabullenmek, diğerlerinin her zaman duygusal anlamda yakın olmaları beklentisini kırmak, riskleri göze alarak diğerlerine karşı içten olmak, samimiyetsiz ve mesafeli ortamlara direnci artırmak faydalı olacaktır. Sağlıklı toplumsal veya kişisel ilişkilerde, herkesin her zaman tutarlı olmasına gerek yoktur.

Yazı: Psikiyatr, Alp Karaosmanoğlu

 

 

Önceki Yazılar

FİZİKSEL EGZERSİZLER DOĞAL İLTİHAP ÖNLEYİCİ

Sonraki Yazılar

KEMİK SUYU VE SAKATAT ÇORBALARININ FAYDALARI