DAKOTA MAYI JOHNSON

DAKOTA JOHNSON

“Güvende hissedersem, her şeyi başarabilirim”

“Grinin Elli Tonu” serisiyle bir anda yıldızı parlayan Dakota Johnson, tutkulu ve bir o kadar tehlikeli bu aşk hikâyesinden sonra iki yeni filmle karşımıza çıkıyor. Yetmişli yılların kült korku filmi Suspiria’nın yeni versiyonunda Johnson, başladığı okulun korkunç sırlarını keşfeden genç bir bale öğrencisini canlandırıyor.Yıkık bir otelde bir araya gelen yedi gizemli insanın hikâyesini  konu alan “El Royale’de Zor Zamanlar” filmi ise gösterime girdi. Johnson çocukluğundan kariyerine, özel hayatından cinselliğe bakışına kadar tüm tonlarıyla karşınızda.

Doğuştan star

Dakota Mayi Johnson, 4 Ekim 1989 yılında Teksas’ta doğdu. Annesi ve babası 80’li yılların en popüler oyuncularından Melanie Griffith ve Don Johnson; büyükannesi ise Alfred Hitchcock’un en sevdiği ilham kaynaklarından biri olan Tippi Hedren. Büyükbabası Peter Griffith de döneminin meşhur aktörlerindendi. Doğduğu günden beri Hollywood’un bir parçası olan genç yıldız, Norveç, İngiliz, İsveç ve Alman genleri taşıyor.

Dakota Johnson, çocukluğunun büyük bölümünü Los Angeles’ta geçirdi ama küçük yaşlarda ailesiyle dünyayı gezdi. Beş yaşındayken anne ve babası ayrıldıktan sonra, sık sık San Francisco’ya giderek babasını ziyaret etti. Ama “küçük Dakota”, annesiyle de zaman geçirmeyi seviyordu.“Dünyayı geziyordum ve buna bayılıyordum” diye anlatıyor o günleri. İkisini de çok seven Dakota Johnson, iki hafta annesiyle, iki hafta da babasıyla kalıyordu ve yanında özel hocalarla geziyordu. Ebeveyninin boşanmasından ve annesinin üçüncü evliliğinden sonra, Dakota Johnson’ın üvey babası Antonio Banderas kızının eğitiminden sorumlu oldu. Bu süreçte ikisinin arasında güçlü bir baba-kız bağı oluştu. Geleceğin yıldızı Aspen Community School’a başlayarak prestijli bir eğitim aldı. Okul yıllarından beri dansa çok meraklıydı ve “star”çocukların çoğu gibi modellik onu cezbediyordu. Anne ve babası yoğun çekim temposuyla evden uzakta çok vakit geçirdiği için, Dakota Johnson’ın hayatının büyük bölümü bakıcılar ve özel hocalarla geçti. Kaç okul değiştirdiğini veya kaç çocukluk arkadaşlığının yok olup gittiğini kendi bile hatırlamıyor. Aynı zamanda ebeveyninin boşanması ve fazlaca göz önünde yaşadıkları uyuşturucu problemleriyle baş etmek zorunda kaldı. “Sürekli tutunmaya çalışıyordum ama bir türlü huzur bulamıyordum” diye anlatıyor o günleri.

Okul hayatı da Dakota Johnson için zor geçti,çünkü okula gitmekten her zaman nefret etti. “Okula zamanında gitmemin benim için hiçbir anlamı yoktu. Üvey baban ‘Evita’da oynuyor diye altı aylığına Budapeşte’ye gelmişsen ve okulun otel odasıysa, saatin kaç olduğunun hiçbir önemi yok. Tam bir felaketti, uzun süre beynimde bir sorun olduğunu düşünmüştüm.Sonradan anladım ki sadece farklı biçimde çalışıyor.” Dakota Johnson, ilk defa birkaç sene üst üste kalabildiği Santa Monica şehrinde liseye giderken,mankenlik yaparak kendi parasını kazandı. Mezun olduktan sonra o dönemki erkek arkadaşıyla beraber Batı Hollywood’da bir eve taşındı. Liseyi bitirdikten sonra sadece Amerika’nın en iyi sanat ve müzik okulu olan Juilliard’a başvurdu. Okulun ince elenip sık dokunan seçme sistemine takılınca, Los Angeles’a geri döndü ve çeşitli film seçmelerine katılmaya başladı.

Işıltılı kariyer

Büyükannesi Tippi Hedren, ailedeki “oyunculuk geni”yle ilgili şöyle diyor: “Melanie’yi film yıldızı olması için zorlamadım, o da Dakota’yı zorlamadı. Sanırım ikimiz de baskıcı annelerden değiliz.”

Dakota Johnson beyazperdeye 1999 yılında, 10 yaşındayken, “Alabama’da Bir Çılgın” filminde annesi Melanie Griffith’in çocuğunu canlandırarak adım attı. 12 yaşındayken, Teen Vogue dergisine model olarak ilk pozunu verdi ve kariyerini modellikte devam ettirmeyi düşündü. Genç kız, moda endüstrisinin zorlu dünyasında başarılı olabilmek için gerekli her şeye sahipti: Muhteşem bir görünüş, ince bir beden, mükemmel moda zevki ve kusursuz bir stili vardı. Bu özellikleri sayesinde dikkat çekeceği kuşkusuzdu. Dakota Johnson 2006 yılında IMG Models ajansıyla sözleşme imzaladı. 2009-2010 yıllarında Mango’nun yüzü olan Johnson, aynızamanda dünyaca ünlü Avustralya markası Wish ile çalışmaya başladı. 2010 yılında “Sosyal Ağ” filminde ufak bir rol aldı ve 2015 yılına kadar çeşitli filmlerde oynamaya devam etti. Bu arada modelliğe de devam eden genç oyuncu, 2015 yılında çok ses getirecek olan “Grinin Elli Tonu” serisinin ilk filminde rol aldı.

Uluslararası çok satanlar listesinde uzun süre bir numarada kalan kitaptan uyarlanan filmde, Johnson’un canlandırdığı Anastasia Steel karakteri,zengin ve yakışıklı iş insanı Christian Grey ile tanıştıktan sonra kendini erotik ama bir o kadar da tehlikeli bir dünyanın içinde bulur. Filmde rolü gereği kelepçelenen, kırbaçlanan ve ağzı bağlanan Johnson, Anastasia karakterinin serinin ilk filminde kendini ve farklı bir cinsel dünyayı keşfettiğini ifade ediyor. Dakota Johnson, seks sahnelerinin çekimlerinde çok zorlandığını ama alıştıktan sonra otomatik olarak ilerlediğini ve bunu sadece bir görev gibi düşündüğünü de ekliyor. “Senaryoyu okuduktan sonra bunun inanılmaz bir hikâye olduğunu düşündüm. Çok farklı bir içerikti, bu yüzden bir parçası olmak istedim. Anastasia çok güçlü, zarif ve onurlu bir kadın. O, muhteşem biri!” Aynı zamanda filmin çekiminde hiç dublör kullanmadığını da itiraf ediyor: “Dublör kullansaydım hile yapıyor gibi hissederdim. Eğer bu işi kabul ettiysem, onu tamamen tek başıma yapacaktım. Role ve karaktere karşı dürüst ve şeffaf olmak istedim. Benim çıplaklıkla ilgili bir sorunum yok, çünkü utanma duygum yok.Bence çıplaklık güzel bir şey, bu yüzden ben de rolüm ne gerektiriyorsa yapmayı seçtim.” 2017 yılında çıkan serinin ikinci filmi “Karanlığın Elli Tonu”, ilkine kıyasla daha gerilimli ve çiftin arasındaki seks daha tutkulu ve yoğun. Canlandırdığı karakteri Dakota şöyle anlatıyor: “Anastasia güçlü bir kadın. Çok zeki ve seksüelliği çok yüksek, aynı zamanda karakteri o kadar yönlü ki normal şartlarda bu özelliklerin bir kişide olması anlamsız gelir. Ben tüm bu farklı özelliklerini vurgulamaya çalıştım.” Anastasia’nın karmaşık seks hayatını gözlemlerken, Dakota Johnson sadomazoşizme karşı da hayranlık duyduğunu itiraf ediyor: “Sadomazoşizm hâlâ kapalı bir kutu olduğu için bu kavrama önyargılı yaklaşılıyor ama doğru uygulandığında aslında keyifli. Kaliteli bir zevki yansıtan lüks malzemeler kullanıldığı sürece güzel anlar yaşatabilir. Hepsi sadece jartiyer giyip ağız topu takmaktan ibaret değil. Ama benim asıl takdir ettiğim, bazı insanların büyük bir cesaret göstererek, seksten zevk almak için harici ekipmana biraz ihtiyaç duyduklarını ifade etmeleri. Amerika hâlâ cinsel anlamda baskıcı bir toplum. Orgazm, Tanrı’nın insanlara bir hediyesidir.”

Tutkulu bir aşk hikâyesi olarak adlandırdığı “Grinin Elli Tonu” üçlemesinin son filmi “Özgürlüğün Elli Tonu”, bu yıl içinde gösterime girdi. Dakota Johnson, çekiminde en çok zorlandığı sahnenin bu filmde olduğunu itiraf ediyor: “Bu serideki en zor sahne benim için üçüncü filmdeydi.Ellerim ve kollarım kapıya kelepçelenmişti. Kapı çit gibiydi ve yukarı aşağı hareket ediyordu. Gözlerim bağlıydı. Çok rahatsız oldum ve şaşırdım, çünkü fazlasıyla prova yapmış ve bu sahne üzerine çalışmıştım. Duyularınız bu şekilde elinizden alındığında, sinir sisteminizin vereceği tepkileri kontrol edemiyorsunuz. Bu yüzden o sahne biraz rahatsız ediciydi.”

Çıplaklığın bir oyuncu için çok ilginç bir deneyim olduğunu ifade eden Johnson, rol arkadaşıyla ilgili de şöyle diyor: “Jamie ile uzun süre,kelimenin tam anlamıyla birbirimize çok yakın çalıştık. Aramızda hiçbir yasak ve engel yoktu, çok samimi ve güven verici bir deneyimdi. Ama bu tam bir kumar! Ya beni rahatsız hissettirecek kötü biri olsaydı? Makyaj yok, kıyafet yok, hikâyeye katkıda bulunacak hiçbir şey yok. Bu yüzden sahne tamamen performansa dayalı hale geliyor.”

Johnson’un yeni projeleri arasında Dario Argento’nun 1977 yapımı kült korku filmi “Suspiria”nın yeni versiyonu var. Luca Guadagnino’nun yönettiği film, bale okuluna başlayan bir genç kızın okuldaki ürkütücü ve karanlık sırları keşfetmesini konu alıyor. Korku filmindeki bu rolü yüzünden terapiste gittiğini gizlemiyor Dakota Johnson. Herhangi bir rahatsızlık teşhisi konmadığını ifade eden genç yıldız, şöyle devam ediyor: “Ben sünger gibiyim ve insanların duygularını, o an hissettiklerini içselleştiririm. Karanlık bir konu üzerinde çalıştığınızda rahatsız olabilirsiniz ve bununla ilgili birisiyle konuştuğunuzda rahatlarsınız. Terapiye gitmek bir projeyi geride bırakmak için de iyi bir yoldur. Terapistim çok anlayışlı bir kadın ve beni rahatlatıyor.” Genç yaşına rağmen kariyerinde başarıyla ilerleyen Dakota Johnson, bulunduğu yerden memnun.“Birlikte çalıştığım oyunculardan çok şey öğreniyorum ve hayatımda doğru zamanda doğru yerde olduğumu hissediyorum. Bundan birkaç sene önce savaşıyordum ve insanların bana bir şans vermelerini bekliyordum. Çok hassas bir yapıya sahibim ve kendimi güvende hissetmediğimde içime kapanırım. Ama kendimi güvende hissedersem, başaramayacağım şey yoktur!”

Sağlam ilişkiler

Dakota Johnson, 2010 yılında ünlü gitarist Noah Gersh ile ilişkiye başladı. Herkesin imrenerek baktığı bu ilişki dört yıl sürdü. Romantik ilişkilere ciddi yaklaşımıyla tanınan Dakota Johnson’un arkadaşları da onun ilişkilerde hep sağlam adımlarla ilerlediğini onaylıyor.

2014 yılında aktör Jordan Masterson’a âşık oldu. Ama “Grinin Elli Tonu” serisinin anlaşmasından sonra Johnson’un özel hayatı darbe aldı ve çiftin arasında anlaşmazlıklar başladı. Scientology tarikatı üyesi Masterson farklı değerlere sahip olduğundan, çift ayrılma kararı aldı. Fakat güzel yıldız uzun süre yalnız kalmadı. Drowners adlı rock grubunun solisti Matthew Hitt ile ilişkiye başladı. Fakat bu ilişki, “Grinin Elli Tonu” filminin başarısından sonra Johnson’un bir anda artan ünü ve şöhretini kaldıramadı. Hitt, kız arkadaşının üzerindeki dikkatten rahatsızlık duymaya başladı ve ayrıldılar. Genç yıldız 2015 yılında yine paparazzilerin ilgi odağı oldu. Adı, biseksüel olduğunu itiraf eden şatafatlı model Cara Delevingne ile anılmaya başladı. Çift, Karl Lagerfeld’in teknesinde verdiği bir partide el ele objektiflere yansıdı. Ancak bir daha yan yana pek görülmeyerek bu dedikodunun da sonlanmasını sağladılar. Geçen aylarda ise dünyaca ünlü pop-rock grubu Coldplay’in solisti, Gwyneth Paltrow’un eski eşi ve çocuklarının babası Chris Martin ile görüşmeye başlayan Johnson, bu ilişkisini gözlerden uzak ve son derece gizli yaşamaya dikkat ediyor. Verdiği son röportajında konuyla ilgili olarak, “Bununla ilgili konuşmayacağım, sadece çok mutlu olduğumu söyleyebilirim” açıklamasında bulundu. Hamilelik dedikodularına ise yanıt vermeyen çift, bu konuda da gizemlerini sürdürüyor.

Dakota Johnson, erotik bir üçlemede rol aldığı için insanların ona ve özel hayatına önyargıyla yaklaşmasından sıkıldığını da açıkça ifade ediyor:“Bu çok garip. Bazı insanların tek yaptığı şey sürekli eleştirmek, bu çok can sıkıcı! Tam bir zaman ve enerji kaybı.”

 

 

Önceki Yazılar

YENİ NESİL SANATÇI PLATFORMU: BASE

Sonraki Yazılar

DUYULARINIZI HAREKETE GEÇİRECEK HEDİYELER