daima-en-kotusune-hazirim

“DAİMA EN KÖTÜSÜNE HAZIRIM!”

 

 

Bazılarımız zamanını başarısız olacağına dair bahse girerek ya da karşısına çıkacak olumsuzluklardan sakınarak geçiriyor. Hayatı kendilerine zehir ediyorlar. Olumsuz beklenti eğiliminden nasıl kurtulabiliriz? Aslı için her yeni tanışma terk edilmenin ilk aşaması demek oluyor. Sena, alacağı yeni eğitimde başarısız olacağından emin, çünkü “asla altından kalkamaz”. Irmak ise “zaten beğenilmeyeceğinden emin olduğu” iş görüşmesini geçememiş. Yorucu ve insanın kolunu kanadını kıran bu bakış açısı, Psikiyatrist Michel Lejoyeux’ye göre kaygılı bir insanın her şeye mesafeli yaklaşmasından kaynaklanıyor. Hayatta kendi payına düşen mutsuzluklardan nasibini almadan var olabilmek mümkün değil. O halde insan kendini hazırlamalı…

Güncel bir kaygı

Aşırı kaygılı insanlar korkularını kötü haberlere odaklanarak doğrulamaya çalışır. Kazalara, hastalıklara, saldırılara her gün yeni kurbanlar verilir. Belki de sırada onlar vardır. Profesör Lejoyeux, “Medya bizi karşı karşıya olduğumuz tehlikelere karşı haber yağmuruna tutarken, endişeli olan temkinli, umursamazsa deli olarak algılanıyor!” diyor ve bu durumu medya kaynaklı bir çeşit hastalık hastalığı olarak tanımlıyor. Bununla birlikte aslında gündem, daha derinde yatan bir kaygının ifade edilmesine fırsat veren bir bahaneden ibaret. Haberler kaygıyı besliyor, destekliyor ve farklı yönlere sapmasına yol açıyor. Öyle ki kimileri için haberleri kaçırmamak “en çok korktukları şeyleri heyecanla izledikleri bir bağımlılık türü” haline geliyor.

Kendini cezalandırma biçimi

Felaketten korkanlar, tehlikeyi savuşturabilmek için aldıkları önlemleri iki katına çıkarıyorlar. Kendisini zehirleyebilecek maddelerden veya düşebilecek uçaktan uzak durma, başarısız olmamak için denememe, acı çekmemek için sevmeme gibi… İhtiyatlı olmak gibi algılanan şey giderek kendi kendini cezalandırma girişimine dönüşebilir. Psikanalist Musa Nabati bu durumu, “Aslında kendini en kötüsüne hazırlamak, daha iyiye layık olmadığına inanmak demektir” diye açıklıyor. “Oysa hayata bakış açımız izlediğimiz yolu belirler, zaman zaman da bir fren işlevi görür. Olumsuz beklentilerin sürekliliği benliğin tükenmesine neden olur. Kaygıların kabarmasına, bireyin bir şeyler yapabilme becerisinin körelmesine neden olur.” Bu yüzden kaygılı insan, kötümserliği içinde kendini iyi hissettiği, sınırlanmış bir hayata mahkûm olur.

İçindeki çocuğun korkusu

Korkan kim? Psikanalist Nabati’ye göre, “Korkan yetişkin değil, onun içindeki çocuk. Çocuk eğer fiziksel ya da psikolojik açıdan kötü muamele gördüyse (şiddet, terk edilme, ensest…), ebeveyninin acılarına tanık olduysa (işsizlik, kavga, alkolizm…) öyle büyük bir kaygı yükleniyor ki daha sonra yeni girişimler sırasında daima kötümser beklentilerle yola çıkıyor. Kişi, şimdiki zamandan kopuk durumda, aslında geçmişte, “kendi geçmişinde ve başka noktalarda” hissettiği korkuları yeniden yaşıyor.

Acı çeken çocuk kendini yaşananların sorumlusu olarak görür. Mutluluğun peşinden daima mutsuzluğun da geleceğini düşünerek büyür. Kendi içinde bu düşüncesinin farkına varabilen birey aslında mutluluk yolunda ilk adımı atmış sayılır.

GİRDAPTAN NASIL ÇIKMALI

Korkularınızı gözden geçirin

Psikanalist Musa Nabati’ye göre, “çıkmak” için önce girdaba “girmek” gerekiyor. Başka bir deyişle korktuğunuzu ve acı çektiğinizi kabul ederek yola çıkmak gerek. Duyularınıza kulak vermek, korkudan kurtulmaya giden yolda bir diğer adım. Ayrıca kendinize yalan söylemekten de kaçınmalısınız, çünkü Psikiyatrist Michel Lejoyeux’nün de belirttiği gibi, “Önemli olan kendini net olarak görebilmek ve duyguları şekillendiren kontrol dışı mekanizmaları parmakla gösterebilmek”.

Kıyaslayın

Tehlikeden aşırı korkmak gerçeği belirli bir şekilde algılamak anlamına gelir. Araştırma yapın, bilgi alın. Bu sayede soruna uzaktan bakabilirsiniz. Ayrıca kendinizi mağdurun yerine koyduğunuzda mağdurun acısının azalmadığını düşünün. Kendinizi başkalarının yerine koymak yerine kendi gerçek konumunuzu saptamaya gayret edin.

Yakınlara tavsiyeler

Musa Nabati, “Aşırı kaygılı birine tehlikenin olmadığını kanıtlamaya çalışmayın” diyor. “Söylediğinin çılgınlık olmadığını, yolda ezilebileceğini, çocuklarının birer suçlu olabileceğini, âşık olarak sonunda acılar yaşamak zorunda kalabileceğini doğrulayın. Ancak bütün bunlar ihtimal dahilinde olsa da kesin gerçeklikler değil. Yaşamak, ölüm riskini de, kaybetme riskini de içerir. Ve hayattan zevk almanın tek yolu, bu trajik varoluşsal riski kabul etmekten geçer. Ne pahasına olursa olsun onu teskin etmeye çalışmaktan da kaçının. Bunun yerine onu güldürmeye çalışın. Biraz mizah, zihindeki tehlikeyi bertaraf etmenin en iyi yoludur.”

Benim çözümüm“Olabilecek en kötü şeyle kaçınılmaz olanı karıştırıyordum”

Tuna, 39 yaşında, senarist

“Çocuklarım doğduğunda korkuyla tanıştım. Derinlerden gelen, bilinçdışı bir ölüm korkusu. Öyle güçlü bir korkuydu ki aklımda daha küçük ve çözümlenebilir farklı pek çok korkuyu tetikledi. Hırsız girmesin diye pencerelere parmaklık taktırdım, kuş gribine karşı bütün aileme aşı yaptırdım, saldırıda mağdur olmamak için metroya binmeyi bıraktık… Olabilecek en kötü şeyle kaçınılmaz olanı karıştırıyordum. Karım benimle dalga geçiyordu. Umursamazlığı beni çıldırtıyordu. Ama bana yol gösterici oldu. Aynı tehlike karşısında aynı tepkiyi vermiyorduk ve ikimiz de aynı şeyi yaşıyorduk. Annemle konuştum. Bana saklanarak, korkarak geçen çocukluğunu anlattı. Onun tepkilerini miras almıştım, oysa aynı tehlikelerle karşı karşıya değildim. Bugün sağduyulu davranabiliyorum. Fakat çocuklarım için hayat boyu korkacağım.”

Yazı: Olivia Benhamou
Derleyen: Damla Kellecioğlu

 

 

Önceki Yazılar

BAŞARISIZLIĞIN ALTI NEDENİ

Sonraki Yazılar

CİLT TİPİNE UYGUN TEN MAKYAJI NASIL YAPILIR?

Bir cevap yazın