cok-cabuk-icimi-dokuyorum

“ÇOK ÇABUK İÇİMİ DÖKÜYORUM”


Ceyda, 33 yaşında, her iş ya da şehir değiştirişinde, eski eşinden kimseye bahsetmeyeceğine dair kendi kendine söz veriyor. “Sekiz sene boyunca narsist bir adamla yaşadım. Şimdi, ne zaman biri beni dinlemeye başlasa ya da kıskançlıkla ilgili meselelerden bahseden birini görsem, o zamanları anlatmadan duramıyorum. Bazen karşımdaki kişiye çok fazla içimi döktüğümü fark ediyorum. Ama kendimi tutmak zor geliyor; çünkü yaşadığım baskılardan, zorbalıklardan bahsetmek, problemin benden değil de eski kocamdan kaynaklandığının teyidini almak istiyorum. İçimi döktükçe kendimi affedebilecekmişim gibi geliyor.”İç döktükten sonra hissedilen teskinin gerçek bir iyileşme sağlayıp sağlamadığı ise tartışılır.

Yaşadıklarımdan şüphe duyuyorum. Çektiğimiz her acı, bizi kendimizle baş başa kalmaya ve “Sahiden ben ne yaşadım?” diye sormaya yöneltir. “İç dünyasını çok çabuk ve herkese açan kişi, sözlerinden şüphe duymayan biriyle karşılaştığında, kendisini acı veren bir gerçeklikten kurtardığını zanneder” diyor Psikanalist Virginie Megglé. Fakat böyle davranmak, travmaları tekrar tekrar yaşatan duyguların ve onlara eşlik eden utancın su yüzüne çıkmasına neden olur. “Dinlemenin gerçekten iyileştirici olması için bütün şartları karşılayan terapötik bir dinleme olması gerekir. Yoksa tekrar tekrar anlatmak acıyı hiçbir zaman dindirmez.” Psikoterapist Sylvie Tenenbaum’a göre, bu tabloya tamamen çağdaş bir kanıyı da eklemek gerekiyor. “Genel olarak şikâyetlerinden bahseden insanların birçoğu, problemlerinin kendilerini daha ilgi çekici kıldığını düşünüyor. Hem de sır verdikleri kişilerin duygularını hesaba katmadan.”

Kaynaşmak istiyorum. İç dünyalarını hemen gözler önüne seren kişiler, kendilerini, kaygılarını ilettikleri sırdaşlarından ayıran ruhsal sınırları ihlal edebiliyorlar. Gestalt Terapisti ve Psikolog Chantal Delourme, bu durumu ötekiliğin inkârı olarak açıklıyor. “Söz konusu kişilerin ihtiyaçları ebeveynleri tarafından sıklıkla yadsınmıştır. Örneğin ebeveynler çocuklarına; yaş, nesil, olgunluk farkını gözetmeksizin evliliklerine, eşlerine ait problemleri anlatırlar.” Bu davranış, çocuk yetişkinliğe eriştiğinde su yüzüne çıkar ve mantıksız bir beklenti oluşur. Tıpkı ebeveynlerin onlara yaptığı gibi, zayıf düşmüş egolarının tamir araçlarını başkasında bulmaya çalışırlar.

Bir kurtarıcı arıyorum. “Özgüven eksikliği hissedildiğinde, büyüklü küçüklü acıları açığa vurmak ilgi çekmenin harika bir yolu olarak görünür. Başkalarından her şeyi onarıp iyileştirecek iyi anne rolünü sırtlanmaları beklenir” diyor Virginie Megglé. Sylvie Tenenbaum’a göre, bu kurtarıcı arayışı, aşk hayatında da karşımıza çıkıyor. “İlk buluşmadan itibaren, bizi ilgilendiren en küçük olumsuz şeyleri bile masaya yatırarak, karşımızdakinin koşarak uzaklaşması riskini göze alıyoruz demektir. Bu davranışı tekrarlayarak, ufukta yine ödümüzü patlatan yalnızlık görünse bile, bilinçdışımızda korktuğumuz bir ilişkiyi sabote ediyoruz.”

Etiketler:
Önceki Yazılar

ŞİDDET İÇEREN OYUNLAR

Sonraki Yazılar

HAYATA BAKIŞINIZI DEĞİŞTİRİN

Bir cevap yazın