cocukluk-yaralari-iyilesebilir-mi

ÇOCUKLUK YARALARI İYİLEŞEBİLİR Mİ?

 

 

Bazı hatıralar çocuklukta kalmaz, üzüntü ve acı veren içerikleriyle şimdiki zamanda varlıklarını sürdürürler. Sebep oldukları yaralar iyileşebilir mi? Psikiyatr ve psikanalist Prof. Dr. Nuray Türksoy sorularımızı yanıtladı.

Psychologies: Terapi denince akla gelen “çocukluğa dönmek” ifadesi ne anlama geliyor?

Prof. Dr. Nuray Türksoy: Psikanaliz ve psikanalitik (psikodinamik) psikoterapide “çocukluğa dönmek” diye adlandırılan durum, kişinin aklına gelenleri herhangi bir kontrole tabi tutmaksızın olduğu gibi aktarması yoluyla çocukluğa ait kimi anıların hatırlanması ve o anılara ilişkin duyguların yeniden yaşantılanmasıdır. Bu yolla psikoterapide hastanın güncel sorunlarının kökenleri hakkında farkındalığa ulaşması çözüm olanağı sağlar.

Çocukluk dönemi, yetişkin benliğin oluşumunda nasıl bir rol oynuyor?

Psikanalitik yaklaşıma göre, yapısal özelliklerin yanı sıra doğumdan itibaren bireyin deneyimleri kişilik gelişiminde belirleyici rol oynar. Doğumdan itibaren bebeğin “yeterince iyi” bakım görmesiyle sağlıklı bir ruhsal gelişim gerçekleşebilir. “Yeterince iyi” bakımdan kasıt, çocuğun gelişim evresine göre ihtiyaç duyduğu ortamın asgarisinin sağlanabilmesidir.

Çocukluk üzerine düşünmenin doğru bir zamanı var mıdır? Geç kalınabilir mi? Çünkü halihazırda az hatırlanan çocukluk dönemine ait anılar silikleşmeye başlıyor ve kişiyle çocukluğu arasındaki uzaklık gittikçe açılıyor.

Gündelik yaşam içinde pek çok kez geçmiş anıları hatırlatan, yeniden canlandıran durumlarla karşılaşılır. Psikanalitik yaklaşıma göre, küçük yaşlarda geliştirilen temel ilişki biçimlerini ya da kalıplarını birey sonraki yıllarda kurduğu ilişkilere aktarır. Yani aslında çocukluk erişkin yaşamın içinde varlığını sürdürür. Psikanalitik psikoterapi ya da psikanalizde çocukluk üzerine düşünme şeklinde bir etkinlik söz konusu olmaz. Çünkü bu tedaviler entelektüel faaliyet olmadığı için, düşünme biçiminde tanımlanması uygun değildir. Uygulanan yöntem, “serbest çağrışım”dır ve bu bir “düşünme” işlemi değildir. Bu tedavilerde hasta bir yandan serbest çağrışımla aklına gelenleri olabildiğince sansürlemeden söze dökerken, aynı zamanda analisti veya terapistiyle birlikte kendisini tanımaya yönelik bir merak ve araştırma içinde olur. Hastanın serbest çağrışımla aktardıklarıyla ilgili analist veya terapistin yorumları, hastanın güncel sorunlarıyla ilgili farkındalık kazanmasını sağlayarak bunların çözümlenmesini sağlar. Psikanaliz ve psikanalitik psikoterapi için kişinin kendi ruhsal dünyası, ilişkileri ve yaşamının diğer yönlerini anlamaya yönelik merakı olması ve psikoterapinin gerektirdiği, terapistiyle sınırları net kurallı ilişkiyi kabul etmesi ve terapi ilişkisini sonlandırana dek sürdürebilmesi gerekir. Doğru an kişinin bu koşullara sahip olduğu zamandır.

Kötü anılar bırakmış bir çocukluktan iyileşilebilir mi?

Çocuklukla ilgili kötü anılara sahip olmak bir ruhsal sorun değildir. Çocukluktaki kötü maruziyetlerin etkilerinin erişkin yaşamda süregelmesi, çocukluktakini andıran durumların erişkinlikte de tekrar tekrar yaşanması durumunda, psikoterapi gerektiren sorunun varlığından söz edilebilir. Travmatik yaşantıyı olumsuz yaşam olaylarından ayıran özelliği, travmanın kişinin o zamana dek geliştirdiği savunma yöntemleriyle baş edemeyecek kadar şiddetli ve olağan dışı olmasıdır. Bu nedenle travmayı zihin “yabancı bir madde” olarak algılar. Zihin bu “yabancı madde” gibi algıladığı yaşantıdan kurtulmak için tekrar tekrar canlandırarak aşmaya, yalıtarak zihinden uzaklaştırmaya, yaşantıyı parçalarına ayırarak gücünü azaltmaya çalışmak gibi çeşitli yollar geliştirir. Zihin bu yollarla baş etmeye çalışmasına karşın travmayı alt edemeyebilir. Böylece zihnin travmadan kurtulmak için geliştirdiği yollar süreğenleşerek, travma sonrası stres bozukluğu denilen ruhsal sorunun belirtileri olarak devam eder. Bu durumda tedavi gerekir. Psikoterapide amaç, bireyin yeniden yaşantılamayı bırakarak, çocukluk yaralarının geçmişteki kötü anılar haline dönüştürülerek zihinden uzaklaştırılmasıdır. Bir başka deyişle amaç, açık yaraların terapi sonunda yara izine dönüşmesini sağlamaktır. Böylece birey erişkin yaşamda işlevselliğini bozan yanlarını dönüştürebilir.

Çocukluk yaralarını iyileştirmeyi amaçlayan bir terapi süreci nasıl gerçekleşir?

Psikanaliz veya psikoterapide hastanın geçmişi tedavi edilemez. Güncel yaşamda kişinin işlevselliğini bozan, geçmişten getirdiği sorunları tedavi edilebilir. Bu sürecin sonunda hastanın yaşam öyküsünü yorumlamasında birçok değişiklik olur. Çocukluğunda travma geçirmiş ya da ihmal edilmiş erişkin bireyin psikoterapisinde ilk adım, terapist ve hasta arasındaki ilişkinin sınırlarının net biçimde çizilmesidir. Bu net sınırların bütün psikoterapi ilişkilerinde de kurulması gereklidir. Terapi ilişkisi sonlanana kadar bu sınırlara uyulmasını sağlamak terapistin sorumluluğudur. Travma mağduru hasta diğer ilişkilerinde olduğu gibi, psikoterapi ilişkisinde de güvensizdir. Hastanın tanı ve tedavi süreci konusunda bilgilendirilmesi, sınırları belli bir ilişki sunulması güven hissinin gelişmesi için önemlidir. Güven duygusu hastanın aklından geçenleri paylaşmasına olanak sağlar. Terapistine her şeyi anlatabileceği, yargılanmayacağı, suçlanmayacağı, sınırları net bir ilişkiyi deneyimlemesi de tedavinin önemli bir parçasını oluşturur. Travma mağdurlarının terapisinde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinden oluşan parçalar birleştirilir. Tedaviden önce baş edilemez olan travma yaşantısı, terapi sürecinin sonunda zihin tarafından “yabancı madde” olmaktan çıkarılabilir. Tedavinin sonucunda travma yaşantısı kötü anılara dönüştürülerek bir nevi küllendirilir.

 

 

Önceki Yazılar

FİLM ÖNERİSİ: THE WHITE CROW

Sonraki Yazılar

ALTUĞ ŞENEL YÜRÜMENİN ÖNEMİNİ ANLATIYOR