cocuklarin-yaraticiliklarini-gelistirmek-ve-korumak-icin-neler-yapilmali

ÇOCUKLARIN YARATICILIKLARINI KORUMAK VE GELİŞTİRMEK İÇİN NELER YAPILMALI?

 

 

Her çocuk hayata birer sanatçı olarak gelir. Peki, anne-babalar çocuklarına hayata dair yaratıcılıklarını geliştirmek ve korumak adına neler sunabilir? Klinik psikolog Dr. Olcay Güner sorularımızı yanıtladı.

Çocuklar doğuştan yaratıcı mıdır?

Yaratıcılık üzerine yapılmış pek çok araştırma bulunuyor. Bu araştırmalar gösteriyor ki bazı çocuklar diğerlerinden daha yaratıcı olarak dünyaya geliyor. Ancak, doğuştan yaratıcı biri bunun üzerinde hiç çalışmazsa, doğuştan daha az yaratıcı birinden daha geride kalabilir. Ayrıca, doğuştan daha dezavantajlı bir kişinin çalışarak ve değişik tekniklerden yararlanarak yaratıcılığını geliştirmesi mümkündür.

Elbette ki yaş aldıkça, hazır ürünler kullandıkça ve kentleşmenin getirdiği kalıplara sıkıştıkça çocukluktaki doğal yaratıcılık törpüleniyor ve giderek azalıyor. 0-5 yaş arası “Neden?”, 5-12 yaş “Neden olmasın?”, 12 yaş sonrası ise “Çünkü!” yılları olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, yaratıcılığın en yüksek seyrettiği gelişim döneminin 5-12 yaş olduğu söylenebilir.

Anne-babalar çocuklarının yaratıcılıklarını nasıl geliştirebilirler?

Kendileri de yaratıcılıklarını kaybetmedilerse ve geliştirmeye devam ediyorlarsa… Yaratıcılıkla ilgili farkındalıkları yüksekse… Yaratıcılığı sadece anne-baba tarafından değil, çocuğun çevresindeki herhangi bir “yol gösterici” tarafından da geliştirilebilir. Bu bazen bir öğretmen, bazen bir arkadaş, bir akraba, bir kardeş, bir oyuncak, bir kitap, çoğu zaman da doğanın ta kendisi olabilir. Yaratıcılık, sınırları olmayan bir eylemdir. Öğrenilmez, fakat uygun koşullar sağlandığı takdirde gelişir.

Çocuğun hangi yeteneklere sahip olduğu nasıl anlaşılabilir?

Çocuklar yetenekli oldukları alanlara dair ipuçlarını çok erken dönemlerden itibaren sergiler. Kimi doğuştan söz ustasıdır, erken konuşmaya başlar, yaşından beklenmeyecek düzeyde sözcük dağarcığına ve ifade becerisine sahiptir. Kimisi bedenini o kadar ustaca hareket ettirir ki akrobat gibidir, maharetleri şaşkınlıkla izlenir. Kimi çocuk eline kâğıt ve boyaları aldığında renkleri, sembolleri kâğıt üzerine öylesine yerleştirir ki görenleri hayran bırakır. Ancak bunu görebilmek için, çocuklara “temiz bir zihinle” bakmak gerekir. Çocuklar konusunda beklentisiz, önyargısız olmak gerekir. Çocukları proje gibi gören yetişkinler, daha en baştan onların ne olması gerektiğine hükmederek, hangi alanlarda becerili olacaklarına onlar adına karar verirler ve o alanla ilgili kurslara, özel derslere başlatırlar. Bu durumda asıl yeteneklerinin üzerini örterek görünmez kılabilirler.

Oyun oynamak çocuğun yaratıcılığını harekete geçirmek için iyi bir yöntem midir?

Oyun yaratıcılığın ta kendisidir! Oyun oynamıyorsanız, yaratıcı olamazsınız. Ama burada kastettiğimiz oyun; serbest, kendiliğinden, o anda içten geliveren oyundur. Doğaçlama bir şekilde oynayan çocukları izlerseniz, yaratıcılığı fark edersiniz. Doğaçlama oynaması için fırsatı olmayan çocukların yaratıcıkları sönmeye yüz tutar. Bir ressamı izlediğinizde, renklerle, boyalarla, sembollerle oynadığını fark edersiniz. Plansızca, akışkan bir şekilde oynar. Kendiliğinden, spontane bir şekilde dans etmek, müzik yapmak, doğaçlama drama oynamak da yaratıcılığı harekete geçirir. Burada önemli olan faaliyetin yapılandırılmamış olması ve kendiliğinden, akışa bırakılmış bir biçimde gerçekleşmesidir.

Yaratıcılığı uyandırmak için çocukla beraber oyun oynamak dışında neler yapılabilir?

Çocukların doğayla temas etmesi, yaratıcılığı geliştirmenin en iyi yollarından biridir. Doğanın yaratıcılığıyla kimse yarışamaz. Dolayısıyla, doğayı sadece izlemek dahi yaratıcılığı kışkırtır. Bir kuşun yuva yapmasını izlemek, bir tohumun nasıl filizlendiğine tanık olmak, bal peteklerinin milimetrik düzenini incelemek, karıncaların işbölümünü, gayretini izlemek, çakıl taşlarının pürüzsüz dokusunu duyumsamak, yeşilin tonlarının farkına varmak, çiçeğin mucizevi meyvelere dönüşmesini izlemek, suyun coşkulu ve dingin haller arasındaki gidiş gelişlerine tanık olmak paha biçilmez bir şekilde yaratıcılığı tetikler.

Çocukların sanat dallarından birine yönlendirilmesi önemli midir?

Sanat derin gevşeme sağlar, yaratıcılık da derin gevşemenin zirvesidir. Çocuklar sanatın farklı ifade kanallarıyla tanıştırılmalıdır. Bir çocuk tiyatro, resim, heykel, müzik, şiir, hikâye, dans gibi ifade kanalları olduğunun farkına varmalı ki kendini ve yaratıcılığını hangi kanalla ifade edeceğini seçebilsin. Özellikle anaokulu ve ilkokul başlangıç yıllarındaki tanıma ve deneyimleme amaçlı sanat faaliyetlerinin ilerideki ana seçimler için önemli olabileceğini düşünüyorum. Ancak bu faaliyetlerin az yapılanmış, doğal, akışkan, kendiliğinden ifadeye olanak veren içeriklere sahip olması da bir o kadar önemli.

Bazı ebeveynler çocukları için yoğun bir program hazırlayabiliyor: Spor, müzik, dans, resim kursu ve hatta hepsi bir arada…

Şayet kurslar, dersler yapılandırılmış kalıplar halindeyse, çocuğun kendiliğinden ortaya çıkan serbest oyun zamanlarından çalıyorsa, mecburiyet haline geldiyse ve performans kaygısı yaratmaya başladılarsa, bu kurslar çocuğun yaratıcılığını körüklemek yerine, yaratıcılığı durdurucu da olabilir. Dolayısıyla bu tür kurslar doğru seçilmiş, içeriği incelenmiş, öğreticinin doğru tutumlar sergilediğinden emin olunan çalışmalar olmalıdır.

Kurstan kursa koşmaktan dolayı bedensel ve hayali serbest oyunlara zaman kalmıyorsa, bunun bedeli büyük olur. Koşmak, zıplamak, tırmanmak, tempo tutmak yaratıcı bilimsel düşünceye de katkı sağlar. Orantı, denge, hız, tasarım, sezgi gelişir. 1-5 yaşları arasında gün içine yayılmış farklı yoğunlukta fiziksel oyunlara, 5-12 yaş arasında ise günde bir saat kesintisiz fiziksel oyuna veya egzersize kesinlikle ihtiyaç vardır. Her yaştaki çocuk için de en az bir saat serbest, plansız, programsız oyuna vakit ayırmak önemlidir.

Birçok kurumun çocuklar için sanat etkinliği bulunuyor. Bu tür birkaç saatlik etkinliklerin çocuğun gelişimine nasıl bir katkısı bulunuyor?

Bu konuda bir şey söylemek zor. Bazen sadece birkaç saatte bir çocuğa farkındalık kazandırabilir, yaratıcılığını harekete geçirebilirsiniz. Bu, süreyle değil içerikle ilgili bir konu. Bazen de aylarca süren bir çalışma öylesine yapılandırılmış ve hazır kalıplar halinde sunulmuş olabilir ki yaratıcılığı harekete geçiremediği gibi durdurabilir de. Çocuklar sanat yaparken kendinden geçiyor ve adeta akarcasına sanat yapıyorlarsa her şey yolunda demektir. Akıcılığın özellikleri şöyledir: Mutluluk, derin konsantrasyon, duygusal hareketlilik, kendini kaybetme hissi ve kişisel üstünlük hissi.

Yaratıcı etkinlikler eğlenceli, ancak anne-babalar çocuklara aynı zamanda sabırlı olmayı ve çaba göstermeyi nasıl öğretebilir?

Yaratıcı işlerle uğraşan çocuklar bilirler ki yaratıcılık zaman ister. Bir tohuma “Hadi ama hadi…” diyerek onu filizlendiremezsiniz. Tohumu toprağa ektikten sonra sulamanız, güneş almasını sağlamanız, havalandırmanız ve sonra mutlaka zamana bırakmanız gerekir. Zamanı geldiğinde filiz topraktan fışkırır. Doğada hiçbir şey zamanından önce ortaya çıkmaz. İçimizdeki zaman doğanın zamanına ayak uydurmalıdır. İçimizdeki zaman hızlandıkça, doğadan uzaklaşırız, aceleci, hızlı olmayı arzularız. Yeterince hızlı olmayan şeyler karşısında sabır gösteremeyiz. Bu da yaratıcılığı sınırlandırabilir. Bir şey yaratırken de gereğinden fazla hızlı olursak sonuçtan memnun kalmayabiliriz.

Çocuğun yaratıcı olmasının önüne ne geçebilir?

Hazır, yapılandırılmış ürünler ve doğadan uzak kalmak! Bir çocuk sadece oyuncakçıdan alınmış, nasıl oynanacağı içinde yazılı ve hazır oyuncaklarla oynuyorsa, yaratıcılığının önü kesilebilir. Çocuk kendisine tarif edilmeyen bir oyunu oynayamaz hale gelir. Bu çocukların sıklıkla kullandıkları kelimeler ve cümleler vardır: “Sıkıldım!”, “Şimdi ne yapacağız?”. Bu çocuklar sıkılmanın korkunç bir boşluk olduğunu düşünürler. Oysa sıkılmak çok değerlidir. Sıkılan çocuklar yepyeni oyunlar yaratırlar. Objeleri, nesneleri farklı bir gözle görürler. Boş bir ayakkabı kutusunu araba yapıp olağanüstü yerlere yolculuklar yapan bir çocuğun içinde bulunduğu ruh hali kadar büyük bir zenginlik yoktur. O kutu dünyanın en pahalı oyuncağından bile daha değerli olabilir.

 

 

Önceki Yazılar

BİBLİYOTERAPİ: OKUMANIZ GEREKEN KİTAPLAR

Sonraki Yazılar

İLİŞKİNİN ÜÇ DÜŞMANI