cocuklarda-duygusal-zeka-gelisimi (2)

ÇOCUKLARDA DUYGUSAL ZEKA GELİŞİMİ

 

 

Bir çocuğa, kendiyle ve diğerleriyle uyum içinde yaşamayı öğrenmesi için duygularından yararlanmayı nasıl öğretebiliriz?

1990’lı yıllarda, iki Amerikalı akademisyen psikolog John Mayer ve Peter Salovey, devrimci bir kavram üzerinde çalıştılar: Duygusal zekâ (IE) yani duyguyu algılama, içselleştirme ve düşünceye dahil etme; duyguları anlama ve kişisel gelişim için kontrol edebilme. Psikolog Daniel Goleman tarafından popülerleştirilen kavram; kişisel gelişim, iş ve hatta okul hayatının vazgeçilmezlerinden.

“Duygusal zekâ olmadan zekâdan söz edilemez. Genelde duygunun zihni körleştirdiği ve gerçeklik algısını bozduğu düşünülür. Oysa duyguyu kabul ettiğimizde ve değerlendirmeye eklediğimizde, kendimizi ve diğerini daha iyi anlamamıza yardımcı olur; dolayısıyla daha iyi hareket etmeye de” diyor psikanalist Philippe Grimbert. Duygusal zekâ, öncelikle kendimizle olan, sonrasındaysa çevreyle kurduğumuz ilişkide gerekli bir unsur. “Bilinçdışı ve savunucu tepkilerden kaçınmamızı sağlar. Düşünmeye ve ayrım yapabilmeye davet eder.” Kendimizde kabul etmediklerimizi, bir tür psikolojik ekonomi yaparak diğerine yansıtırız. Duygular sayesinde kendimiz, diğeri ve dünya üzerine bakışımız daha adil hale gelir; saygı, tolerans, ilgi gibi. Grimbert, “İç dünyamız bu şekilde açılabilir ve zenginleşebilir” diyor ve ekliyor: “Örneğin sanata olan ilgi de öncelikle duygusaldır.” Yani söz konusu olan doygun bir hayat için anahtar bir beceri. “Hiç sıkılmayan bir çocuk hiperaktife dönüşebilir. Kıskançlık hissetmeyen arzusuz, ufuksuz olabilir. Utanç duygusunun eksikliği bir tür sapkınlığa yöneltebilir.” Sonuç: Buradan duygusuz çıkış yok. Ancak, duygular herkes tarafından hissedilse de, duygusal zekânın gelişimi açısından aynısı söylenemez. Edinilmiş olarak görülür. İşte ebeveynlere de görev burada düşüyor hatırlatmasında bulunuyor Philippe Grimbert.

Ruh hallerini anlayalım

Maalesef, sosyal olarak negatif değerlendirilen ifadelere ket vurmak ilk tepkimizdir. Özellikle de çocuğun duyguları, bizimkileri aynalayarak su yüzüne çıktığında. Durumu önemsizleştirenlerin (“Üzerinde durmaya değmez”), reddedenlerin (“Korkma”), kibarca dalga geçenlerin (“Kaç yaşına geldin ama…”) ya da ahlak dersine çevirenlerin (“Utanmalısın, kıskançlık çok kötü bir huydur”) sayısı çoktur. Philippe Grimbert’e göre, bunların hepsi yanlış. “Bu sözlerin yanı sıra bakışlarımız, duruşumuz, ses tonumuz çocuğa yaşadığının tam tersini söyler. Bu da onun kafasını karıştırır ve sakinleşmesini sağlamaz.” Yargıda bulunmaktan ve hemen çözümler aramaktan kaçının; özellikle de surat asmasının önüne geçmek için.

Empati ve mesafeden yararlanalım

İlk olarak, çocuk ağladığında veya bağırdığında, söz konusu üzüntü veya öfkenin bize değil, ona ait olduğunu akılda tutarak mesafeli duralım. Eğer dertlerimizin en büyüğü, davet edilmediği Kerim’in doğum günüyse, bu kritik bir meseledir! Philippe Grimbert, kendini sorgulayarak empati göstermeyi tavsiye ediyor: Ne hissediyor ve sebebi ne? Problemini ciddiye alalım ve onu anladığımızı, üzüntüsünü veya öfkesini paylaştığımızı gösterelim. “Bu şekilde kendisi de duyguları yersiz ve kötü olarak değerlendirmek yerine doğal ve yararlı görür.”

Duyguları isimlendirelim

“Çocuk yaşadıklarını açıklayabilecek kelimelere sahip değildir, çok sıklıkla da hissettiklerini açıklayamaz bile. Sözle anlatılamaz olanı ifade etmek için anlam taşıyan fiziksel belirtiler buradan kaynaklanır” diyor Grimbert. O zaman söz sırası almanın sırası ebeveyne gelmiştir, basit bir şekilde, “Üzgün olduğunu görüyorum” demek yeterlidir. Duyguyu tanımlamak ve isim vermek, çocuğu dile ve sosyal çevreye tekrar entegre etmeyi sağlar. Anlam kazandırır ve rahatlatır. Ayrıca bu, çocuğa duygusal gramer öğretmeye başlamak için en iyi yoldur ve buna başlamanın yaşı yoktur. “Ve hatta bunu, çocuk konuşmayı öğrenmeden önce bile yapabilirsiniz; çocuklaştırmadan, doğru, adil, samimi sözler sarf ederek. Diğerlerinin ve tabii ki kendimizin de duygularını adlandırmaktan çekinmemeliyiz.” Böylece her biri yaşadığı duyguların farkına varmayı ve beraber düşünmeyi öğreniyor.

Duygularıyla başa çıkmasına yardımcı olalım

Bu çalkantılı dönemi atlatabilmesine yardımcı olmak için, konuşmaya devam etmek gerekir. “Aile arasında konuşmak birçok problemi çözebilir” diyor Philippe Grimbert. Çocuğu, hissettiğini, düşündüğünü, bedeninde ne yaşadığını söylemeye davet edelim. Biz de onun yaşındayken yaşadığımız korkularımızdan bahsedebiliriz.” Ama duygular çok yoğun veya çok sık olduğunda, çocuk derin kaygıya düştüğünde (şiddetli korku), kinlendiğinde (çok kızgın) veya depresyona girdiğinde (çok üzgün) ne yapmalı? “Burada da, diyalog başlatalım. Sorular soralım, açıklamalar önerelim, hayatında ne olduğu hakkında düşünelim. Eğer duygusal taşmalar devam ediyorsa, onun için çok acılı olanı ifade etmesine nasıl yardımcı olacağını bilen bir terapiste danışmaktan kesinlikle çekinmemeli.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRECEK 30 TÜYO

Sonraki Yazılar

ÖFKE NASIL KONTROL EDİLİR?