cocuk-ve-ergenlerin-bireysellesme-surecleri

ÇOCUK VE ERGENLERİN BİREYSELLEŞME SÜREÇLERİ

 

 

Çocuklara ve ergenlere tek başına ayaklarının üzerinde durmayı nasıl öğretmeli? Uzman gelişim psikoloğu Ayşe Başak Erk, çocuk ve ergenlik çağındaki gençlerin anne-babadan ayrışma ve bireyselleşme süreçlerinde dikkat edilmesi gereken noktaları paylaşıyor.

Bebeklik

Bebek dünyaya geldiğinde, annesiyle dokuz ay aynı bedeni hem fiziksel hem de duygusal olarak paylaşmış olması ve doğumdan sonra aralarında daha da pekişecek özel ilişki nedeniyle, kendisini annesiyle bir hisseder. Uzman gelişim psikoloğu Ayşe Başak Erk, anne ve bebeğin başlangıçtaki bu birlik yaşantısını ve ardından gelecek ayrışmayı şöyle anlatıyor: “Hamilelik döneminde, anne ve bebek aynı bedende fiziksel ve duygusal gelişimlerini gösterir. Anne beslendiğinde bebek beslenir, hissettiği duyguları bebek de hisseder. Doğum ile ilk ayrışma gerçekleşir. Bu ayrışma sadece bedensel değildir, ruhsal bir ayrışma söz konusudur. Ebeveynlerin zihinlerinde tasarladıkları bebek, doğduktan sonra kucakladıkları bebekten farklıdır.” Sonrasında, bebeğin benliğinin inşa edilmesini sağlayacak anneden (veya bakıcı kişiden) ayrışma süreci yavaşça başlar ve gelişerek devam eder. “Bebeğin ağlamasına doğal olarak ebeveyn anında yetişememeye başlar. Bebeğine ulaşana kadar bir-iki dakika ona seslenerek güven verir. Böylece bu senkron farkıyla bebek kendisinin ayrı bir birey olduğunu fark etmeye başlar. Ben-öteki, iç-dış, kendi-kendi olmayan ayrımları oluşur. Bu bebekte hayal kırıklığı yaratır, fakat aynı zamanda duygusal bağışıklığının güçlenmesini ve bireyselleşme sürecinin başlangıcını belirtir.” Bu ayrılık sürecinde çocuk, annesi ve kendisi arasında yer alacak bir nesneye bağlanmaya başlar. “Ayrılığı kolaylaştırmak için geçiş nesnesinin önemi büyüktür. Geçiş nesnesi çocuk tarafından yedinci ve sekizinci ay dolaylarında seçilen bir pelüş hayvan, battaniye, araba olabilir.” Ayrılığın diğer en önemli etabı da, çocuğun artık dış dünyanın keşfine çıkmasını sağlayacak olan ilk adımlardır. “Bebek özellikle 18’inci ve 24’üncü ay arasında yürümeye başlayarak ayrılık kaygısı deneyimler. Bu dönemde güven üssü olan ebeveynlerinin ulaşılabilir olduğu alanlarda dış dünyayı keşfetmek ister.”

Çocukluk

Bir sonraki bireyselleşme adımı çocuklukta atılır. Ancak çocuğun anne-babasından ayrışabilmesi ve bireyselleşmesi için alan açılması gerekir. Ayşe Başak Erk, bu sürecin uç noktalarda gerçekleşmemesi gerektiğini vurguluyor: “Sağlıklı bireyselleşme için ebeveynin aşırı varlığından ve aşırı yokluğundan kaçınılması gerekir.” Çocuğun hem yaşına hem de gelişimine uygun sorumluluklar verilmesi özgüvenini destekleyerek bireyselleşme sürecini destekler. Örneğin çocuk 2-3 yaşında oyuncaklarını kutuya koyabilir, kirli kıyafetlerini çamaşır sepetine atabilir. 4-5 yaşlarındaki çocuk sofrayı kurabilir, buzdolabına meyve ve sebzeleri yerleştirebilir. 6-7 yaşında evcil hayvan besleyebilir, markette alışveriş listesini takip edebilir. 8-9 yaşında temiz kıyafetleri dolaba yerleştirebilir, bulaşıkları yıkamaya yardımcı olabilir. Bireyselleşmenin gerçekleşeceği bir diğer önemli alan da çocukların daha çok insanla iletişime geçtiği, yaşıtlarıyla sosyalleştiği ve oyuna odaklandığı anaokuludur. Ayşe Başak Erk, bu çevrenin çocuğa katkılarını şöyle açıklıyor: “Ebeveynden aşamalı olarak ayrışan çocuk artık belirli sürelerle öğretmeni ve arkadaşlarıyla keyifle zaman geçirebilir. Bu zamanlarda ihtiyaçlarını ve isteklerini ifade edebilir. Akranlarıyla oyun oynama ve sorun çözme becerilerini geliştirir. Aynı zamanda, yemek, kıyafet ve oyun seçimlerinde isteklerini daha net belirterek kendisini ortaya koyar.”

Okul dönemi

Okula başlamak çocukları hem gururlandıran hem de endişelendiren bir aşamadır. Bazen gözyaşları da bu sürece dahil olur. Burada anne-babanın kendi endişelerini kontrol altına alması gerekir. Çocuğun arkasına saklanmasına izin vermek, dünyanın tek başına yüzleşmek için çok tehlikeli bir yer olduğu imajını verebilir. Aynı şekilde, ağladığında azarlamak da çözüm değildir. Ayşe Başak Erk, çocuğun bazı durumlarda yoğun kaygı yaşayabileceğini ve okula alışmakta güçlük çekebileceğini vurguluyor. Kardeş doğumu, boşanma, ev içindeki sınırların bulanık olması, erken dönem sıkıntıları, düzensizlik, gelişimsel olarak hazır olmama ve ailenin uygun olmayan beklentileri okula alışma sürecini zorlaştırabilir.” Ayrıca Erk, çocukların okulda neler yaptıklarını ebeveynlerine anlatmak istemediklerine dair gözlemini paylaşıyor: “Bu durumun nedeni, okulda yaptıklarının kendilerine ait ve paylaşımlarının kendi kontrollerinde olduğunu hissetmeleridir. Bu süreçte çocuğa saygı duyulmalıdır. Birkaç farklı soru denenebilir; örneğin ‘Bugün yardım ettiğin biri oldu mu?’, ‘Bugün okulda en komik şey neydi?’ gibi. Soru sormadan önce mutlaka kendi gününüzü kısaca çocuğunuzla paylaşın.”

Ergenlik

Önce ortaokulda, sonra liseye geçişle beraber ergenliğe giren çocukların ilgi alanları değişir. Arkadaşların büyük önem kazandığı, evden ve okul hayatından daha ilgi çekici hale geldiği bir dönemdir. Ebeveynler bu dönemde çocuklarının onlardan uzaklaşması, hata yapması ve acı çekmesi hakkında endişelenir. Öte yandan, özgürleşme ve kendi kimliğini kazanma arzusu içinde bulunan genç birey ebeveynleriyle çatışmaya girebilir. Uzman gelişim psikoloğu Ayşe Başak Erk bu dönemi, “Ben kimim?” sorusuna yanıt aranan, otoriteden bağımsızlaşılan, yeni özerk bir kimlik yaratma çabasıyla kaotik bir dönem olarak tanımlıyor. “Birey fiziksel ve duygusal değişimlerle hem çocuk hem de genç olmak arasında gidip gelir. Ebeveynini en güçlü ve en becerikli görürken şimdi onları eleştirir, onlarla çatışır. Ergen, hem çocuksu bedenini hem de çocukluktaki ebeveyn imgelerini kaybeder. Bu dönemde çatışmadan ayrışmanın olamayacağını unutmamak gerekir. Çatışmalarla kendi fikirlerini oluşturmaya çalışır, ihtiyaçlarını ve isteklerini keşfeder, denemeler yoluyla kendini geliştirmeye çalışır.”

Yuvadan uçuş

Çocuklar yuvayı terk ederken, anne-babalar evlerinde ve hayatlarında boşalan yeri başka bir şekilde doldurma ihtiyacı duyarlar. Boşluk, yalnızlık ve özlem duygularıyla başa çıkmak zorunda kalırlar. Üzüntüleri ve korkuları kabul etmek, onları yatıştırmaya yardımcı olur. Gitmemişler gibi yapmak yerine (her gün telefonla aramak, evine yemek yapmaya, çamaşır yıkamaya gitmek vb.), daha az sıklıkta ama düzenli destek vermek (ayda bir akşam yemeğine davet etmek, evinde büyük bir tamirata yardımcı olmak vb.) ilişkiyi daha dengeli olarak tekrar kurmayı sağlayabilir. Ayşe Başak Erk ebeveynlere kendi hayatlarına odaklanmaları ve sosyalleşmelerini öneriyor. “Çocukları evden ayrılan ebeveynler kayıp ve yalnızlık duygusu deneyimleyebilirler. Daha amaçsız hissedebilir, duygu durumunda değişiklikler, kayıp hissi ve kaygı yaşanabilir. ‘Boş yuva’ sendromu denilen bu durum, yaşam içerisinde doğal olan bir geçiş sürecidir. Anne-baba önce 1 yaş ebeveyni olmayı öğrenir, sonra 6 yaş çocuğunun ebeveyni, 15 yaş ergen ebeveyni ardından ise bir yetişkinin ebeveyni olmayı öğrenir. Ebeveynlerin kendi yaşamlarında onlara keyif veren yeni alanlar keşfetmesi, sosyalleşmeleri ve daha önce zaman ayıramadıkları etkinliklere katılmalarıyla süreç içerisinde geçiş sağlanır. Sonuçta, hem çocuklar hem de yetişkinler için, Ayşe Başak Erk’in de belirttiği üzere, ayrılıkla ilgili kaygılar ancak ilişki ve güven içerisinde, endişeleri azaltabilen birine yaslanabildiğiniz kadar azalır.

 

 

Önceki Yazılar

ATIKSIZ HAYAT HAREKETİ

Sonraki Yazılar

TÜRKİYE MUTLULUK SIRALAMASINDA GERİLEDİ