“cocuk-sahibi-olamiyorum” (2)

“ÇOCUK SAHİBİ OLAMIYORUM”

 

 

Her ay bir Psychologies okuru Psikiyatr ve Psikanalist Robert Neuburger’le ön görüşme yapıyor. Bu ayki okuyucumuz 38 yaşındaki Brigitte.

“Çocuğum olmuyor. Bunu annemle kötü bir ilişkim olmasına bağlıyorum. Yardım almam gerektiğini düşünüyorum ama hangi tip terapinin bana derman olacağını bilmiyorum” diye söze başlıyor Brigitte. “Geçmişte birçok psikiyatrla görüştüm. Bana EMDR (Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme terapisi) veya hipnoz önerdiler.” Robert Neuburger, “Neden? Travmatik bir geçmişiniz mi var?” diye soruyor. 

Brigitte: Sekiz yaşındayken, dayımın cinsel istismarına uğradım. 25 yaşındayken, babamı kaybettim. Yas dönemim boyunca, cinsellik isteğim bir belirip bir kayboluyordu. O dönem görüştüğüm kişi bana tecavüz etti. Şimdi, altı senedir biriyle birlikteyim. Her şeyin geride kaldığını düşünürken, geçen yıl düşük yaptım ve sorunlarım yeniden başladı. Bugüne kadar aldığım terapilerin sorunlarıma tam olarak hitap etmediğini düşünüyorum ve kendime en uygun olanını bulmak istiyorum.

Robert Neuburger: Bugüne kadar birçok girişimde bulunmuşsunuz…

B.: Evet. Psikolojiye olan ilgim ailemden geliyor. İki kız kardeşim de psikolog oldu ki bu bence bir tesadüf değil. Tek farkımız onların evli ve çocuklu olması. Ben evliyim ama çocuğum yok. Annemle en anlaşamayanları da benim. Bebeğimi kaybedince, bulunduğum hastanedeki psikologla görüştüm ve ona bebeğimden değil, annemden bahsederken buldum kendimi.

R. N.: Ne anlattınız?

B.: Annemin, bebeğimi kaybetmemi çok stresli olmama bağladığını ve bunun benim hatam olduğunu düşündüğünü söyledim. Bu düşüncesi hiç hoşuma gitmemişti çünkü. Zaten sonrasında ilişkimiz daha da kötüleşti. Hatta bir keresinde neredeyse kafasına bir şey atacaktım, beni kocam durdurdu. Bir yıldır görüşmüyorum annemle ama sesi hep kafamın içinde bana musallat oluyor.

R. N.: Çocukken annenizden sevgi gördünüz mü?

B.: Hayır, hiç görmedim. Benim hep sulugöz olduğumu ve onu yorduğumu söylerdi. Kız kardeşlerime hep sevgi gösterdi. Dokuz yaşında âdet görmeye başladığımda, bana sarılmayı bıraktı. Âdet gören kızlara sarılmamak gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden o dönem babamla yakınlaştım. Çocukluk fotoğraflarımda da hep babamlayım. Annemle hiç poz vermezdim.

R. N.: Fiziki olarak ailede en çok kime benziyorsunuz?

B.: Hep babama benzemişimdir ama geçen yıldan beri korkunç bir şekilde anneme benzemeye başladım. Bebeğimi kaybettikten sonra, ne zaman aynaya baksam annemi görüyorum. Sanki ben artık yokmuşum, içim boşalmış gibi… (Ağlıyor)

R. N.: Mesleğiniz nedir?

B.: Devlet memuruyum. Zor sınavları başarıyla verdim. Buna rağmen annem hiçbir şeyi başaramadığımı söylüyor. Neye yeltensem başarısızlıkmış. Bu doğru değil, çünkü önemli bir unvanım var. Özel hayatımda da mutluluğu yakaladım. Eşimle gerçek bir aile kurmak istiyorum. Hamile kaldığıma göre tıbbi bir sorun yok demektir. Yine de dört kez tüp bebek denedik ama sonuç alamadık. Bence beynim bedenimin kontrolünü ele geçirdi ve onun düzenini bozuyor. Bedenimin benim iradem dışında çalışması ilk kez olmuyor. Örneğin duygularımı kontrol edemediğim dönemde, bu yüzden çok kilo almıştım. Kilo alışlarım hep yaşadıklarımla ilintili oldu. İşsiz kalışım, babamın vefatı, bebeğimi kaybetmem… Her seferinde 10’ar kilo aldım; hem de iştahsızlığıma rağmen! Annem duygularımı kontrol edemediğimi söylüyor. Bu da adil değil, çünkü asıl o duygularını kontrol edemeyen bir kadın. Dayımın cinsel istismarından beri hayatımdaki her şey ters gidiyor sanki. Hem fiziki hem de ruhsal olarak iyi hissettiğim tek dönem, kendi isteğimle beş yıl ailemden uzakta, yatılı okulda geçirdiğim dönemdi.

R. N.: Çok şey yaşamışsınız. Anneniz sizi hep suçlu hissettirmiş.

B.: 25 yaşındayken, anneme çocukken dayımın istismarına uğradığımı söyledim. Beni yalancılıkla suçladı ve babama bunu söylemememi, bunun onu öldüreceğini söyledi. Ben de söylemedim. Annem çocukluğundan hiç bahsetmez. Bence ailesi onu sevmiyordu ve kötü davranıyordu. 1980 yılında ailesiyle iletişimini kesti. Bize de onlarla görüşmeyi yasakladı.

R. N.: Eşinizle nasıl tanıştınız?

B.: Babamın vefatından sonra kafama dank etti. Onun arkadaşı olan bir çiftle tanışmıştım ve evlilikleri beni çok etkilemişti. Onlarınki gibi bir hayat istediğimi fark ettim. Başlarda kaybolmuş gibi hissettim. Başı sonu olmayan maceralara atıldım. Hiçbir değerim olmadığını düşünüyordum. Sonunda işte o bahsettiğim kişinin tecavüzüne uğradım. Kötü birine denk gelmiştim. Bu olayda kafama ikinci kez dank etti. Saçma sapan davrandığımı gördüm ve bir psikiyatra gitmeye başladım. Eşimle tanışınca psikiyatrı bıraktım.

R. N.: Aşk terapisi… Hiç de fena bir terapi yöntemi sayılmaz.

B.: Öyle mi dersiniz? Evet, doğru. Eşimle tanıştığımda “çift” olmanın anlamını anladım. Neye yaradığını, neden iyi olduğunu… Eskiden babamla öyle güçlü bir ilişkim vardı ki sevgiliye ihtiyacım olmadığını düşünürdüm.

R. N.: Aslında ne babanızın vefatının ne de uğradığınız tecavüzün üzerinizde sadece olumsuz etkileri olmamış.

B.: Evet, sanki beni harekete geçirmek için başıma gelmiş gibi her şey.

R. N.: Kesinlikle ve bence siz bugün harekete geçmeye niyetlisiniz. Tıbbi bir sorununuz olsa, bu sizi harekete geçirecek ve çocuk sahibi olabilecek gibisiniz. Sanki şimdilik bir bekleme sürecindesiniz. Annenizin ölmesini veya başka bir şey olmasını bekliyorsunuz. Sizi azat edecek, sıçrama yapmanızı sağlayacak bir şeyi… Çünkü sizde hasar bırakan ve ilerlemenizi engelleyen şeyler yaşamışsınız; sekiz yaşında yaşadığınız istismar gibi. Annenizin sizi yalancılıkla suçlayan tepkisine dönecek olursak, bu konuyu bir daha açtı mı?

B.: Hayır, ben bir kez daha açmıştım sadece. Çünkü bebeğimi kaybettiğimde, beni sorumlu tutmuştu.

R. N.: Sizi kötü hissettirmekte annenizin üstüne yok. Neredeyse annenizin sizi rakip olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Belki de babanız size olan ilgisini bu kadar göstermemeliydi. Sanırım aralarında gergin bir ilişki vardı. Siz de arada sıkışmışsınız. Diğer sorun ise yaşadığınız olumsuzluklardan daha kötüleşmiş halde çıkmanız. Her krizde aklınız ve bedeniniz sizi yönetmiş. Her şey yolundayken, ayrı hareket ediyorlar. Seviliyorsunuz, seviyorsunuz ve bebeğinizin kaybı ilginç bir şekilde annenizle aranıza mesafe koymanıza vesile olmuş. Ondan vazgeçmişsiniz, çünkü artık hiçbir beklentiniz kalmamış. Bu üzücü olsa da aşırı derecede önemli etkileri olmuş.

B.: Ama yine de terapi almalıyım, değil mi?

R. N.: Evet, bence iyi olur. Tavsiye almaya ihtiyacınız yok. Hayatınıza yön vermekte iyisiniz, ancak birinin sağduyu ile sizi dinlemesine ihtiyacınız var. Böylece yüzeye çıkmak için dibe vurmayı ve annenizden kopmayı beklemenize sebep olan çelişkiden kurtulabilirsiniz. Aslında size olan davranışlarına bakacak olursak, bağları koparmak istemeniz anlaşılabilir bir durum.

Gizlilik sebeplerinden dolayı isimler ve bazı bilgiler değiştirilmiştir.

BİR AY SONRA

Brigitte: “Doktorun ortaya koyduğu tespitler beni anında rahatlattı. Dinlendiğimi, sözlerime önem verildiğini gördüm. Dibe vurma refleksim olduğunu görmek beni çok etkiledi. Ebeveynim hakkında söylenenler ise önce beni sarstı, hatta sonraki günlerde beni olumsuz etkiledi, fakat sonra bunların haklı görüşler olduğunu düşündüm. Sanki bir şeylerin üstündeki o örtü kalktı. “Sağduyu ile dinlenme” vurgusu beni çok etkiledi. Ön görüşmeden sonra bir terapiste gitmeye başladım ve onun beni içtenlikle dinlediğini gördüm.”Robert Neuburger: “Çocukluğunda sevgi görmemiş her birey gibi Brigitte de kendi varoluşunu gerçekleştirmek zorunda. Bugüne kadar uyguladığı yöntem onu hep acı çekmeye itmiş. Yüzeye çıkmak için sorunlarıyla dibe vurmayı seçmiş. Böylece var olduğunu hissetmeye ve bedeniyle duygularını barıştırmaya çalışmış. Bu noktada, çocuk yaşta tecrübe edilen cinsel istismarın bedenle duygu ve düşünceler arasında ne derin kopukluklara sebep olduğunu vurgulamak gerekir. Sanki Brigitte harekete geçmemek için kendini donduruyor ve sahip olduğu gücün ortaya çıkması için her seferinde çok kötü bir olayın gerçekleşmesini bekliyor. Aslında kötü deneyimlerle başa çıkmasını sağlayan şey içinde sahip olduğu kapasitenin ta kendisi. Bunun adı dayanıklılıktır. Artık Brigitte’in kendi dayanıklılığının farkına varması gerekiyor. Bunun sayesinde travmadan çıkarak bedeni ile zihinsel dünyası arasında barış sağlayabilir.”

Yazı: Aude Merieux

Fotoğraflar: Bruno Levy

Çeviri: Hazal Louze

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

PARFÜM ÖNERİLERİ

Sonraki Yazılar

HAYALLERİNİZE ULAŞMANIZA YARDIMCI OLACAK ÖNERİLER